"Biliyorum arkamdan iki gün ağlayıp üçüncü gün unutacaksınız. Hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz. Benden önce her sene ölen 1.500 işçi gibi."
Taşeron işçi Zafer Açıkgözoğlu'nun ölmeden önce iş arkadaşlarına yazdığı mektuptan...
Unutmadım, unutmadık...
Çözüm sürecinin Alevilerle ilişkisi tartışılıyor. Tartışılması normal. Çözüm sürecine meşruiyet sağlamak için gündeme getirilen tarihsel referansların Alevi yurttaşlarımızı rahatsız etmemesi mümkün değil.
Peki neden süreç bu kadar tarihsel referansa ihtiyaç duyuyor
Cumhuriyet ile derdi olan bir masa var karşımızda. Ama bir yandan da “biz”i kanıtlamak zorundalar. Masada “Türk”ün ve “Kürt”ün oturduğu iddiasından hareket ederek…
“Kavga ettik, bizi kavgaya sürüklediler ama aslında öteki yok, biz varız” demek için, tarihsel figürler, olaylar yardıma çağrılıyor. Hatırlayalım, ilk başta Çanakkale Savaşı’na gönderme yapılırdı, “hep birlikte savaştık” diye. Gerisi geldi, Malazgirt filan derken Yavuz Sultan Selim’e ulaştık.
Cumhuriyet’in “kapanması gereken bir parantez” olduğunu göstermek için daha eskilere gitmenin kaçınılmaz sonucudur bu. Konu sadece Alevilik değildir. Tarihsel ilerleme diye bir olgu vardır ve daha yeniyi daha eski ile zaten asla düzeltemezsin.
Öte yandan konu bayağı güncel bir boyuta da sahip. Gazze merkezli Hamas’ın yediği darbe sonrasında bölgedeki ABD ittifak sistemi kendisini mezhepsel olarak ifade edebiliyor. İran merkezli “direniş ekseni”nin karşısında bir Sunni blok şekillendi. Çözüm sürecinin bölgesel gelişmelerle bağı olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla dönüp dolaşıp “biz”i oluşturmak için Sunni referansları bulup çıkarmanın güncel bir karşılığı da var: İran’ın kuşatılması.
Bütün bunların karşısına “bu sefer de bizi dışarıda bırakıyorsunuz”a varacak kimlikçi itirazlardan uzak durmak gerekir. Bugünkü sürecin sorunu bazı kimlikleri dışarıda bırakması ya da onlara karşı olması değildir. Sürecin hedefleri vardır, bu hedefler sorunludur, sorunlu hedeflere yönelen bir sürecin yeni sorunlar yaratması kaçınılmazdır.
Yani, yeni süreçle ilgili tartışmaların Alevilik meselesine sıkıştırılmamasında yarar var. Kuşkusuz konuyla ilgili ısrarlı ve provokatif tutum, güçlü bir tepkiyi hak ediyor. Ancak bu tepkiler daha bütünlüklü bir çerçeveye yerleşmeli.
Bugünkü çözüm süreci, kim ne dersen desin, bir Türkiye tasarımı ile ilişkilidir. Bu tasarımın sınıfsal ve ideolojik karakteri ile bağlandığı uluslararası dinamikler veri alınmadan yürütülecek bir tartışmanın hiçbir anlamı yok.
Türkiye’de etnik kimlikler üzerinden bir “biz”in ya da “birlik”in yaratılamayacağını defalarca vurguladık. Bu türden “birlik”ler her zaman yeni “öteki”ler yaratır, yaratmak zorundadır.
Öte yandan evet, bir “biz” yaratabiliriz. Bugün yurttaş kavramının içine dahi sokamayacağımız, para neredeyse oralı olan, sömürücü-asalak-hırsız çok küçük bir azınlığı dışarıda tutarak oluşturulacak bir “biz”, yani sınıfsal temellerde oluşacak bir “biz”, en kapsayıcı ve en az sorunlu “birlik” inşasını sağlayacaktır. Sanıldığının tersine etnik, kültürel zenginliklerimizi koruyup geliştirecek olan da böylesi bir “birlik”tir.
Ama işe etnik ve mezhepsel kimliklerle başlayınca, sorunlar derinleşmektedir. Buradan “biz” filan çıkmaz, çıkmayacak.
