ABD–İran savaşını bitiren imzaların atıldığı gün Rusya'nın başkenti Moskova Ukrayna tarafından hedef alındı.
Dronelerle düzenlenen saldırılarda 16 kişi yaralandı. Bu saldırılarda Kremlin'e yakın bir mesafedeki petrol rafinerisinin de vurulduğu açıklandı.
Bu saldırı, Ukrayna'nın Rusya'ya gerçekleştirdiği en cüretkâr saldırı niteliğinde.
Şimdi gözler Rusya'da. Putin'in nasıl bir karşılık vereceği merak ediliyor.
Amaç, Rusya'yı masaya oturmaya zorlamak mı, yoksa daha da tahrik ederek savaşı büyütmek mi?
Acaba dikkatleri İran hezimetinden kaçırarak Rusya-Ukrayna savaşına çekmek mi istiyorlar?
Bu soruların cevapları mühim.
Zamanlama açısından manidar bir saldırı.
Temmuz başında Ankara'da NATO zirvesi var. Bu zirve öncesi Rusya'nın tahrik edilmesi dikkat çekici.
Rusya karşıtı bir oluşum olan NATO'nun liderleri Ankara'da bir araya gelecek. Bu zirvede yeni bir küresel sistemin inşası yönünde adımlar atılacağı iddia ediliyor.
Bölgemizde yine kritik bir mesele ve yine bizi doğrudan ilgilendiren bir durum!
Bizim tavrımız net; bizim için mühim olan Türkiyemizin ulusal çıkarlarıdır. Türkiye'nin çıkarı da barıştan geçmektedir.
BTP olarak Hıdırellez’de sahaya indik. Vatandaşlarımıza dileklerini değil, hedeflerini sorduk. Çünkü biz biliyoruz ki; bir milletin geleceği, sadece hayallerle değil, kararlılıkla koyduğu hedeflerle inşa edilir.
@huseyinbas_BTP@BTP_Parti@BTPAnkaraGenc
Emperyalizmin Bitmeyen Oyunu: Mezhep Savaşı Tuzağı
Emperyalizm tüm vahşiliğiyle bölgemizde.
Hiçbir ahlaki sınır tanımadıklarını defalarca gösterdiler.
Devlet başkanları öldürülüyor, çocuklar topluca füzelerle katlediliyor.
Uluslararası hukuk fiilen ortadan kaldırılmış durumda.
Irak’ta, Afganistan’da, Gazze’de, Lübnan’da, Suriye’de ve şimdi de İran’da yaşananlar ortada.
Adına Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) denilen vahşi plan tüm gaddarlığıyla sürdürülüyor.
Bu saldırı sadece bombalarla yapılmıyor; fitneyle, fesatla ve kışkırtmalarla da yürütülüyor.
Bu fitnelerin en tehlikelilerinden biri de Müslümanları mezhep kavgasına sürükleme planıdır.
ABD–İsrail ikilisi yine, yeniden İslam dünyasında bir Şii–Sünni çatışması çıkarmak istiyor.
Amaç; Müslümanları birbirine düşürerek işgallerini ve katliamlarını kolaylaştırmaktır.
Gazze’de katledilenler Sünniydi, İran’da ise Şii…
Ama Haçlı-Siyonist zihniyet katlederken kimsenin mezhebine bakmadı, bakmıyor.
Sünni de katledildi, Şii de…
Çünkü hepsi BOP’un önünde engel olarak görülüyor.
Şimdi ise aynı planın yeni aşamasında Müslümanlar bir kez daha birbirine düşürülmek isteniyor.
Ne yazık ki bu sinsi plana ülkemizde de destek verenler var.
Cami kürsülerinde ve sosyal medyada kendilerine yer bulan bazı kişiler, mezhep ayrımını körükleyerek fitne ateşine odun taşımaktadır.
Çok net olarak şunu söyleyebiliriz:
Bu tavır bir ajan faaliyetidir.
Bu tavır ABD–İsrail planlarına hizmettir.
Bu tavır ülkemizin dini ve milli bütünlüğüne yönelik bir operasyondur.
Bugün Türkiye’nin ve İslam dünyasının ihtiyacı olan şey ayrışmak değil, birleşmektir.
Sünni de biziz, Şii de biziz.
Hepimiz Müslümanız.
Biz kardeşiz.
Bizi birbirimize düşürerek vatanlarımızı elimizden almak isteyenlerin oyununa gelmemeliyiz.
Bu sinsi tuzağı yıllar önce deşifre edip her fırsatta toplumu uyaran ebedi liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur.
O, bu zehrin panzehirini de ortaya koymuş ve şu gerçeği ifade etmiştir:
“Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt’tir.”
Evet…
Hangi mezhepten olursak olalım ortak paydamız Ehl-i Beyt’tir.
Yine Prof. Dr. Haydar Baş’ın sıkça dile getirdiği hadis-i şerifte buyurulduğu gibi:
“Ehl-i Beyt, Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur.”
Bugün İslam dünyasının bu Haçlı-Siyonist fırtınadan kurtulmasının yolu da Ehl-i Beyt ortak paydasında buluşmaktan geçmektedir.
Eğer bu gerçeği görmez ve mezhep fitnesine kapılırsak, hepimiz emperyalist planların hedefi oluruz.
Bağımsız Türkiye Partisi olarak her zaman ve her şartta kırmızı çizgimiz; ülkemizin milli ve dini bütünlüğüdür.
Bu bütünlüğü korumak için dün olduğu gibi bugün de, yarın da kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.
Asgari ücret 27 bin de olsa 37 bin de olsa hiç bir sorunu çözmeyecek bunu hepimiz biliyoruz.
Ne işçi üzülmeli ne işveren yıpranmalı.
Bunun tek çözümü devletin sorumluluk alması ve insani bir yaşam için gerekli ücreti belirleyip işverene de yük olmadan işçinin konforunun sağlanmasıdır.
Türkiye’de sadece asgari ücret değil tüm ücretler Avrupa standartlarına çekilmeli ve hükümet bu hususta fedakarlık yapmalıdır.
Örneğin; bu kadar faiz ödeyeceğimize vatandaşa para verelim, bu kadar garanti ücretli yol, köprü yapacağımıza vatandaşa para verelim, uçak inmeyen havaalanı yapacağımıza vatandaşa para verelim.