#SONDAKİKA
Elon Musk
Kalan süre, en fazla 3 yıl.
Bu süre zarfında, hâlâ "insanların çalışması" ile para kazanmak mümkün.
Ama ondan sonra,
Şimdiye kadar maaş ödenen işlerin çoğu
otomatikleşecek. Para kazanma işi bitecek
"İnsanlara para ödemenin anlamı" ortadan kalkacak.
Son 200 yıldır devam eden bu sistem👇
"40 yıl boyunca zamanını ödünç verirsen maaş öderiz"
Bu bitecek... Çalışmak bitecek
Yani, tarihin en büyük ölçekli "para hareketi" gerçekleşecek.
Şimdi durum ne?
👉Bazı insanlar farkına vardı ve harekete geçti
👉Pek çok insan "haberlerde açıkça belirtilene kadar bekliyor"
Bu "farkına varma arasındaki zaman farkı" her şey.
Peki, bu 3 yılda yapılması gereken ne?
Çok Basit👇
"Kendi zamanını, makinelerin elinden alamayacağı bir varlığa dönüştürmek"
Somut olarak şunlar👇
• Bitcoin gibi nadir dijital varlıklar
• Arsa veya enerji gibi gerçek varlıklar
• Bilgisayarlar veya altyapı
• İnsanlarla bağlantılar (ağ)
• Gıda veya yaşam için gerekli şeyleri üretme gucu
Zaten maaş ne ki???
"Sadece kendi zamanını ödünç vermiş
olmak"
Eğer o zamanın değeri,
Makineler daha ucuz ve daha üstün hale gelirse...
- O değer birden çökecek
Sonunda kalacak tek şey bu 👇
"Ne sahip olduğun (varlık)"
Bu 3 yılda👇
"Maaş alan kişi"den
"Varlık sahibi kişi"ye dönüşebilenler
2035-2036 yıllarında
"Geleceği gören kişi" olacak.
Bundan sonra👇
• Maaşlar artmayacak
Sonunda önemsiz hale gelecek
Kalan tek şey bir tane👇
"Kim neye sahip"
Fırsatın kapısı şu anda açık.
Ama herkesin düşündüğünden daha hızlı kapanıyor.
7 Ekim'in yıldönümünde..
"Boykotu sadece ürünlere değil;
zihniyetimize, ekonomimize, siyasetimize, diyanetimize sızmış her türden çarpıklığa yöneltmek ve asıl bu yolla, gizlenerek iktidarını yürüten kapitalist hegemonyaya direnebileceğimizi fark etmek gerekir." (Teklif/2024)
Uzun zamandır yaşadığımız toplumsal çürümenin önemli bir nedeni hayra anahtar şerre kilit olması gerekenlerin kadro, ihale, makam, ganimet derdine düşmüş olmalarıdır. Can yakıcı sorunlara karşı tek kelam edemeyen birçok "ağır abinin" vaziyeti bu maalesef. Suskunlukları bilgeliklerinden değil. Çoğu da arka planda makam beklentisi, ailesi veya akrabalarıyla imtihan olunuyor. Kardeşini üniversiteye yerleştirmek için rektörün minneti altına giriyor, oğluna kadro bulmak için il başkanına yüz suyunu döküyor, dünyalık bir makama yükselmek için beş para etmez adamların etrafında dolaşıyor, iktidar nimetlerinden istifade için doğru-yanlış her işe alkış tutuyor. Kendine ve inandığı değerlere yabancılaşıyor. İlmin izzetini ayaklar altına alıyor. Toz pembe gündemler veya hamasi sloganlar dışında hiçbir şey söyleyemez hale geliyor. Boynuna takılan minnet halkasından dolayı, zamanla hakkı haykıran özgür ve minnetsiz ruhlardan da nefret eder hale geliyor. Ve onları her fırsatta hedef alıyor.
İlim ehlinin uzun bir zamandır dünyalık ganimetlerin peşine düşmüş olması, yaşadığımız çürümeyi gün geçtikçe derinleştiriyor. Bize ilmin izzetini her koşulda koruyacak minnetsiz öncüler lazım; basit dünyalıklara tamah eden zayıf karakterler değil.
türkiye'de büyük bir gençlik krizi var.
hiçbir değer tanımayan, hiçbir gelecek görmeyen, öfkeli, tepkili, nefret dolu ve yoz bir gençlik. ne geleneksel toplumun maneviyatına sahip, ne modern toplumun refahından pay almış, ne doğulu, ne batılı, ne karga, ne kuş. öylece boşlukta.