Bugünkü süreç Yeni-Osmanlıcıdır. Ademi-merkeziyetçi bir demokrasi deniyor. Bunun sermayeye ve tarikatlara mutlak özgürlük anlamına geldiğini 20 yıldır anlatıyoruz. Sınır geçişkenliklerinin artmasının “demokrasi” değil, kuralsızlık anlamına geleceğini ısrarla vurguluyoruz. Şu artık anlaşılmalıdır: “Yerel demokrasi” diye kodlanan şey sermaye diktatörlüğünün en sert ve acımasız biçimlerinden biridir.
Bunlar tartışılmalıdır. Bunlar tartışıldığında “biz” diye yaratılmak istenen şeyin Kürt, Arap ya da Türk çoğunluğun çıkarlarını da kapsamadığı görülecektir. Yani dışarıda kalan sadece Aleviler değildir.
Bu tartışmanın sol içi bir tartışma olarak ele alınmaya kalkılması ise tam anlamıyla abestir. Öcalan’ın bir yandan bu sürece dönük itirazları gidermek diğer yandan masadan çıkacak Türkiye tasarımında “kurucu fikir babası” olmak için yaptığı konuşmaları “şurası iyi” “şurası sorunlu” türünden bir sol içi eleştiriye tabi tutmak ancak sürecin ne anlama geldiğini kavramayan ya da kavramak istemeyenlerin işi olabilir.
Okurlarımıza sözümüz var: soL Haber susmayacak!
İktidarın talebiyle üçüncü kez soL Haber’in X hesabına erişim engellendi.
“Halka yalan söylemek suçtur!” demiştik yola çıkarken, bir adım bile geri atmayacağımızı yeniden ilan ediyoruz.👇
https://t.co/uiWMqV5cfT
Dünya büyük bir savaşa doğru yol alırken…
Gerçek bir barış için bu düzen yıkılmalı
Ukrayna, İran, Filistin, Lübnan, Yemen ve Sudan…
ABD ve batılı emperyalist güçlerin kendi hegemonyalarını koruma ve yeniden tesis etme kaygısı ile farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği siyasi ve askeri müdahalelerin sonucu olarak yaşanan bu savaşlar giderek çok daha kapsamlı, büyük bir savaşın, dünya savaşının provası haline geliyor.
Dünyanın en büyük terör örgütü NATO’nun öncülüğünde Ukrayna savaşı üzerinden ülkemizi de içine alacak şekilde bir Avrupa-Rusya boğazlaşması sürekli olarak masaya getiriliyor.
Taktik nükleer silahların kullanılacağı, birçok ülkenin parçası olacağı söylenen böylesi bir kanlı hesaplaşma için başta İngiliz, Alman ve Fransız emperyalizmi olmak üzere birçok Avrupa ülkesi hazırlık yaparken, ABD ise bu sürecin arkasındaki gölge kuvvet olmayı sürdürüyor.
Öte yandan ABD emperyalizmi sadece bu bölgeye değil, dünyanın dört bir yanına ateş saçmaya devam ediyor.
Bu yılın başında, 3 Ocak’ta Venezuela’ya yapılan saldırıyla başlayan yeni dönemi İran’a yönelik tam 6 aydır devam eden savaş takip ediyor.
Bu saldırganlığın tehdit ettiği ülkelerden biri olan sosyalist Küba, yarım asrı aşan kesintisiz ve boğucu bir ablukayla karşı karşıya.
Yine Meksika ve Grönland da Trump’ın “buralar bizim olmalı” saldırganlığının öne çıkan hedefleri arasında yer alıyor.
Bunların yanı sıra emperyalizmin esas hesaplaşma alanı olarak öne çıkan Asya-Pasifik’te Çin’i çevrelemek adına son derece tehlikeli bir başka süreç işlemeye devam ediyor.
Filistin ve Lübnan’da ise soykırımcı İsrail’in vahşeti İsrail seçimleri öncesi Netanyahu’nun seçim yatırımı olarak yeniden harlanıyor.
Böylesi bir dünya tablosunda ülkemiz için olası tehditler neler peki?
AKP iktidarının yaptığı son anlaşmalar ülkemizin bağımsızlığını ve egemenliğini tamamen ortadan kaldırırken, batılı emperyalist güçlerin yanında İran, Ukrayna ve Yemen’de devam eden savaşların ve kanlı hesaplaşmaların da suç ortağı haline getirmek üzere.
