🧵 "Uzun depresyonu" ve küresel kâr oranlarının düşüşünü hesaplayan iki güncel çalışmayı inceledim:
🔎 Michael Roberts: 1966'da %10,3 → 2019'da %6,8
🔎 Pooyah Karambakhsh: 1966'da %11 → 2020'de %7
Marx'ın 'kâr oranının düşme eğilimi yasası' geçerli ve Roberts 2008 Krizinden bu yana devam eden döneme 'uzun depresyon' adını veriyor.
Kriz ve depresyon her zaman sistemin mutlak çöküşü demek değil. Sistemi 'eski sermayeden', onun siyasi temsillerinden (hükümet, parti, iktidar ve güç bloklarından) ve ilişkilerinden de temizler.
Karambakhsh'ın 2026 yılındaki çalışması önemli. Çünkü Anwar Shaikh ve Ahmet Tonak'ın geliştirdiği metot dahil dört farklı ölçümle 1952-2019 yılları arasında 32 ülkede kâr oranlarını inceliyor. Özetle dört tarihsel evre çıkıyor:
1⃣ 1952-65: Savaş sonrası (sözde) "Altın Çağ" — kâr oranı yükseliyor
2⃣ 1965-82: Sermaye bileşimi hızla yükseliyor, kâr oranı çöküyor → 70'lerin krizi
3⃣ 1982-97: Neoliberal yeniden yapılanma — kısmi toparlanma, eski kayıplar telafi edilemiyor
4⃣ 1997-2019: Yeni düşüş dalgası → 2008 krizi
İki çalışma da benzer bir tarihsel örüntüyü gösteriyor: 1873-97 depresyonundan çıkış emperyalist yayılma ve sömürgecilikle, 1929-39'dan çıkış 2. Dünya Savaşı'yla oldu. 2008'den beri süren "Uzun Depresyon"un da yeni silahlanma stratejisi ve küresel askeri fabrika inşasıyla aynı tarihsel örüntüyü izlediği söylenebilir.
Devamı: https://t.co/fljJiZ4RTC
Marx haklı çıktı: Dünyada kâr oranları 50 yılda yarıya geriledi
🔴 Kapitalist ekonomilerde krizlerin arkasındaki ana motor “talep yetersizliği” veya “finansal açgözlülük” değil, sermayenin organik bileşiminin artması sonucu kâr oranlarının sistematik olarak düşmesidir.
🔴 2008 krizinden bugüne süren günümüz “Uzun Depresyonun”, ABD ve Avrupa’nın NATO 3.0 konsepti çerçevesinde geliştirdiği yeni silahlanma stratejisi ve küresel askeri fabrika inşasıyla yoluna devam ettiği görülebilir.
✒️ Kansu Yıldırım (@KansuYildirim) yazdı
https://t.co/dJ6rH2Mt73
“ABD’nin trilyon dolarlık hezimeti”
Gökhun Göçmen
Foreign Affairs dergisi son sayısında ABD ordusunun içinde bulunduğu durumu böyle özetliyor.
1 trilyon doları aşan savunma bütçesine rağmen tükenen mühimmat, yetişmeyen üretim..
Amerikalılar yazılarında itiraf edemese de sorun sistemin kendisinde.
Askeri-endüstriyel kompleks.
**
ABD’de 1993 yılında dönemin Savunma Bakanı Aspin’in meşhur “Son Akşam Yemeği”nde savunma şirketlerine birleşmeleri halinde antitrust davası açmayacakları garantisi verdi.
Böylelikle 1997 yılına gelindiğinde 51 yüklenici şirket 5 büyük deve dönüştü.
“Büyük Beşli” olarak adlandırılan şirketler: Lockheed Martin, RTX (eski Raytheon), Boeing, General Dynamics, Northrop Grumman.
Eski ABD Başkanı Einshower'ın veda konuşmasında şunu söylemişti:
"Hükümet konseylerinde, ister istenmiş ister istenmemiş olsun, askeri-endüstriyel kompleksin haksız nüfuz kazanmasına karşı dikkatli olmalıyız. Yanlış yere kaymış gücün felaket doğurma potansiyeli vardır ve bu tehlike sürecektir."
**
ABD Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO) 2025 raporuna göre bu şirketler teslimatlarını 12 yıl geciktiriyor ve maliyet fazlası yaratıyor.
İran savaşı ile birlikte bu kriz derinleşecek.
