"Kentler birçok şeyin bir araya gelmesidir: Anıların, arzuların, bir dilin işaretlerinin. Kentler takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi, ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır."
Deniz Göktaş tek geri adım atmadı kaç gündür. Ahmet Hakan ilk hötle karşılaştığından beri nereden yalaklık yapacağını şaşırdı, onun öfkesi bu. Ve tabii kendisinin özel bir durumu da var.
Ahmet Hakan: Deniz Göktaş’ın yaptığı din şakasına sonsuz destek veren DEM’liler, Kürt kadını fıkrası anlatan 90 küsur yaşındaki iş insanını bir kaşık suda boğmaya kalkışıyordu
https://t.co/fl1P1kwWeY
Deniz Göktaş'ın tutuklanması, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diktatörlük açıklamasını gündeme getirdi
💬 “Ben diktatör olacağım, birisi bana ‘diktatör’ diyecek, onun vay hâline!"
💬 "Diktatörlüğün mizacında bu tür şeylere tahammül yoktur. Anında götürürler.”
Deniz Göktaş’ın savcılık ifadesinden bazı bölümleri paylaşıyorum…
SORULDU: Şüpheliden, Güvenlik Şube Müdürlüğü Kamu Güvenliği Büro Amirligince tanzim edilen, 25/06/2026 tarihli açık kaynak araştırma ve video çözümleme tutanağında yer alan
"ya da ağzım merhaba diyor, sıfatım ilk üç kitapta iyiydi, dördüncüsünün çevirisi zayıf diyor " şeklinde söylem ile ne kastettiği kitaplardan ve çeviriden kastının ne olduğu hususu soruldu
CEVABEN: Bu söylemlerde, saçımın uzun olduğu dönemde insaların bana yönelik olumsuz önyargılı bakış açılarından bahsediyordum. Uzun saçlı halime bakan kişilerin ben bu tarz şeyler söylemesem de, söylediğimi varsaydıklarını, zaten şakanın içeriğinde belirtmiştim. Bu şakada çeviriden kasıt mealdir. Kitaptan kastedilen kutsal kitaplardır. 4. kitap olarak kasıtedilen ise Kuran-ı Kerim'dir.
Benim bu şakada herhangi bir aşağılama kastım yoktur. Çeviriden kastım Kuran-ı Kerim'in mealine yönelik tartışmalar ile ilgilidir, dedi.
Deniz Göktaş'ın emniyetteki ifadesi ortaya çıktı:
"Komedyenim, yüksek gelirliyim.
Deniz Göktaş rumuzlu YouTube hesabı bana aittir. Burada yapılan paylaşımlar benim tarafımdan yapılmıştır.
Soruşturmaya konu olan video, 1 Haziran 2026 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda yapmış olduğum stand-up gösterisine aittir.
Bu stand-up gösterisindeki konuşmaların metni daha öncesinde benim tarafımdan hazırlanmıştır.
Tarafıma yöneltilen 'halkın belirli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' kastım kesinlikle yoktur.
Bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yaptığım bir gösteridir. 100 binin üzerinde seyirci bu gösterimi izlemiştir ve hiçbirinden bu kısma dair incindiklerine ilişkin bir şikayet gelmemiştir.
Gösterim boyunca birçok konuda konuşuyorum. Sadece dindarlar değil, her türlü politik görüş ya da popüler figür hakkında konuşmalarım vardır.
Burada da kötü bir şey demiyorum. Favori kitabım diyorum. 'Çeviride sorun var' cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum.
İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.
Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğimi reddediyorum.
Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok.
Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık şekilde tartışılan bir konudur.
Demokrat, otokrat gibi bir kelimedir sadece.
Gösteri boyunca bu tarz popüler figürlere, ideolojilere ve Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır.
Başka bir amacım yoktur.
Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum."
https://t.co/RRpccCikeb
Çok eskiden, henüz çok büyük felaketlerin zamanını yaşamıyorken, insanların öyle dönemlerde nasıl hissettiğini merak ederdim. Düşününce katlanılmaz gelirdi hep. Şimdi hergün binlerce insanın ölümünü kanıksadığımızı görünce, insanı ve duygularını fazla büyüttüğümü anlıyorum.
Psikolog Yasemin Yalçın, narsist annelerin 4 alışkanlığını saydı.
• Birincisi, en büyük silahı suçluluk hissidir.
• İstediği olmadığında hasta olur küser mağdur olur ve seni suçlu hissettirir.
• İkincisi, sürekli kurban rolündedir.
• Evde ne yaşanırsa yaşansın en çok zarar gören odur.
• Konu dönüp dolaşır hep onun yaşadığına gelir.
• Üçüncüsü senden çocuğu değil kurtarıcısı olmanı bekler.
• Onun mutsuzluğunu düzeltmeni onun yükünü taşımanı ister.