İran’a dönük ABD ve İsrail saldırganlığının doğrudan parçası olamayan AKP iktidarı, şimdi barış masallarıyla süslenen Yeni Osmanlıcı “çözüm süreci” üzerinden halkı bu savaşa ikna etmeye çalışıyor. Sermayenin dizginlenemeyen açlığı, yayılmacı emperyal hevesler, AKP iktidarının dinci mezhepçi gericiliği, ABD emperyalizminin bölgeye dönük saldırganlığı ile birleşmiş, ortalığı sağlı “sollu” İran’a sefer naraları sarmış durumda.
Öte yandan AKP iktidarı yine ABD çıkarları doğrultusunda İstanbul Boğazı’nda İngiltere ve Fransa'nın başını çektiği askeri koalisyon için yeni bir komutanlığı devreye almaya hazırlanıyor, Baltıklar’da NATO’nun son derece tehlikeli askeri misyonuna “gönüllü” yazılıyor, tüm bunlarla birlikte Ukrayna’nın kritik kimi askeri ihtiyaçlarının da ana tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Bu tabloya kısa süre önce Suudi Arabistan ve Pakistan ile yapılan Mekke Anlaşmasını ekleyen, bu açıdan örneğin Yemen’e yönelik savaşın da potansiyel parçalarından biri haline getirilen ülkemiz, giderek daha fazla noktada sıcak bir çatışmanın içine çekiliyor.
Kısacası dünya, bölgemiz ve ülkemiz 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü her açıdan kanlı bir hesaplaşmanın ön gününde karşılıyor.
Böylesi bir tabloda ülkemiz ve dünyamızın uluslararası tekellerin çıkarlarına kurban edilmemesinin tek yolu, emekçilerin, yoksul halkların ayağa kalkmasından geçiyor.
Bu savaşları durdurmanın, insanlığın geleceğinin nükleer silah çılgınlığıyla ateşe atılmasının önüne geçmenin tek yolu, sömürüye son vermekten geçiyor.
Bu düzene karşı verilen mücadeleyi büyütmek, gerçek bir barışın önünü açmak için ülkemizdeki tüm yabancı üsler kapatılmalı, NATO’dan derhal çıkılmalı, Mekke Anlaşması çöpe atılmalı, ülkemizi tehlikeli maceralara sürükleyen Yeni Osmanlıcı yayılmacı hayallere son verilmelidir.
1 Eylül’ün gerçekten bir barış günü olması için savaş ve yıkım üreten bu düzene karşı mücadeleye!
Karma Eğitimi Hedef Alanları Durduracağız
Çıkardığı genelgelerle okulları tarikat ve cemaatlere teslim eden, zorunlu eğitimi hedef alan, müfredatı daha da gericileştiren, son olarak da “Neyden kurtuluyoruz, ondan önce koskoca Osmanlı vardı" diyerek Kurtuluş Savaşı’nı müfredattan çıkarmaya hazırlanan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin döneminde karma eğitim hedef alınmaya devam ediyor
Bugün yandaş bir gazete tarafından atılan manşette “Asrın yanlışından dönülsün” denilerek “Karma eğitim sona ersin” çağrısında bulunuldu.
Yeni Akit bu cüreti açık şekilde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’den almaktadır.
Bundan aylar önce yaptığı bir açıklamada bazı velilerin “Ben çocuğumu erkeklerle aynı okula göndermek istemiyorum” dediğini iddia eden Tekin, “Şimdi benim Milli Eğitim olarak birincil hedefim ne? Kız çocuklarının okullaşmasını sağlamaktı. O zaman veliyi ikna etmek için biz, gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz, veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli, isterse erkeklerin gittiği okullara gönderebilmeli" ifadesini kullanmıştı.
Hem zorunlu eğitimi hedef alan hem de kız çocuklarının okula gitmemesini dert ettiğini öne süren Tekin, yalan söylemektedir.
Eğitim-İş’in açıkladığı verilere göre, Türkiye’de 2023-2024 eğitim-öğretim yılında zorunlu eğitim çağında olup örgün eğitime devam etmeyen çocuk sayısı yaklaşık 612 bin 814’tü. Bu sayı bir önceki döneme göre yüzde 38,4 artarken, tahminlere göre şimdi çok daha yüksek oranlara çıkmış, 800 bini geçmiş durumda.
Yine Eğitim-İş verilerine göre eğitim dışında kalan çocukların yüzde 53,6’sı erkek, yüzde 46,4’ü ise kız çocukları. Erkek çocukları genellikle ekonomik nedenlerle, çalışmak zorunda kaldıkları için okuldan koparken, kız çocukları ise erken yaşta zorla evlilik, ev içi yükler ve gericilik nedeniyle eğitimden uzaklaşıyor.