Kongre’ye sununla CSIS raporuna göre ABD İran savaşında 1.000'in üzerinde Tomahawk seyir füzesi kullanılırken stokun yaklaşık %30'unu, Patriot PAC-3 önleyicilerinin yaklaşık %45'ini, THAAD stokunun ise yaklaşık yarısını tüketti.
Mevcut üretim temposuyla RTX (Raytheon) üretimi Tomahawk füzelerinin savaş öncesi seviyesine ancak 2030'da, Lockheed Martin üretimi Patriot PAC-3 ve THAAD önleyicilerinin 2029'da ulaşması bekleniyor.
**
Bu şirketler geç teslimat yapıyorlar çünkü üretim hattı kurmak, istihdam sağlamak yerine mesailerini elde ettikleri kar ile borsadan hisse toplamaya ayırıyor.
Savunma sektörüyle ilişkili iş gücünün 1985'teki 3 milyondan 2021'de 1,1 milyona geriledi.
ABD’de bu konu tartışılıyor.
Trump’ın 7 Ocak’ta imzaladığı kararname ile beklenilen performansı sergileyemeyen şirketlerin hisse alımının yasaklanması gündeme gelmişti.
Senatör Elizabeth Warren'ın öncülüğünde, Trump'ın bu kararnamesi Senato Silahlı Hizmetler Komitesi tarafından FY2027 NDAA (Savunma Bütçe Yasası) taslağına "Section 815" adıyla resmi bir yasa maddesi olarak dahil edildi.
Yasa tasarısı şu an Senato Genel Kurulu'nun önünde bekliyor.
***
Beş Büyük başta olmak üzere Senato’ya mektuplar ve lobi çalışmaları ile süreç akamete uğrayabilir.
Askeri endüstriyel kompleksin siyasi ayağı da ABD’nin içine düştüğünü durumun sorumlularından biri.
Büyük devler kar paylarını düşünürken, Kongre ise yerel istihdamı verimliliğin önünde tutuyor.
Örneğin ABD Hava Kuvvetleri 2014 yılında A-10 yakın hava desteği uçağının savaş ortamında hayatta kalamayacağını tespit etti.
Buna karşın yerel istihdamı koruma motivasyonuna sahip olan Kongre, on yılı aşkın bir süre boyunca yeterli bir alternatif olmadığını öne sürdü ve A-10'un tamamen emekli edilmesini yasakladı.
**
ABD’nin “trilyon dolarlık” hezimetinde Donald Trump’ın ve Pentagon’un da özel rolüne değinmekte fayda var.
Pentagon, 2026 mali yılında Trump yönetiminin "Golden Dome" füze savunma sistemi için 24,4 milyar dolar, Sentinel kıtalararası balistik füze programı için ise 3,3 milyar dolar ayırdı.
Bu harcamalar ABD'nin acil ihtiyaçlar sıralaması yapamadığını gösteriyor.
Zira ABD, Ukrayna ve İran savaşı ile önemi giderek artan İHA sürülerinde Çin’in 1 milyon, ABD'nin 300 bin üretim hedefi var.
Benzer şekilde Çin donanmasının 2030 yılına kadar yaklaşık 435 savaş gemisine ulaşmasının beklenirken, ABD Donanması'nın envanterinin 297 gemi seviyesinde kalacağı öngörülüyor.
**
Sonuç olarak:
ABD ordusunun içine düştüğü bu "trilyon dolarlık hezimat", sadece bir bütçe ya da üretim krizi değil; bizzat sistemin kendi genetiğine kodlanmış bir yapısal çöküştür.
1993'teki "Son Akşam Yemeği" ile başlayan tekelleşme süreci; üretimi değil finansal manipülasyonu önceleyen bir askeri-endüstriyel kompleksi, verimliliği değil yerel oyları düşünen bir Kongre'yi ve geleceğin hibrit savaşları yerine prestij projelerine milyarlar harcayan bir Pentagon'u doğurmuştur.
ABD kararını verdi ve İran ile varılan 14 maddelik mutabakat imzalar kurumadan geçersiz hale geldi.
Trump'ın bu kararı rasyonel değil çünkü İran ile savaşın yönünü değiştirecek sihirli değneği yok.
Aksine:
1. ABD stratejik petrol rezervlerini doldurmadı. 10 Temmuz itibarıyla stratejik petrol rezervi 316 milyon varile indi. Mutabakatın ardından dahi 24 milyon varil azaldı. Toplamda neredeyse 100 milyon varil kaybetti. 1983'ten bu yana ABD'nin en kötü stratejik petrol rezerv karnesi bu.
