Bir iki çift kelamım var ama bu kez Şebnem Ferah’a değil, onu dün iki dakikalık videolarla yargılamaya çalışanlara.
Altı yıl sonra ilk kez sahneye çıkan bir kadından bahsediyoruz. Sadece bir konserden değil; yılların sessizliğinden, uzak kalmışlığından, özlenmişliğinden ve belki de bizim hiç bilmediğimiz iç mücadelelerden sonra yeniden sahneye adım atan bir insandan bahsediyoruz. Evet, insan. Sizin yorumlarda rahatça parçaladığınız o kişi, sadece “ses performansı”ndan ibaret bir makine değil.
Dün sahnede tedirgin olduğu belliydi. Duygulandığı belliydi. Nefesini, sesini, kendini kontrol etmeye çalıştığı belliydi. Belki de içinden sürekli “Oldu mu, oluyor mu, yetebiliyor muyum?” diye geçiriyordu. İşte tam da bu yüzden o sahne daha kıymetliydi. Çünkü karşımızda kusursuz görünmeye çalışan biri değil, yıllar sonra sevenlerinin karşısına çıkmaya cesaret eden biri vardı.
Ama bazıları için bu bile yetmedi. Hemen yorumlar başladı. “Sesi gitmiş”, “Eskisi gibi değil”, “Ne olmuş buna”, “Performans kötüydü”… Ne kadar kolay değil mi? Oturduğunuz yerden, bir insanın yıllarını, emeğini, duygusunu, sahneye geri dönme cesaretini birkaç cümleyle çöpe atmak çok kolay.
Şunu unutuyorsunuz: Şebnem Ferah sadece güçlü sesiyle değil, bize hissettirdikleriyle Şebnem Ferah oldu. Biz onun şarkılarıyla büyüdük. Onun cümlelerinde kendimizi bulduk. Onun öfkesiyle öfkelendik, kırgınlığıyla kırıldık, isyanıyla ayağa kalktık. O bize sadece şarkı söylemedi; bir neslin iç sesini büyüttü.
Belki hiç anne olmadı. Ama biz, onun şarkılarında büyüyen çocukları olduk. Kimi zaman onun sesiyle ağladık, kimi zaman onun kelimeleriyle güçlendik, kimi zaman kendi içimizde söyleyemediğimiz ne varsa onun şarkılarında bulduk. O farkında olsun ya da olmasın, birçoğumuzun gençliğinde, kalbinde, kırılma anında, ayağa kalkma çabasında onun izi var. Bazen bir insanın çocuğu olmak kan bağıyla değil, bir sesin seni yıllarca içinden büyütmesiyle olur.
O yüzden kusura bakmayın ama dün bizim için mesele “ses kontrolü” değildi. Dün mesele, yıllar sonra onun yeniden orada olmasıydı. Birden hiçbir şey söylemeden hayatımızdan çekilmiş gibi hissettikten sonra, onu tekrar sahnede görmekti. Nefes aldığını görmekti. Gözlerinin dolduğunu görmekti. Bizim onu unutmadığımızı, onun da bizi unutmadığını anlamaktı.
Seven insan linç etmez. Seven insan, sevdiği kişinin en kırılgan anını alıp sosyal medyada taşlamaz. Eleştiri başka şeydir, acımasızlık başka şey. Performans konuşmak başka şeydir, bir insanın geri dönüş cesaretini ezmeye çalışmak başka şey.
Şebnem dün sahnede ağladıysa, o gözyaşının içinde yılların ağırlığı vardı. Belki özlem vardı, belki korku vardı, belki “beni hâlâ seviyorlar mı?” sorusu vardı. Ve biz oradaydık. Cevabımız da çok netti: Evet, seviyoruz. Hem de sesi bazen titrese de, nefesi bazen yetmese de, bir şarkının ortasında dursa da, sadece “Bugün şarkı söylemeyelim, biraz dertleşelim” dese de seviyoruz.
Çünkü mesele kusursuzluk değil. Mesele bağ. Mesele emek. Mesele yıllarca aynı şarkılarda buluşmuş insanların birbirini bir kötü anla harcamaması.
Şebnem Ferah bizim için bir gecelik performans değerlendirmesi değildir. Bir dönemin, bir neslin, bir duygunun adıdır. Ve biz, bizi yıllarca şarkılarıyla ayakta tutan bir kadını, sahneye döndüğü ilk gecede üç beş kendini bilmezin acımasız laflarına yedirmeyiz. Kale gibi, EVİ Gibi ARKASINDAYIZ!
Gerekirse her şeye onunla sil baştan varız.
Yıkılmayız. Yıktırmayız.
@lastbrickmaster@aksizi bunu kim baslattiysa o kadar malca bi hareket yapti ki, zaten sigaranin setlistte oldugu belli. bu hareket yuzunden 2 tane benim adim orman albumunden sarki silindi ikisi de en sevdigim 2 sarkiydi acccayip uzuldum