Bu tablonun sorumlusu içinde yaşadığımız düzen ve bunun temsilcisi Bakan Tekin gibilerdir.
Üstelik geldiğimiz noktada tehdit sanılandan çok daha büyüktür.
Geçtiğimiz yıl Ankara’nın Çankaya ilçesinde, Dikmen’deki bir okulda sadece kız çocuklara yönelik ortaokul açılmış, büyük tepki çeken bu adımın sadece başkentle sınırlı olmadığı ortaya çıkmıştı.
Şu anda tam 8 kentte sadece kız çocuklarının gideceği ortaokul açılarak karma eğitim zaten delik deşik edilmiş durumda.
Yandaşlar ise attığı manşetlerle AKP’ye gaza basma çağrısında bulunmaktadır.
Bu gerici saldırı püskürtülmeli, Cumhuriyet ve laiklik düşmanı, en başta da çocuk düşmanı olan bu girişim durdurulmalıdır.
Türkiye Komünist Gençliği milyarlarca liralık bütçesi, 108 ülkede 100 bin öğrenciyi kapsayan ağıyla Maarif Vakfı'nı anlatıyor.
Bu ülkenin gençlerini koyu bir gericilikle kuşatan, memleketimizin dört bir yanını saran karanlık yapıları teşhir etmeye devam edeceğiz.
Her yeni adımlarında karşılarına dikilecek, kirli oyunlarını pervasızca sürdürlemelerine izin vermeyeceğiz!
İşsizlik yüzde 30’u aştı, açlık sınırı 37 bin liraya, yoksulluk sınırı 121 bin liraya yükseldi.
AKP, patronlar ve tarikatlar mutlu, halk işsizlik ve açlıkla karşı karşıya!
Bir tarafta kâr rekorları kıran dev holdingler, milyarlarca liralık serveti yöneten tarikatlar ve iktidar gücüyle zenginleşenler var…
Diğer tarafta ise tarihin en ağır yoksulluk ve işsizlik dalgasıyla boğuşan milyonlar!
*Koç Holding bu yıl net kârını yüzde 146,5 artırdı, Sabancı Holding ise “piyasa beklentilerini” ikiye katlayan bir net kâr açıkladı. Patronlar cephesi son derece mutlu!
*Türkiye’de tamamı birer holding haline gelen tarikat ve cemaatler de öyle. İş öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, operasyona konu olan gözden düşmüş bir cemaatin dahi 45 milyon dolara ada satın alıp, milyarlarca liralık gayrimenkul, altın ve dövize sahip olduğunu gördük.
*Yine gözden düşen AKP eskilerinden Melih Gökçek’in oğlunun Almanya vatandaşlığı almak için 4,5 milyon avro bedelle 18 daire satın aldığını, 8,5 milyon avro karşılığında bir AVM satın almak üzere olduğunu, 180 milyon avro değerindeki bir AVM için ise anlaşma zemini aradığını öğrendik. Yani AKP’nin eskileri bile büyük bir servet biriktirmiş durumda.
Küçük bir azınlık, holdingler, tarikatlar ve düzen siyasetçileri büyük bir şatafat içinde yaşarken, ülkenin ezici çoğunluğu derin bir sefalete mahkûm ediliyor.
*Bugün açıklanan verilere göre ülkemizde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30,6’ya yükseldi.
*Temmuz ayında istihdam önceki aya göre 388 bin kişi azaldı ve 32 milyon 362 bin oldu.
*Genç işsizliği oranı yüzde 14,5'e yükseldi.
*Kadınlarda iş gücüne katılım oranı yüzde 35,2 seviyesinde kaldı.
Yine bugün açıklanan bir diğer veriye göre, işgücüne katılan milyonlarca yurttaşın durumu da giderek daha kötü hale geliyor.
*Açlık sınırı, yani dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarı temmuz ayı itibarıyla 37 bin 388 liraya yükseldi.
*Yoksulluk sınırı, yani gıda ile birlikte haneye girmesi gereken temel harcamalar için (giyim, konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık) ihtiyaç duyulan miktar ise 121 bin 786 lira oldu.
*Bekâr bir işçinin ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 48 bin 305 liraya yükseldi.