2. Küresel çapta petrol krizi devam ediyor. ABD'nin Asyalı müttefikleri ancak 2028'de rezervleri doldurabilir. ABD'nin bu zaman diliminde piyasaları sübvanse edecek gücü yok.
3. Yükselen petrol fiyatları seçim öncesinde Trump'ı zorlamaya devam ediyor. Bugün açıklaması ile petrol yüzde 8 arttı. Varil başına 83 doları gördü. " Petrol fiyatları neden düşmüyor?" diyerek ABD'li şirketlere soruşturma emri veren Trump sorumluluğu yıkacak odak bulmakta zorlanacak.
4. ABD'nin kamu borcu 39 trilyon dolara ulaştı. Jeopolitik açıdan bu borç yükü, ABD'nin uzun süreli savaşları finanse etme kapasitesi, savunma harcamaları ve küresel liderliğini sürdürme maliyeti konusunda da önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.
5. ABD, İran ile tükettiği mühimmatı yerine koyamadı. Kongreye sunulan CSIS raporuna göre tüketilen mühimmatı yerine koymak 3 ile 8 yılı bulacak. 2025 GAO raporuna göre ABD silah sanayisi talepleri karşılayamıyor.
6. ABD mutabakat sonrası İran karşısında uluslararası düzen kurucu sıfatını kazanamadı. Aksine Hürmüz'ü ele geçirme ve gemilerden ABD'nin ücret alacağını ilan eden Trump, uluslararası düzenin açık denizlerde serbest seyir ilkesini dinamitliyor. Sürecin sonunda ücreti ABD'nin değil İran'ın alması kuvvetle muhtemel.
ABD-İran mutabakat zaptı temelinden sarsılıyor.
ABD’nin salvolarına İran’ın verdiği yanıt şiddetli.
Körfez’deki Amerikan üsleri, uydu sistemleri veyakıt ikmal depoları ateş altında.
Fikrimce süreç yakında tamamen çökecek.
Şöyle izah edeyim:
ABD ve İran, bu müzakereleri iki ülke arasındaki nihai uzlaşının başlangıcı olarak görmüyor. Ne Amerika-İsrail ne de İran birbirleri ile barışçıl biçimde bir arada yaşama hayali kurmuyor. Müzakereler büyük hesaplaşma için stratejik bir kaldıraç olarak ele alınıyor.
ABD ve İsrail’in stratejik hedeflerinin tamamında hezimete uğraması İran’da rüzgarın kendilerinden yana estiği fikrini güçlendirdi. ABD’nin tükenen mühimmatı, müttefikleri arasındaki güven krizi, finansal kriz ve ABD ile İsrail’de yaklaşan seçimleri hesap ediyorlar. Haksız da sayılmazlar. Stratejik analizler ve Kongreye sunulan tedarik takvimleri, operasyonlar neticesinde eksilen mühimmatın yerine konmasının asgari 3 ila 5 yıl süreceğini gösteriyor. Hükümet Hesap verebilirlik Ofisi (GAO) ve Kongre Araştırma Servisi (CRS) tarafından yayınlanan son raporlarda bizzat Amerikalılar “yavaş başarısızlık” terimini kullanıyor.
İran sokaklarındaki milyonların dinamizmi ile yükselen ve sokaktaki öfkeyi stratejik biçimde yöneten aktörler (kimileri Payidar cephesinin rolüne dikkat çekiyor) İran’ın geleceğinde belirginleşecek. Bu aktörler müzakerelere dahil olanlara kamuoyunu önünde çizgilerini hatırlatmayı ihmal etmiyorlar.
Televizyondaki sert eleştirileri, meydanlarda atılan sloganları bizzat işittim. Tahran’da üç gün boyunca en çok işittiğim “intikam” sloganları “kıyam” afişleri aynı zamanda müzakerecilere süreci saplatanlı biçimde değerlendirmemeleri yönünde bir mesaj. Mücteba Hamaney’in yazılı açıklaması da bu bağlamda şüpheye bırakmıyor. Önceki mesajında kullandığı “müzakerelere prensip olarak karşıydım” ifadesi kamuoyudan çokça tartışılmıştı. Reformistler bu ifadenin İran-Irak savaşının bitiminde kullanılan bir mesaj olduğunu savunarak sürece destek devşirmeye çalışmıştı. Artık böyle bir imkan da bulunmuyor.
