2 Boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 çevre yolu özelleştirme kapsamına alındı.
Bu karar, ne anlama geliyor?
Özelleştirme deyince akla ilk olarak mülkiyet satışı geliyor ama bu kapsamdaki köprü ve yolların mülkiyeti değil satış hakkı 30 yıl süreyle devredilecek.
Bu işletmelerin mevcut haliyle toplam yıllık geliri 600 milyon dolar, yarısı işletme ve bakım masraflarına gidiyor.
Özelleştirme İdaresi, bu kararla geliri değil hizmet kalitesini, verimliliği arttırmayı, bakım ve yatırımları hızlandırmayı amaçladıklarını söylüyor.
Kanaatime gelince.
İdare için gerekli hatta zorunlu uygulama olabilir.
Ancak, özelleştirme sonrası köprü ve yol tarifeleri rutin artışın üzerine çıkarak fahiş hale gelirse kamuoyuna izahı zor olur.
Ağır siyasi sonuçlar doğurur.
Kaldı ki karara baktığımızda özelleştirme işlemlerinin 31 Aralık 2031 sonuna kadar tamamlanması gerekiyor.
Yani uygulamanın sonuçlanması için 5 yıldan fazla süre var.
Hayat pahalılığının gündemin zirvesinde olduğu süreçte; vatandaş için “ek külfet” olarak görülebilecek bir uygulamayı izah etmenin zorluğuna dikkat çekmek isterim.
Arif Kocabıyık tır dorsesinde yurtdışına kaçarken yakalanmış.
Elinde mikrofonla ve ısrarla hakaret etmediği kimse kalmamıştı.
Onun için söyleyecek çok sözümüz var.
Başlasak kelimeler kifayetsiz kalır.
Yine de şu görüntüleri izleyince üzüldüm.
Fare gibi tır dorsesine gizlenmiş.
İnsan hiç mi akıllanmaz arkadaş.
Herkes bana “Bankamatik faresi” lakaplı Arif Kocabıyık’ın bir TIR dorsesinde yurt dışına kaçarken yakalandığı anın videosunu atıyor…
Düşene vurulmaz.
Oh olsun falan da demiyorum. Sadece onun ad��na değil ama ailesi adına üzüldüm.
Arkadaşlar bu insan kelli felli siyasetçiler tarafından yoğun şekilde kullanıldı. 6 ‘lı masa günlerinin sokağı sosyal medyadan kaşımak için sahaya sürülmüş onlarca sokak röportajcısından biriydi.
Cehaleti, o cehaletin verdiği saldırganlığıyla herkese fütursuzca ve hiçbir seviye kaygısı taşımadan saldırdı.
Saldırması için anlı şanlı belediye başkanlarının çok önemli basın danışmanları tarafından fonlandı.
O kadar cahildi ki, herkesle mahkemelik oldu. İyi Parti’den vekil olmak istedi. Çünkü açılan davalardan kurtulma şansı kalmamıştı.Tabii ki yapmadılar.
Bir süre sonra o çok güvendiği, sık sık resim çektirdiği genel başkanlar, parti yöneticileri , basın danışmanları telefonlarını açmaz oldu.
Çünkü o artık kullanım ömrü dolmuş, mesafe konulması gereken biriydi.
Bu insanı bu hale getiren ve kullanıp atan siyasetçiler, basın danışmanları asıl suçlulardır. Arif Kocabıyık onlardan daha masumdur.
Allah yardımcısı olsun.
Not: Dünyanın hiçbir yerinde eline mikrofon alıp sokak röportajcısı adıyla milleti birbirine düşüren tiplere izin verilmez. Bizde niyeyse göz yumuldu yıllardır.
Sen neymişsin be Cemal!
Ülkücülüğü de ayağa düşürdüler, ona yanarım.
Son danışmanı fuhuş ve kara paradan gözaltında. Eski danışmanı Ali Şenyurt da İstanbul'da ifade verip dökülmüş. Akaryakıt işletmeciliğinden gece kulübü işine kadar her yol var adamda.
Geçiş üstünlüğü olan aracını da kirvesi Recep Ali Keydal'a vermiş.
Cemal Enginyurt gibi tipler, bir ülkede milletvekili olabiliyorsa, sıkıntı büyük demektir!
Hastaneyi karanlık hesaplardan, sahte faturalardan ve sistem açıklarından kurtaran;
atandığı günden itibaren gerçek anlamda devlete geri kazandıran bir isim var:
Başhekim Prof. Dr. Hasan Fehmi Küçük.
Organ nakli alanında yetişmiş bir profesör, gerçek bir bilim insanı…
Sadece ameliyathane ve kliniklerde değil, hastanenin her biriminde adalet, şeffaflık ve liyakat tesis eden bir lider.
Sistemin açıklarını kapattı.
Yasadışı alımların, haksız kazançların önüne set çekti.
Hastaneyi zarara uğratanlara karşı dimdik durdu.
Bugün o dimdik duruşunun bedelini ödetmeye çalışanlar var belki…
Ama bilen biliyor:
Hasan Hoca’nın kellesini istemek, devletin hastanesini istemek demektir.
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinde yetiştirdiği uzman hekimlerle de aynı vizyonu sürdürüyor.
Dr. Elif Akgöz Güzel ve Dr. Hatice Kübra Çiçek Hekimsoy’un uzmanlıklarını başarıyla tamamlaması, onun yetiştirdiği nitelikli neslin en somut kanıtıdır.
Başhekim Hasan Fehmi Küçük;
Bilim, etik ve vatan sevgisini aynı teraziye koyan ender hekimlerden…
İnşallah bir gün sadece bu hastanenin değil, Türkiye’nin sağlık yönetiminde de o bilge duruşuyla yerini alır; Sağlık Bakanı olur🧿
Kartal Şehir Hastanesi’nin başı dik…
Çünkü başında Hasan Hoca var.
Saygı, sevgi ve minnetle…
#kartalsehir
#BaşhekimHasanFehmiKüçük
#DevletinHastanesi
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulan yeni yapı, yalnızca üç ülke arasındaki bir savunma anlaşması olarak görülmemeli.
Belki de bölgede yeni bir anlayışın ilk adımıdır:
“Orta Doğu sahipsiz değil. Biz buradayız.”
Dünyanın giderek güçlünün hukukuna teslim olduğu bir dönemde, bu anlaşmanın işlemeyen eski formüller arasında taze bir nefes olmasını umalım.
Ama asıl önemli olan bundan sonrası.
Bu yapının kurumsallaşması ve sürdürülebilir hâle gelmesi hem Türkiye’nin hem de bölgenin yararına olacaktır.
Çünkü orman yangınlarında olduğu gibi, asıl başarı yangını söndürmek değil, çıkmasını önlemektir.
Yıllardır söndürülemeyen bir yangının içinde olan Orta Doğu’nun da yeni bir yangın söndürücüye değil, ateşin sürekli yeniden körüklenmesini engelleyecek bir güvenlik düzenine ihtiyacı var.