Bir yanda holdinglerin ve tarikatların ihya edildiği bu sömürü düzeni, diğer yanda halkımızın açlığı ve geleceksizliği...
Bu düzenin böyle sürüp gitmesine izin vermeyeceğiz!
Yoksulluğa ve işsizliğe alışmayacağız.
Ayağa kalkmak, örgütlenmek ve bu düzeni değiştirmek zorundayız.
Çağrımız bu düzeni alt etme, bunun için yan yana gelme çağrısıdır!
https://t.co/s9wJUxBQQd
Emperyalizme karşı elde edilen zaferin üzerinden 104 yıl geçti. Aradan geçen yüz yıldan sonra ülkemiz bir kez daha emperyalist planların kuşatması altında.
1919 yılında Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının önderliğinde emperyalizme karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele, Sevr dayatmasına ve işgalcilere teslim olan köhnemiş saraya karşı yoksul Anadolu halkının biricik umudu haline geldi.
30 Ağustos Zaferi, her şeyden önce Anadolu halkının emperyalizme karşı gösterdiği eşsiz bağımsızlık iradesinin ve cephedeki kararlı direnişinin sonucudur. Bu ölüm kalım mücadelesinde, 1917 Ekim Devrimi ile kurulan devrimci ittifakın, Sovyetler Birliği’nin sağladığı lojistik ve diplomatik desteğin de büyük payı olmuştur. Başta İngiliz emperyalizmi olmak üzere karşıdevrim cephesine karşı elde edilen bu büyük askeri zafer; tebaadan yurttaşlığa geçişin, tarikat ve cemaatlerin tasfiyesinin ve bağımsız bir ülkenin de kapılarını aralamıştır. Cumhuriyet böylece kurulmuştur.
Bugün ülkemiz ve bölgemiz yine kanlı hesapların hedefindedir.
Yüz yıl önce bu topraklarda yenilgiye uğrayan emperyalistler, bugün yine aynı karanlık planları devreye sokmaktadır. Emperyalist güçler, sermaye sınıfı, işbirlikçi iktidarlar ve tarikatlar, bölgemizi yeniden kanlı bir savaş alanına çevirmiştir. AKP iktidarı ve Türkiye sermaye sınıfı, Yeni Osmanlıcılık hedefleriyle bölgesel gerilimleri beslemekte, emperyalist heveslerle ülkemizi maceraya sürüklemektedir.
Son çeyrek asırda Türkiye, emperyalizmin bölgesel stratejileriyle giderek daha fazla bütünleşme doğrultsunda bir eşiği aşmıştır. Cumhuriyet’in imzasını taşıyan tüm kamusal kaynaklar holdinglere teslim edilmiş, ülke tarikat ve cemaatlerin karanlığına bırakılmıştır. 103 yıl önce kurulan Cumhuriyet, sömürücülerin ve cumhuriyet düşmanlarının elbirliğiyle tasfiye edilmiştir.
104 yıl önceki zafer, bir halkın boyun eğmeyip ayağa kalkmasıyla, emperyalist işgalcilere ve işbirlikçi saltanata karşı saf tutmasıyla kazanıldı.
Bugün ülkemizin, sömürüden, gericilikten, savaştan ve bu çürümüş düzenden kurtulmasının tek yolu vardır: Halkın kendi kaderini eline alması, kurtarıcı beklemeden örgütlenip ayağa kalkması…
Yeni zafer, yerli ve yabancı patronlara, emperyalist ittifaklara, tarikat ve cemaat yapılanmalarına karşı tavizsiz bir mücadele yürütmekten doğacaktır.
Ülkemizin, holdinglerin ve emperyalist işgalcilerin egemenliğinden tamamen kurtulacağı emekçilerin cumhuriyetine ihtiyacı vardır.
Kurtuluş kendi kollarımızdadır.
Gökçek ODTÜ ormanından geçecek rant yolu projesini sürdürdüğü için Mansur Yavaş’a teşekkür etmiş. Öyle ya, Yavaş Ankara’yı koca bir rant alanına çevirme konusunda Gökçek’in bıraktığı yerden devam ediyor.
Ankara’nın son büyük doğal alanlarından biri olan ODTÜ ormanı gasp edilerek inşaat şirketlerine aktarılacak devasa imar rantıdır Gökçek ve Yavaş’ı birleştiren, halka ait değerleri sermayeye peşkeş çeken piyasacı zihniyettir.
