Bugün kıymetli bir hocamızın yazısına denk geldim ve uzun uzun düşündürdü.
“Başkalarının ne dediğine ve ne diyeceğine göre yaşarsan onların esiri olursun. Hakikati öğrendikten sonra kendinle ilgili değerlendirmeyi başkalarına göre yapma ki esarete düşmeyesin.”
Ya Rabbi, ne olur bizleri bir başkasının esiri eyleme. Özgürlük sandığımız esaretlerden bizi kurtar..
Odak TV takipçilerine müjde!
Filistin direnişinin sembol ismi Ebu Ubeyde’nin 3 ciltlik eserinden, toplam 30 kişiye birer kitap hediye ediyoruz!
🌀 Çekilişe katılmak için 21 Ekim’e kadar:
📌 @OdakTV1 hesabını takip et
📌 Bu gönderiyi RT yap
📌 Bu gönderinin altına yorum yap
Bugün, Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethettiği gündür. O gün olduğu gibi bugün de “vicdan ordusu” insanlığın onuru için birleşmiş ve ablukayı kırmıştır. Bu tarihsel süreklilik gösteriyor ki Kudüs’ün özgürlüğü ve adaletin tesisi uzak değil; fetih yeniden yakındır.
#WeAreSumud
Uhdûd, Sumud ve Umut
Sessizliğin içinden yankılanan direniş…
Gazze’ye varmamıza sadece birkaç gün kaldı. Hırçın dalgaların üzerinde yol alan teknemizde zihnimde üç kelime sürekli yankılanıyor:
*Uhdûd, Sumud ve Umut.*
Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan Ashâb-ı Uhdûd kıssası, zulmün ve imanın en sarsıcı sahnelerinden biridir. Bir halk, sadece _“Rabb’imiz Allah’tır!”_ dedikleri için ateş dolu hendeklere atılmışlardı. Ve hikâyenin başındaki _mümin bir genç_; uyuyan bir toplumu uyandırmak/diriltmek için kendi canını feda edip, şehadetiyle yüzlerce insanın yüreğine iman tohumları ekmişti. Dönemin zalim kralı öfkeden deliye dönmüş ve hendekler kazdırıp, iman eden o topluluğu diri diri yaktırmıştı. Hendeklerin dumanı göğe yükselirken, o halkın sarsılmaz teslimiyeti yeni uyanışları beraberinde getirmişti.
Bugün Gazze’ye baktığımızda, o eski hendeklerin dumanının yeniden yükseldiğini görüyoruz. Yanan evlerin gölgesinde ağlayan bebekler, bombalanan hastaneler, aç ve susuz bırakılan çocuklar… 21. yüzyılın *modern hendekleri* algoritmalarla hedef alınıyor, ekranlarda “yan etkisiz” bir savaş olarak sunuluyor. Ama Gazze halkı, tıpkı Ashâb-ı Uhdûd gibi, aynı sözü yineliyor:
_“Rabb’imiz Allah’tır!”_ Onlar da kapanan göz kapaklarının ardında bir secde, bir dua edasında sonsuzluğa uzanıyor.
Ve tam bu sessizliğin ortasında, denizlerden yükselen bir seda var: *Sumud Filosu.*
Defalarca söyledik; bu filo yalnızca bir yardım filosu değildir. Bir kimlik, bir hafıza, bir ahlâk ve bir adâlet mücadelesidir. Küresel körlüğün duvarlarını delmeye niyetli, silahsız ama kararlı; yalın ama onurludur. Tıpkı Mescid-i Aksâ’nın avlusunda oynayan o savunmasız ama yenilmez çocuklar gibi…
Bu filo, devletlerin diplomatik labirentlerinde kaybolmuş sözde adâlet çağrılarına değil, doğrudan vicdanın sesine kulak veriyor. Dolayısıyla filo, dünyaya bu sesi duyurmak için yola çıktı.