• Üzerinde hep şu baskısı vardır "benim için bir şeyler yap".
• Son olarak dördüncüsü sana çöp kutusu gibi davranır.
• Kocasıyla yaşadığını sana anlatır aile içindeki yükleri sana taşıtır.
• Sen fark etmeden onun duygusal yüklerini taşımaya başlarsın.
@kritisch_kritik Miras, aile, etnik kimlik, ulus-devlet, kuşaklar arası ilişki, sembolik sermaye… Bunların hepsi sosyolojik meseleler. Bilginin özünü insanlar arasındaki etkileşimde arıyorsak, bu tür kamusal çatışmalar da gayet zengin bir gözlem alanı sunuyor. :)
Nişanyan ve geri zekalı iki oğlunun miras paylaşımı vakası kendine Müge Anlı izliyor dedirtmekten çekinen güya eğitimli sosyal medya gençliğine ilaç gibi geldi. Pespaye dedikoduya bayılan bir millet olmamızın da büyük etkisinin olduğu hipokrit toplumsallaşmanın yeniden üretilmesinin bir örneği olması bir yana, hayattan tüm beklentisi küçük mülk sahibi birer orta sınıf üyesi olmak olan yığınların ıslak rüyalarını süsleyen ögeleri barındırdığı için de büyük hevesle dahil olunan, bir aptallaşma ideolojisi yeniden üretimini de gözlemek mümkün. Toplumsal zekamız bayır aşağı yuvarlanıyor.
@kritisch_kritik Sosyoloji doktorası yapıyor olmam dediklerimi meşru kılmayacaksa, evet yapıyorum. :) Aslında Nişanyanlar meselesi üzerine uzun uzun yazma niyetim yok ama madem sordunuz, cevap vereyim. Sevan ve oğullarının miras kavgasında bir sosyoloğun ilgisini çekebilecek epey malzeme var.
beni edepsizlik, vb ile suçlayanlar: babamlarının para karşılığı yolsuz haber kanallarına böyle yalanlar yayınlattığını, 3 çocuğu ve torununun rızkı olan küçük otelimizi hapisten arkadaşlarıyla bastırmakla tehdit ettiğini, arsen'in akademik kariyerini sabote etmek için ağza alınmayacak aşağılıklıkta girişimleri olduğunu, yine boşanma davasının ortasında kendisini memleketin önünde linç etmeye çalıştığını, babası olduğu hiçbir çocuğuna ayıptır söylemesi benim peçeteye bıraktığım evlatlarıma uyguladığım muameleden pek farklı davranmadığını, küçük iki çocuğa bunlardan da kötü davrandığını,
bizden kendisi ve ira/pezevenk oğlu için istediği parasal güvencenin kendisine farklı 5 milyar yoldan teklif edildiğini, İra kadar berbat biri ve allah korusun pezevenk oğluyla mülkümüzü paylaşarak bizi hayattan bezdirmeyi niyetlediğini, bütün bunları da bizim ona gönderdiğimiz paranın sağladığı refah ve şımarıklığın umursamazlığıyla yaptığını görüyorsunuz değil mi?
açıkçası gerçek endişem İra'nın kara büyüsü ortadan kalkar kalkmaz babamın napıyo olduğunun farkına varıp balkondan atlaması... bu arada nişanyan drama sıkmaya başladı, yeni bölümlük materyal çıkarsa haberlerim. bu arada yorum atacaksanız önce şunu düşünün: "ben de beş para etmez bi baba olduğumu kabullenemediğim için mi sevanı savunuyorum yoksa diyecek gerçek bir şeyim mi var"
Spiritüel rehber Yunus Emre Kul, “pisi pisi” diyerek çağırılan kedinin sevilmezse ahirette bunun hesabını soracağını söyledi.
“Çağırdıktan sonra kediye bir şey vermedin, sevmedin.
O kedi senden bunun hesabını soracak ahirette.
Bunlar büyük hesaplar olacak, göze gelmeyen.
Kediyi çağırıyorsan ya mama vereceksin ya seveceksin.”
Işıl Öz’ün Gülay Türkmen ile söyleşisi: Demokratik gerileme insanları yurtdışına göçmeye itiyorsa, bazıları neden geri dönmeyi tercih ediyor?
https://t.co/nPChoqRAxI
🖊️Yüksel Genç yazdı: İran savaşı: Nereye kadar? Hedef ne?
🔺"ABD–İsrail ekseni ile İran arasında yaşanan savaş belki de henüz yeni başlıyor"
https://t.co/wC17qAzc9k
Yalan habere dayanarak bir halkın değerleri üzerinde hakaretamiz biçimde tepinirken haberin tekzibiyle ilgilenmeme halini tanımlayan anahtar sözcükler: nefret, şovenizm, düşmanlık, kibir, nasyonal tahakküm arzusu, histeri, art niyet vb.