Gökçek bir de Ankara halkının rant yolu projesine gösterdiği tepkiye işaret ederek “Ne olur tepki gösterse?” diyor. Gökçek kentin kamusal yaşam alanlarını şirketlerin çiftliği zannediyor olabilir. Ama biz bu kentin her bir karışının kime ait olduğunu göstereceğiz. Yaşam alanlarımıza göz diken bu açgözlü rantçılardan hesap soracağız.
Ücretsiz HPV aşısı hakkımız için Sağlık Bakanlığı önündeyiz!
Türkiye’de her yıl yaklaşık 1250 kadın hpv aşısı ile önlenebilir bir kanserden ölüyor!
5 yıl önce başlattığımız kolektif mücadele karşısında HPV aşısı için söz vermek zorunda kalan @saglikbakanligi bilim dışı açıklamalarla süreci geciktirmeye çalışıyor.
Hakkımız olanı istiyoruz! #HPVAşısıÜcretsizOlsun
ABD, Suriye’yi “teröre destek veren devletler listesi”nden çıkarmış. Böylece yıllarca el altından destekleyip iktidara getirdikleri HTŞ denen örgütün kanlı sicilinden de kurtulduklarını sanıyorlar.
O listede kalan az sayıda ülkeden biri Küba! Küba teröre destek veriyormuş…
Hadi oradan!
Bugün dünyada teröre destek veren ülkelerin başında ABD geliyor. Hatta, ABD’nin “terör” kapsamında değerlendirilebilecek açık ve örtülü ilişkilerinin listesini yapmaya kalksak, tam bir döküme hiçbir zaman ulaşamayız.
ABD yönetimi bu saçma sapan listeyle yaptırımlar ve ablukalar uyguluyor, işgallere yelteniyor, savaşlar çıkarıyor. Liste uyduruk, liste bahanesiyle girişilen saldırganlık ise fazlasıyla gerçek.
Dünyanın halleri böyle… Paranın gücüyle semirmiş zorbaların hiyerarşisidir emperyalizm denen sistem bir bakıma.
Tarih ve insanlık da onların listesini tutar bir yandan, hiçbirini atlamadan…
Genişletilmiş Cumhur İttifakı cenahı "çözüm" sürecine ve yeni anayasa dayatmasına karşı oluşan her türlü toplumsal direnci "dış kaynaklı ve maksatlı" diyerek yaftalama telaşına düştü.
ABD ve İngiltere öncülüğünde uluslararası sermayenin, Orta Doğu'yu yeni ticaret, enerji, lojistik ve üretim ağları üzerinden yeniden yapılandırması ve bölge ülkelerini etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalamaya girişmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye'deki adımların, İran'ı çevreleme veya İsrail'in bölgesel güvenliğini sağlama gibi daha geniş ve yıkıcı senaryolar için bir pazarlık aracı hâline gelmesi, NATO'ya verilen tavizler, ABD'ye teslimiyet "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Barış ve demokrasi gibi kavramların arkasına saklanarak Türkiye ve bölge ülkelerdeki emekçilerin, çok uluslu tekellerin kâr hırsı uğruna ucuz, güvencesiz, en ağır koşulların dayatıldığı bir iş gücü deposuna dönüştürülmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Eşitlikçi, laik bir toplumsal düzende Cumhuriyet'in yurttaşları olarak onurla yaşamak yerine, mezhepçi ve Yeni Osmanlıcı bir zeminde güya kardeşlik masalları anlatılması ve Türkiye'nin altına dinamit döşenmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye işçi sınıfının sınıfsız, sömürüsüz, laik ve bağımsız Türkiye mücadelesini baltalayacak; bizzat sorunun kaynağı olan emperyalist, kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda yürütülen, ayrışmayı derinleştirecek her türlü süreç "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Sahte bir "yerli ve milli" söyleminin ardına gizlenerek ülkenin kaynaklarını, geleceğini, bağımsızlık ve egemenliğini emperyalizmin planlarına bağlayan "dış kaynaklı ve maksatlı" süreçlerin karşısında yükselen haklı itirazı yaftalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir!
"Ve bütün bunlar olurken, “muhalif” birileri Türkiye’nin demokratikleşeceğini, birileriyse ulusların kaderlerini tayin hakkında ilerleme kaydedileceğini anlatıp durmaktadır.
Hani ne oldu “Saray rejimi”ne?"