Ve asıl burada sorulması gereken soru şu:
_Bu mücadele, bu direniş, bu yolculuk, bu gayret ne içindir?_
Cevap bir tek kelimede saklıdır: *Umut.*
Gazze bugün yalnızca harabeye dönmüş bir şehir değil; ümmetin ve insanlığın aynasıdır. O aynaya bakan kimimiz korkak, kimimiz suskun, kimimiz de cesur görünür. Ama Gazze halkı bize her sabah yeniden dirilen bir umudu gösterir.
Ashâb-ı Uhdûd’un ateşle yazdığı iman mücadelesi, Sumud’un sessizlikle haykırdığı direniş, bugün bize bir umut haritası sunuyor.
Bu umut, sadece Filistin’in ve Gazze’nin değil, insanlığın yarınıdır. Bir annenin gözyaşında, bir çocuğun tebessümünde, bir mazlumun sabrında filizlenen ışıktır.
Gazze yanarken susanlar, yarın yandıklarında duyulmayı bekleyemez. Ama bugün ses verenler, tarihin onur sayfalarını yazılacaklardır.
İşte Sumud, vicdanların taşıdığı bu umudu, Gazze’ye ve dünyaya yeniden üflüyor.
Ve sanki dalgaların üzerinden şöyle haykırıyor:
*“Hendekler kazıldı, ateşler yakıldı, ama umut hiç sönmedi…”
"Şeytan işi" olarak adlandırdılar ve direnç gösterip kendilerini sakındılar.
"Bağnaz-gerici" olarak etiketlendiler.
Şimdi biz kendimiz aynı ekranlara bakmamak, çoluk çocuğumuza baktırmamak için direniyor ve "bilinçli" ilan ediliyoruz.
Ne garip :)
Değerli Dostlar.
Dün TBMM önünde hükümete "Gazze için somut adım atın" çağrısı yapıldı. Malesef medya yürüyüşü tek satır yazmadı.
Onlar hükümete yapılan çağrıları görmek ve göstermek istemiyor.
Gelin sesimizi buradan duyuralım.
Bu tweeti elden yayalım. Onlar da görsün.
Rt.
Gazze’nin sesini dünyaya duyuran bir güzel insandı Enes… Adını taşıdığı Hz. Enes gibi Gazze’nin gözleri olmuştu. Geriye iki yavrusunu bırakarak Rabbine yürüdü. Şehadeti mübarek olsun…
Muhammed Emin Yıldırım:
- Bana diyorlar ki ‘sen ne güzel siyer anlatıyordun niye birilerini kızdırdın’.. Ben Allah’ı kızdırmamak için konuşuyorum.
- Hocaysanız, davetçiyseniz dil ile cihad etmek zorundasınız. Yöneticileri uyarmak zorundasınız.
🗣️ Muhammed Emin Yıldırım (@m_eminyildirim)
"Vallahi bunu başka bir şey için değil inanın ki onların ahireti için bu kardeşiniz buradan söylüyor. Biz isterdik ki Ebu Ubeyde size teşekkür etsin, sağ olun desin, 22 aydır gereken her şeyi yaptınız desin ama yapmadınız etmeyin eylemeyin.
Sayın Cumhurbaşkanım ne olur sesimizi duy! Tarihe eğer seçim kaybetmiş bir Cumhurbaşkanı olarak geçersen vallahi bir şey kaybetmezsin, ama sen iktidardayken iken #Gazze düşerse vallahi çok kaybedersin."
📍 Ankara
Ulan maşaAllah dediğimiz 40 gün yaşamıyor! Arda Güler reklam yüzü olacak başka bir şey mi kalmadı, kardeşim senin paraya mı ihtiyacın var? Kimse kusura bakmasın Gazze’de bir çocuk açlıktan karnına taş bağlıyor ise ona destek olan herkes katil benim gözümün önünde! Kaç ton deterjan yıkayabilir ellerdeki kan izini? Bunu düşünemedin mi?
Mukaddes değerlerimize ve Peygamberimize yönelik hiçbir saldırıyı kabul etmiyoruz!
İslam düşmanlığını ve ahlaksız hakaretleri şiddetle kınıyor, herkesi bu çirkinliğe karşı durmaya davet ediyoruz.