İNGİLİZ-İSRAİL KAPIŞMASI
İngilizlere asla güvenilmez. İsrail’i kurduran ve bölgeye çıbanbaşı olarak yerleştirenler İngilizler, bilindiği üzere.
İngilizler, İsrail’i kurdurdular ama Yahudiler kudurdular; küresel sistemi İngilizlerin elinden aldılar ve İngilizlerin küresel hâkimiyetine son verdiler iki büyük dünya savaşından sonra Amerika’yı derinlemesine ve her alanda ele geçirerek.
İngilizler, önünü açtıkları Yahudilerin kendi önlerini tıkamalarına alttan alta isyan ediyorlar, bunun intikamını alacaklar ve İsrail’in İngiltere’nin Ortadoğu’daki hegemonik gücünü yerle yeksan etmesine izin vermeyecek gibiler.
İşte bu İngiltere ve İsrail arasındaki gerilim büyürse, Müslümanlar biraz nefes almaya başlarlar Filistin’de.
İngiltere ile İsrail’in karşı karşıya gelmesi, İngiltere’nin yüzyıllık intikamını almaya soyunması ve İsrail’in bölgedeki hegemonyasının sarsılması ve şımarıklığına son verilmesi anlamına gelebilir.
Yıllar önce, Gazze sınırında duvara küçük bir delik açarak Gazze halkına ekmek dağıtan bir Mısırlı genç.
Bugüne kadar halen Arap liderler bu gencin çabasının binde biri kadar çaba gösteremediler.
Bozcaada’da okuduğum bir kitabı paylaşmamın ardından gelen yorumlar bana aslında başka bir şeyi düşündürdü: Biz ne zamandır bir fikri, fikrin sahibinin kimliğine bakarak kabul ya da reddeder olduk? Bir kitabı okuyabiliriz. Katılabiliriz. İtiraz edebiliriz. Hatta karşısına başka bir fikir koyabiliriz. Ama önce okumak, anlamak ve düşünmek gerek.
İbrahim Kalın’ın Barbar, Modern, Medeni kitabında özellikle teknolojinin medeniyet olarak sunulmasına yaptığı itiraz üzerine düşündüm ve bu noktadaki görüşüne katıldığımı yazdım. Meselem bir kişiyi ya da görüşü savunmak değil. Meselem; fikrin, emeğin, düşünmenin ve gerçek eleştirinin değerini hatırlamak.
Bu düşüncelerimi Odatv için kaleme aldım. Mustafa İlker Yücel'e teşekkürlerimle.
Eleştiri, “ben katılmıyorum” demekten biraz daha fazlası olmalı.
— Çelik
Odatv internet sitesinden yazıma ulaşabilirsiniz.
Bir şeyi sevmemi sağlayanın ondaki güzellik olduğunu sanırdım, meğer bendeki güzellikmiş. Sevdiğin değişiyor ama sevmek değişmiyor.. bu vesileyle hayırlı cumalar
Her zaman söylediğim sözü buraya kazımanın tam zamanı:
Önce MÜCAHİT olduk.
Sonra MÜTEAHHİT olduk.
En sonunda da her şeye MÜSAİT olduk.
Bizim olmamız gereken, yeniden Müslümanlaşmak, kendimize sil baştan çeki düzen vermek.
Vesselâm.
🇮🇱 Yahudi oyuncu Wallace Shawn: "İsrailliler Nazilerden daha kötü. En azından Naziler yaptıklarından utanıyordu. İsrailliler ise övünüyor. Bu şeytani bir kötülük."