❝Tarikatların topyekun sorgulanması yerine “zaten varlar bari muhalif olanlar ayakta kalsın” yaklaşımının tercih edilmesi, bir kısım muhalif çevrenin neden zamanında ve belki şimdilerde Fethullahçılara umut bağladığını da açıklıyor.
“Sizin tarikat gerçeğini ortadan kaldıracak gücünüz yok, o zaman onlardan iyisini tercih edeceksiniz” türünden yorumlar yapılmakta. AKP iktidarı ile bu şekilde mücadele edebileceklerine düşünenler var demek ki!
Şu anda “iyi tarikat, kötü tarikat” ayrımından en fazla AKP yararlanır, bunun farkındalar mı acaba!❞
“Bir daha asla” demek için
Bu düzen değişmeli!
17 Ağustos 1999’un üzerinden 27 yıl geçti.
O gece binlerce yurttaşımız yaşamını yitirdi. Kentlerimiz yıkıldı, hayatlarımız değişti.
Aradan geçen 27 yıl bize ne öğretti?
Hatırlıyoruz, 17 Ağustos’tan sonra “bir daha asla” aynı hata ve ihmaller yaşanmayacak denildi. Sonra yıllar geçti. Van ve Elazığ depremlerinde yüzlerce yurttaşımızı yitirdik.
Yine toplanma alanları tartışıldı, imar planları değiştirildi, toplanma alanları imara açıldı. Kentsel dönüşüm adı altında yeni rant alanları yaratıldı.
6 Şubat 2023'te ise aynı ülke, çok daha büyük bir yıkımla yeniden enkazın altında kaldı. Ve yine utanmadan "bir daha asla" diyorlar.
Düzenli aralıklarla İstanbul depreminden ve ortaya çıkaracağı yıkımdan söz eden araştırmalar ve tartışma programları yapılıyor ancak hala gerçek bir önlem söz konusu bile değil. İstanbul'un dört bir yanı kâr için müteahhitlere sunulmaya devam ediliyor.
Sağlam ve yaşanabilir bir konuta erişimi ayrıcalık haline getiren, kamu kaynaklarını halkın güvenliği yerine sermayenin çıkarına sunan bu düzen değişmedikçe; yaşanacak her yeni deprem, yine yıkım, yine acı ve yine enkaz altında kalmak anlamına gelecektir.
Aradan geçen 27 yıla rağmen bugün hâlâ milyonlarca insan yaşadığı binanın güvenliğinden emin değil.
Konut inşası ve kent planları kâr alanı olmaktan çıkarılmak zorunda.
Bir daha 17 Ağustosların, 6 Şubatların acısını yaşamayacağımız bir ülke için; ekonominin kamu yararına göre planlandığı, bağımsız ve egemen bir Türkiye’yi hep birlikte kuracağız.
Türkiye Komünist Partisi
Harun Karadeniz 51 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı.
Harun'un adı sosyalizm mücadelesine silinmez şekilde kazındı. Okumuş insan halkına karşı sorumludur diyerek mücadele etti. Hayatı boyunca bir başka genç kimliğini yaratmak için hareket etti. Ülkesinin geleceği hakkında söz söyleyen, dürüstlüğü, çalışkanlığı ve dayanışmayı ne olursa olsun elden bırakmayan bir kimlik.
Bir gençlik öncüsüydü ama hiçbir zaman gençlik mücadelesini işçi sınıfının mücadelesinden ayrı görmedi. Safı belliydi, o her zaman sınıfının yanındaydı. Klavuzu ise sosyalizm.
Bugün Harun'u anmak, onun uğruna mücadele ettiği değerleri amasız ve fakatsız şekilde savunmakla mümkün.
Tarihimizden aldığımız bu güçlü mirasla; emperyalizmle iş birliği yapmadan, gericiliğe teslim olmadan, ne olursa olsun umutsuzluğa düşmeden, ülkemizin geleceği için elimizi taşın altına koyarak ve bir kez daha sosyalizm hedefini güçlü şekilde sahiplenerek kol kola mücadele etme zamanı!
İyi ki doğdun Fidel!
Bizler, sosyalizm mücadelesinin bu topraklardaki genç neferleri, bu büyük devrimciyi tanımaktan ve aynı safları paylaşmaktan gurur duyuyoruz!
Genel Sekreterimiz Kemal Okuyan, soL Portal'ın sürece ve gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı.