Amerika cephesinde ilk hedef İran’ın jeopolitik önemi azaltmak. ABD, mutabakat zaptının beşinci maddesinde Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişlerin sorumluluğunu İran’a verdi. Boğazın gelecekteki statüsünü ise İran ve bölge ülkeleri arasındaki görüşmelere bıraktı. Bugün ise Ürdün aracılığı ile Hürmüz Boğazı’nda alternatif rotalar ile İran’ı devre dışı bırakmak istiyor. Tahran’a göre bu rotalar alternatif değil illegal. Dolayısıyla müdahaleleri sürecek.
ABD, Hürmüz kartını İran’ın elinden silahla alamadığı için kurmaya çalıştığı denklem Ürdün ile sınırlı değil. Aynı zamanda Kerkük petrolünü Suriye'nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı'na taşıyacak olan dev boru hattını canlandırma projesini hayata geçirme projesi bu nedenle dikkatle izlenmeli.
Sürecin tamamen çökmesine neden olabilecek diğer husus ise İsrail faktörü. İran’daki intikam sloganları can güvenliğinden endişe eden Trump’ı İsrail’in manipüle etmesini kolaylaştıracak.
ABD medyasında yer alan haberlere göre İsrail, Katar uçağındaki güvenlik açığını NATO Zirvesi’ndeki Trump’a ilettikten sonra dönüş için Ankara’ya eski uçağı getirildi. İsrail, savaşın başından bu yana ABD istihbarat kurumlarının arkasından dolaşarak hızlı bir suikast dalgası ve eylemler ile İran’ı teslim alacaklarına Trump’ı inandırmıştı. Venezuela deneyimi ile zafer sarhoşluğu yaşayan Trump’ı ikna etmek pek de zor olmasa gerek.
Son olarak ABD’nin bulunduğu konumun, meşhur ifadeyle elinde “kartlar olmamasına rağmen” İran’a yönelik buyurgan tavırlarının müzakere sürecini dimamitlediğini vurgulamak gerekiyor. ABD’nin İran’dan Hürmüz konusunda yazılı belge istemesine Tahran’dan “Hürmüz kapatıldı” açıklamasını bu bağlamda çarpıcı bir örnek.
AKP, Paris davasını kaybetti!
Gizlenen dava sonucuna ulaştık.
Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin;
AKP’nin, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında yaptığı usulsüzlükler nedeniyle;
Türkiye aleyhine hükmettiği 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık ceza kararını iptal etmek için başvurduğu Paris İstinaf Mahkemesi’ndeki davanın kaybedildiğini belgeledik.
Artık 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık tahkim cezasının ödenmesi için geri sayım başladı!
Peki süreç nasıl gelişti?
13 Şubat 2023’de Uluslararası Tahkim Mahkemesi aldığı kararla;
AKP’nin, 21 Mayıs 2014 – 30 Eylül 2018 tarihleri arasında, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında;
Irak Merkezi Hükümetinin izni olmaksızın⬇️
1.) Irak’a ait petrolü usulsüz olarak taşıdığı,
2.) Ceyhan Limanı’nda yüklemesini yaptığı,
3.) Irak devletinin satış fiyatının altında bu petrolün satılmasına neden olduğu gerekçesiyle,
Türkiye’nin Irak’a net 1 Milyar 471 Milyon Dolar tazminat ödemesine hükmetmişti.
277 sayfalık Nihai Tahkim Kararını ilk kez kamuoyuna belgeleriyle biz açıklamıştık.
AKP ise verdiği yanıtta;
Bu cezayı içeren tahkim kararının iptali için Paris’te dava açtıklarını açıklamıştı.
Yaptığımız araştırma neticesinde;
AKP’nin, uluslararası tahkim kararına karşı Paris İstinaf Mahkemesinde açtığı ‘Kararın İptali Davasını’ kaybettiğini tespit ettik.
Sonuç⬇️
1 Milyar 471 Milyon Dolar tutarındaki ceza ödemesi için geri sayım başladı!
Bu devasa ceza tutarı, mutlaka Tayyip Erdoğan’ın ve ilgili AKP’li yöneticilerin mal varlıklarından tahsil edilmelidir!