Ben bir erkeğim ama her sabah metroda kadınların ne yaşadığını görüyorum ve sessiz kalmak istemiyorum. 07.30-09.30 arası metro öyle kalabalık ki kadınlar istemedikleri temaslara maruz kalıyor. Eşim, kız kardeşim, iş arkadaşlarım her gün aynı rahatsızlığı yaşıyor. Bu konfor değil güvenlik meselesi. Dünyada çözümü olan bir konu bu: Japonya, Hindistan, Mısır, İran, Brezilya, Meksika, Endonezya, Filipinler, Malezya ve BAE gibi ülkelerde kadın vagonu uygulaması var ve Japonya'da bu uygulama taciz vakaları artınca başlatıldı. Hatta Kazakistan 1 Ekim'den itibaren Almatı-Taşkent hattında da başlatıyor. Türkiye'de de Bursa'da pembe yolculuk, Malatya'da pembe trambüs denendi. İstanbul'da da pilot olarak denenebilir. Gerekirse adı ayrımcılık densin, ama kadınlar güvenli yolculuk etsin. İBB'den acil adım bekliyoruz. Kimse kimsenin nefesini çekmek zorunda kalmamalı… —Emre Valez
"Bir çocuğu büyütmek bütün köyün sorumluluğudur" der bir Afrika atasözü. Sadece ailenin ya da öğretmenin değil. Çünkü sistemsel sorunlara otobiyografik çözümler çare olmaz. Sağlam küçük bir dişli bozuk dönen çarkların arasında parçalanır. Sağlam bir bitki yanlış ekosistemde çürür
İnsanın büyükanne-dedesinin sağ olduğu, gidebileceği bir büyükanne-dede evi olduğu evre, hayatın çok güzel bir evresi. Kiminde hiç olmuyor, kiminde 30-40 yıl sürüyor. Ne kadar uzun sürerse sanki insanın letâfeti o kadar artıyor… Hâlâ bu nimete sahip olanlar kıymetini bilsin.
Suriyeli yazar Bilal Alloun’un paylaştığı video viral oldu
🔺Babası Ebu Bilal, 2011 sonunda Esad rejiminden korkarak Şam’daki evinden ayrılıp Kuveyt’e giderken, rejimin yasakladığı kitaplardan oluşan özel kütüphanesini bir duvarın arkasına sakladı.
🔺15 yıl sonra evine döndü ve duvarı yıktı.
🔺Arkasından yıllardır saklanan kütüphanesi çıktı.
Teknolojiden kaçmak ne mümkün ne de gerekli. Mesele, teknolojinin efendisi mi yoksa kölesi mi olduğumuz. Telefon bizim için bir alet mi, yoksa biz telefonun bir uzantısı mıyız? Bu sorunun cevabını her gün yeniden vermek zorundayız.
Birkaç mütevazı tavsiyem olacak.
👇👇👇👇
Birincisi, ‘kutsal’ boşluklar oluşturun. İhlal etmeyeceğiniz. Günün belli saatlerini, evin belli köşelerini ekranlardan arındırın. Sofra, yatak odası ve sabahın ilk saati; bu üçü ekransız kalsın. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakan insan, gününü başkalarının gündemiyle açmış olur. Oysa günün ilk saati, insanın kendisine ait olmalıdır. Dinginlik ve sessizlik, günün en iyi başlangıcıdır.
İkincisi, yavaşlayın. Bir şeyi yavaş yapmak, ona saygı duymaktır. Yürüyün, elinizle yazın, kâğıttan okuyun, bir sohbette telefonu masaya değil çantaya koyun. Bir işi bitirmeden diğerine geçmeyin. Beynimiz aynı anda birçok şey yapıyor gibi görünür ama aslında dikkat hızla dağılır. Tek bir şeye kendimizi bütünüyle vermek, ruh sağlığının özü.
Üçüncüsü, bedeninizi hayata geri çağırın. Toprakla, suyla, ağaçla temas edin. Bir komşunuzun kapısını çalın. Bir hastayı ziyaret edin. Bir çocukla oyun oynayın. Bunların hiçbiri ekranda olmaz ve bunların hiçbiri paylaşılmak zorunda değildir. Görülmeden yaşanan hayat, en sahici hayattır.
Dördüncüsü, can sıkıntısına izin verin. Beklerken, yürürken, kuyrukta dururken telefona uzanmayın. O küçük boşluklar, ruhun kendini onardığı anlardır. Tefekkür, hayal kurma ve dua bu boşluklarda doğar. Bütün boşlukları dolduran bir hayatta hiçbir şey için yer kalmaz.
Ve nihayet, kendinize niçin diye sorun. Elinize telefonu her aldığınızda, "bunu neden yapıyorum" diye sorun. Bir amaç için mi, bir kaçış için mi? Çoğu zaman ekrana bir şeyden kaçmak için sığınırız: yalnızlıktan, kederden, kendimizle yüzleşmekten. Oysa kaçtığımız şey, bizi bekleyen şeydir.
Dijital çağda huzur, bağlantıyı kesmekte değil, asıl bağlantıyı hatırlamaktadır. Hepimiz çok büyük bir bütünün parçalarıyız. Kalbin dijital gürültüye direnişi, aslında kalbin kendi sahibine ve tamlığa dönüşüdür.