"Şimdi Kürt sorunu bir dönüşümün önünü açmak, ona destek bulmak için kullanılıyor. Bu çözüm filan değil. Türkiye NATO şemsiyesinde yeni çatışmalara yol alıyor. Biz salak mıyız bunlara gözümüzü kapatacağız? Her şey ortada, apaçık"
Söyleşinin tamamı için:
https://t.co/tbNZS7kvUX
Velilere Kayıt Parası, Tarikatlara Milyarlar
Okullar açılırken velilerden kayıt parası isteyen AKP iktidarı, gerici yapılara milyarlarca lira aktarmaya devam ediyor.
Resmî Gazete'de bugün yayımlanan kararla Maarif Vakfı'nın bütçesi 7 milyar 513 milyon 889 bin TL olarak belirlendi.
15 Temmuz'dan sonra "yurt dışındaki FETÖ okullarını devralmak" misyonuyla hareket eden bu gerici yapı, kurulduğu günden bu yana iktidarın göz bebeklerinden.
108 ülkedeki temaslarıyla 100 bine yakın öğrenciyi kapsayan bir ağa sahip olan vakıf, her geçen yıl daha da geniş bir bütçeyle çalışıyor. Tarikatlara ve sermayeye hizmette sınır tanımayan Yusuf Tekin göreve geldiğinden bu yana vakfın bütçesi 4 milyar 500 milyon TL artmış durumda.
Ülkemizde öğrenciler okullarda karnını doyuramaz, binlerce öğrenci eğitimini tamamlamak için çalışmak zorunda kalırken vakıf kılıfıyla gizlenen onlarca karanlık ve gerici yapı her geçen gün büyüyor.
Eğitimin kamusal niteliği tasfiye edilirken tüm bu adımlarla birlikte eğitim alanı bir bütün olarak Yeni Osmanlıcı projelere alet ediliyor.
Müfredatlar yenileniyor, Osmanlı'ya dönüş masalları anlatılırken karma eğitim bizzat iktidarın kalemşörleri tarafından hedef alınıyor.
Tüm bunlar, eğitim alanının tarikatların, gerici yapıların ve sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirdiğini açıkça gösteriyor.
Geleceğimizi holdinglerin ve tarikatların çıkarlarına teslim etmeyeceğiz!
MARİF VAKFINA 7.5 MİLYAR LİRALIK DEV BÜTÇE
Siyasi iktidarın eğitimde gericiliğe açtığı alan büyümeye devam ediyor.
Resmi gazetede yayımlanan kararla Maarif Vakfı'na 7 milyar 513 milyon 889 bin TL'lik kaynak aktarılacak.
Öğrenciler, okullarında en temel ihtiyaçlarına bile ulaşamazken açıklanan devasa bütçe açık bir saldırıdır.
Bu gerici kuşatmaya karşı ülkemizde bilimsel, kamucu ve laik eğitimi savunmaya devam edeceğiz.
Tarikat karanlığına teslim olmayacağız!
Diyarbakır KENZE Tekstil işçisi hak gaspına ve patronun yalanlarına karşı basın açıklaması yaptı!
https://t.co/iF6KAWmaxI
Kenze işçisinden “işçi yüzünden fabrika küçülüyor” diyen patrona: Tazminatımı ödeyip fabrikanızı kurtarın o zaman!
Basın açıklamasında konuşan KENZE Tekstil işçisi Kader;
“Ben 11 yaşından beri tekstilde çalışan 21 yaşında bir işçiyim. Son 3 yıldır Kenze Tekstil’de çalışıyordum. Alınan bir günlük izne karşılık, iki günlük kesinti yapmalarına itiraz ettiğim için işten çıkarıldım. Alacaklarım Kenze patronları için hiç bir şey değil. Ama onlar, kıdem tazminatımı ödememek için, dünya kadar yalan, dedikodu ve fesatlık yapıyorlar.
‘Zara denetime geldi, artık iş alamıyoruz, küçülmeye gidiceğiz’ diyorlar. Kendi hukuksuzlukları yüzünden değil de, benim yüzümden küçülmeye gideceklerini söyleyip, arkadaşlarımı bana karşı kışkırtmaya çalışıyorlar.
İşçinin hakkını vermeyeceksiniz, pislik içinde, baskı altında çalıştırıp sonra da suçu ben gibi işçilere atacaksınız. Yok öyle yağma!”
———————
📣Tekstil işçisi kardeş; bize ulaş. Birlikte mücadele edelim, birlikte kazanalım👇
☎️0541 940 05 14
📧 [email protected]