İşte resmi belgeler⬇️
Kaynak: 10 Mart 2026 tarihli Paris İstinaf Mahkemesi Kararı (Fransızca Orijinali, Türkçe Çevirisi)
Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında hekimler için bir gösteri yapan, gösterinin tüm gelirini İstanbul Tabip Odası burs fonuna bağışlayan dostumuz Deniz Göktaş'ın gözaltına alındığını endişeyle öğrendik.
İfade özgürlüğü ve güven duygusu sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılmalıdır.
Başkentte utanç verici önlem: NATO liderlerinin göz zevki için binaların ve gecekonduların önüne set çekiyorlar
soL’un havalimanı yolunda çektiği utanç verici o görüntüler...
https://t.co/VjaeSlEmd3
Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde, saat 08.50’de, NATO sebebiyle yapılan gözaltılar takip edilirken, derneğimiz üyesi avukatın gözü önünde müvekkili merdivenden itilmiş ve merdivenden düşürülmüş, tepki gösteren meslektaşımız da aynı şekilde kolundan tutulup savrularak darp edilmiştir.
Bunun üzerine ilgili kolluk personeli hakkında işlem yapılması ve dosyayla ilgili tüm işlemlerden çekilmesi gerektiği söylenmiş, personel hakkında şikayetçi olunmuş fakat gereği yapılmamıştır.
Bunun üzerine tutanak tutmak üzere gelen Ankara Barosu yetkilisi içeri alınmamıştır.
Meslektaşlarımızın bu koşullarda mesleklerini ifa etmeleri mümkün değildir.
Ankara Emniyeti hem gözaltındaki kişileri hem avukatını ayrı ayrı darp edip, ifade işlemlerini kesintiye uğratıp suç işlemektedir.
Tuzla'da milyar dolarlık rant tezgahı!
İBB'yi suçlayan son açıklamasıyla, "AKP'ye mi geçecek" denilen CHP'li Tuzla Belediye Başkanı'nın sözlerinin perde arkası ortaya çıktı.
AKP döneminden beri gelen milyar dolarlık bir imar rantı vurgunu yaşanıyor. Organizasyonda kimler yok ki! İnşaatçılar, noterler, siyasetçiler, tarikat ilişkileri...
Vurgunu 12 Haziran 2026 tarihli İBB Teftiş Kurulu raporu ortaya koydu. Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu.
'İmar hakkı transferi' adı altında yüzlerce parsel, farklı mütehhitlere defalarca, mükerrer biçimde devredildi. İlk tespitlere göre güncel değeri 1 milyar dolarlıl rant yaratıldı.
İşi yasallaştıracak imar planına İBB, "buna imza atamam" diyerek onay vermedi.
Bu sabah gerçekleşen ev baskınları ile üyelerimiz Avukat Semra Demir ve Avukat Kürşat Bafra ile birlikte Ankara’da bir çok demokrat, devrimci, öğrenci evlerinin kapıları kırılarak gözaltına alındı.
Dosyada, avukatlara bilgi verilmemekte, savcıyla görüşme isteyen avukatlar adliye koridoruna güvenlik seti çekilerek alınmamaktadır.
Üyelerimiz ile birlikte tüm gözaltılar derhal bırakılmalıdır!
🔁 Evo Morales anlatıyor: Bolivya'daki isyan nasıl başladı, isyan bastırma rejimi nasıl karşılık verdi? - Clau O’Brien Moscoso #SendikaOrgÇeviri
"ABD Büyükelçiliği 'Lityumu kaybedemeyiz' diyor. Halk ise yurdunu savunuyor"
https://t.co/uBGJWb2Xwn
'2008 komplosunun' sırrı!
* Özel ve İmamoğlu bu sefer de 18 yıl öncesine gidilerek suçlanmak isteniyor.
* Saray rejiminin kuruluş fikrinin oluştuğu 2008-2010 sekansı niçin terse çevrilip 2008-2016 darbe süreci olarak yeniden yazılıyor?
* Bu komplonun dayanağı sayılan ve 2008'de Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olacağını belirten o tuhaf raporda başka neler var?
* 2008 sonrasında Ergenekon, referandum, Soylu, Kurtulmuş ve MHP'nin iktidara iltisakı, Deniz Feneri davasının kapatılması, ihale yasasındaki değişiklikler ile kurulan dağıtım ağı vs. derken, yeni rejimin yolunun döşeyen olaylar zinciri, nasıl olup da Özel ve İmamoğlu'nun FETÖ'cü olduğu kumpasına çevriliyor?