DURUP DÜŞÜNMEK
Anlamak için durmak gerekir. Hız içinde yaşarken çok şey görür, çok şey duyarız; fakat gördüklerimizin çoğu bize uğramadan geçer gider. Göz değer, gönül değmez. Modern insan, önünden akıp giden görüntülerin seyircisidir; her şeye bakar, pek az şeyi görür.
Oysa bir şeyi görmek, ona bakmakla bitmez; onun yanında bir müddet kalmayı, ona vakit vermeyi gerektirir. Kalmak, bir tür ikramdır. Karşımızdakine vaktimizi, dikkatimizi, ömrümüzden bir parçayı ikram ederiz.
Düşünce, su gibi, aktığı yerde değil durduğu yerde derinleşir. Bir insanı, bir sözü, başımızdan geçen bir olayı hemen yorumlamaya, hemen bir yere yerleştirmeye kalkmadan üzerinde biraz durduğumuzda, ilk bakışta fark edemediğimiz ayrıntılar kendini göstermeye başlar. Bir yüzde okuyamadığımız bir keder, bir cümlenin altında gizlenen bir sitem. Bir olayın bize fısıldadığı ders. Bunlar aceleci bir bakışa açılmaz. Bazı şeyler ancak zaman verildiğinde açılır; tıpkı bazı çiçeklerin ancak gecenin sükûnetinde açması gibi.
Bugün asıl güçlük de burada. Sürekli yeni bir görüntüye, yeni bir habere, yeni bir düşünceye geçiyoruz. Parmağımız ekranı kaydırırken zihnimiz de bir şeyden ötekine savruluyor. Zihnimiz hep hareket hâlinde, dikkatimiz ise giderek daha kısa sürelerle bir yerde kalabiliyor. Bir sohbetin ortasında telefona uzanan el, bir manzaranın önünde fotoğraf çekip yürüyüp giden adım aynı huzursuzluğun tezahürleri. Hızın vaat ettiği şey çokluk. Kaybettirdiği şey ise derinlik.
Çok şeye sahip olup hiçbirinin tadına varamayan bir zamanın çocuklarıyız.
Tefekkür, bu akışın içinde durup gördüğümüz şeyle biraz vakit geçirebilmektir. Eskiler buna "durup düşünmek" demiş; Arendt de düşünmenin ancak bir "dur ve düşün" ânıyla mümkün olduğunu söyler. Tefekkür, dünyayı yavaşlatmak değil, kendimizi yavaşlatmaktır. Akıntıya kapılmış bir yaprak gibi sürüklenmek yerine akıntının kıyısında duran bir taş olabilmektir. Kalbe bir şeyin dokunması için, önce o şeyin kalbe ulaşacak kadar orada kalması gerekir.
Hız daha fazlasını görmemizi sağlar; durmak, gördüğümüzü anlamamıza yardım eder. Asıl mesele gördüğümüzün bizde bir iz bırakmasına izin vermektir.
Günün Notu;
Belki de bu yüzden, göremediğimiz tüm ışıklarda hayat bize hep aynı mesajı fısıldıyordu;
Ne olursa olsun, frekansını değiştirme.
İnsan kal. İnsan kal ki tarih bir daha tekerrür etmesin.
GAZZE : UNUTULMUŞ ACININ GÖLGESİ - Yusra AYDIN https://t.co/YMInm9oWVc
Ahhh Gazze!
Ne yazık ki adamlığı ve Müslümanlığı sadece laftan ibaret olan bizim gibilerin olduğu bir zamana denk geldin!
Özür diliyoruz senden!
Harekete geçemediğimiz ve geçiremediğimiz için...
Etkili ve yetkili mercilere sözümüzü duyaramadığımız için...
Değil cihada sana bir yudum su getiremediğimiz için...
Özür diliyoruz senden ve senin aziz evlatlarından...
#GazzeAçlıktanÖlüyor Gazzeliler aç yatmıyor, aç ölüyor...
"Komşusu aç yatan bizden değildir" demişti Peygamberimiz (sas) ...
Aç ölene sessiz kalana kim bilir neler diyecek?
İnsan olmaktır görevimiz; çağa kapılmamak, kötülüğün oyunlarına gelmemek, kötülüğün yöntemlerine tevessül etmemek, sesimiz zamanda yankısını buluncaya kadar bir kere daha, bir kere daha, bir kere daha tastamam insan olmak...