Burada 412 hesabı engellemişim şimdiye dek; küfür mü ediyor engelliyorum, hoşuma gitmeyen bir ifade mi kullanıyor engelliyorum, cinsiyetçi bir şey mi demiş şikayet edip engelliyorum, akp’li ise engelliyorum, burç bilmemne muhabbeti yapıyorsa engelliyorum; şahane bir izolasyon.
Patates patates patates patates çok güzel bir mamadır/ Patates patates patates patates çok iyi bir gıdadır şeklinde güfte yaptım hem gülüyor hem yiyor bir görseniz ben süper biriymişim bu manyak anaların hepsini anladım canım oğluşum benim fonetiği de gayet komik kelime patates.
Bu kitabı 60 sayfa okuyup bıraktım. Hikayede kişi yok. Bazı olaylar oluyor ama bunları kim yaşıyor belli değil. Saramago’nun benzer farazi evrenlerde geçen kitapları var evet ama hepsinin bir kahramanı vardı. Belki de ben biraz bunaltılı bir durumdayım. Sonra tekrar deneyeceğim.
Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği’ni okudum. Kitapta 2026 Türkiye’sinde olan şeylerin benzeri oluyor ama onların ülkesi Rus işgali altında. Sonunda ne olacağını bir yerlerde söylüyor sana, yine de hazırlanamıyorsun, sonuna kadar umut taşımak istiyorsun. Ağlattı beni.
Deli kitaplarını severim normalde ama bunda ne bir teşhis ne bir tedavi, deli deyip geçiyor koskoca doktor. Sonu aceleye getirilmiş tam bir fecaat. Aptallar Erken Ölür kadar aptal olmasa da kötüydü ya, akıcı diye şimdi bunu söylemeyelim mi… Bu yaz kitaptan yana yüzüm gülmüyor.
Betty Blue’yu okudum. 96 yapımı filmi de varmış. Benim kafamda Betty’i Nurgül Yeşilçay, erkeği de Edward Norton oynadı. Tutkulu aşk yaşamak istiyorsak öfke kontrolümüz olmamalıymış arkadaşlar. Bence iyi gözlem, böyle sanan çok. Kitap asi kadın karakter iddiasıyla başladı +
Öyleydi de, sonra asilik saplantıya ve öfkeye dönüştü. Biliyorsunuz ki erkekler özgürce sinirlenebilir ama “normalin” aksine kadın öfke nöbetleri geçirip erkek onu sakinleştiren sağduyulu taraf olduğunda kadın “anormal, deli” olmuş, cezalandırılmış adeta yazar tarafından.
“… mutluluğun başlıca şartı kesinlikle çelişkileri çözmek değil; uzun bir ağaçlıklı yolda, ağaçların arasındaki boşlukların kapanması gibi çelişkileri ortadan kaldırmaktır …” / Niteliksiz Adam-2 s.396
İnsanlığın Mahrem Tarihi bitti. Theodore Zeldin her bölümde tümevarımla vurmuş, hakikaten de tüme varmış biri kendisi. Toplumsal sorunlara çıkış noktası göstermiş, bir tarih kitabını umut ve empati çağrısıyla bitirmiş. Her şeyi öğrendim, hissini sevdim, keşke böyle basit olsa.
“Onları saygıyla layık kılacak olan şey servetleri ya da imtihanlardan aldıkları notlar değil, kendi marazlarına ilişkin içgörülerinin derecesiydi.”
/ İnsanlığın Mahrem Tarihi, s.486
Max Weber’i okuyorum. Yayın ya da çevirmeni beğenmedim. Kitabın dipnotları çok fena odağı etkiliyor. Belki de ben anlamadım. Böyle bir kitabın Müslüman versiyonunu okumayı isterdim, kim bilir o zamanlar da hangi yobazlarla cebelleşmiştir. Cesur bi abimiz.
Avokado’yu ve Şalgam’ı sevmiyorum. Hani herkes tarafından övülürler, bakarsın, bu kişilerin gerçekten de öyle nitelikli filan olduklarını bilirsin, hiçbir sorunun da yoktur, takdir de edersin toplum içinde ama sevemezsin işte.
Johann Hari’nin Çalınan Dikkat’ini okudum. Tertemiz bir derleme idi. Başlarda, yok o o kadar da değildir ya, derken bazı bireysel kararlar alıyorsunuz. Ortalarda şoklar var. Sona doğru duygusal olarak da yükseliyor ve “Bir dünya bırakın biz çocuklaraaaa…” diye bitiriyorsunuz.