“Düşünmek Savaşmaktır” 4
Mevzu bahis Türkiye ise kimse vazgeçilmez değildir.
Şaibeli isimlerin kendi paçalarını kurtarmak için Ak Partiye hücum edip, onlardan da kabul bulması, 25 yıldır bıkkınlık verip, zarar verecek diye problemleri halının altına süpürmeleri, ‘arınma ve durulma’ istek, kararlar ve hareket kabiliyetlerinin olmayışları, iktidarı haddinden fazla şişmiş bir balona dönüştürdüğü hissediliyor. Ne zaman patlar belli de değildir.
Devlet Bahçeli Bey partisinin gurup konuşmasına istişarenin önemi ile sözlerine başlaması; acaba uyulmayan bir istişare kararı mı var? Sorusunu akla getirdi.
Parlamenter sistem için; Ak Partinin içindeki parlamenter sisteme dönme çalışmaları ve bunun yeni ittifak arayışlarına yönelebileceğinden duyduğu rahatsızlık ile arka bahçeye dadanma huylarının yanlışlığına tepki olabilir.
“Ülkemizin yapısal sorunlarını aşarak kalıcı refah düzeni kurulmalıdır.” Tehlikenin boyutunu anlamak için yerinde bir tesbittir.
Devlet Bey ‘Arınma ve Durulma’ çağrısını ilk CHP’ye yapmıştı. Kendi hırsızına, yolsuzuna sahip çıkma gayretleri, orada memleketin anlayacak iradenin olmadığını gösterdi.
Devlet Bey o yüzden yasama ve denetleme yetkisini kendisinde istiyor olabilir.
Ak Partinin artık yapısal sorunları aşamayacağı, CHP’nin de böyle bir derdi olmadığı, diğer muhalefetin çapının buna yetmeyeceği bir ortamda sorumluluğu üzerine istiyor.
Bunu da; “Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın çukuruna düşülmemesi” şeklinde perçinliyor.
İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da siyaset rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da ortak gayemiz Türkiye’dir. Sözü ile milli birlik ve beraberliği önceleyerek, gayesi Türkiye olan herkesi önemsediğini belirtiyor. Ayrıca, kişisel ve günübirlik hesap yapma dönemi olmadığının da altını çiziyor. Bunu da TBMM açılış programında İYİ Parti Genel Başkanı Musavvat Dervişoğlu’nun elini sıkmaya gitmesi ile göstermiş oldu.
Kardeşin kardeşi boğazladığı dönemler artık geride kalmalıdır.
“Yağmur Stratejisi” kurulması ile milletimiz için rahmet ve berekete işaret ederken “Yağmurun yıkıcı bir sele dönmesi engellenmelidir.”Uyarısı, iktidar muhalefet herkese olup, önceliğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunun altını çiziyor.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin öneminin altını çizmesi, memleketin olmazsa olmaz, zaruri ihtiyacıdır.
Mart ayındaki büyük kongreden bahsetmesi ise o zamana kadar MHP’nin kendi “arınma” sürecini tamamlayıp, çıkan yeni ekiple, yasama ve denetleme MHP’ye güvenin tam sağlanmasının hazırlık aşaması olabilir.
Anadolu’da hayatını günübirlik siyaset ve şahsi ikbal düşünmeden, özüyle sözüyle bunu içselleştirmiş, ‘Memleket Mücadelesi’ umudu için yanıp tutuşan, bu mücadelenin olmadığı yerde olmayan insanların varlığına güvenmesini çok kıymetli buldum.
Büyük Türkiye ve Türk Birliğini ana amaç olduğuna göre; mutlaka ülkücülerin birliğini de hesap etmiş olmalıdır.
İnşallah herkes kendi üzerine düşeni yapar. Yoksa vay memleketin haline!
.
Rakibin insafa bırakılmış geri adım, radarından çıkmak için güvenli bir yol gibi görülse de en savunmasız haldir.
Kurtlar sofrasında düşeni yemek ise kanundur.
.
12 Eylül ihtilali olduğunda 13 yaşında idim. Bir yanda Devlet’e savaş açan, alan hakimiyeti adı altında sokakları, mahalleleri , üniversiteleri işgal eden aşırı sol gruplar, diğer yanda Güvenlik güçlerinin yapamadığını yaparak canları pahasına vatanını, milletini, dinini, devletini savunan Ülkücü Gençlik vardı. İhtilal sabahı Ülkücüler kahraman ilan edilecek sanmıştım.Ülkücülerin yıllarca çektiği sıkıntıları hiçbir zaman mantığım almadı. İdrak edemedim. Bu yaşıma kadar her 12 Eylül’de Devlet’in Ülkücü’lerden özür dilemesini ya da özür anlamına gelecek düzenlemeler yapmasını bekledim.12 Eylül zulmünü yaşayan hiçbir Ülkücü’den böyle bir istek görmedim. Böyle bir özür dilenmemesi “ kardeş kavgası”, “ sağ sol çatışması”, “ faşistlik ithamları” gibi sanki Ülkücüler, Milliyetçiler olmasaydı işgal, çatışma, kavga, kargaşa olmayacaktı, kamu düzeni bozulmayacaktı hatta ihtilale bile gerek kalmayacaktı anlamı çıkmaktadır. Eğer böyle ise Ülkücülerin Devlet’ten özür dilemesi gerekmez mi.12 Eylül muhasebesinin Devlet ve Siyaset nezdinde doğru yapılmadığını düşünüyorum. 11 Eylül günü eylemci sola müsamaha gösteren kamu yönetimi anlayışı ( Devlet ) 12 Eylül’den sonra PKK nın doğmasına da sebep olmuştur. 12 Eylül ve sonrasında Ülkücüleri cezalandıran Kamu güvenlik otoritesi 15 Temmuz ihanetine zemin hazırlamıştır. 11 Eylül günü vatan savunması yapan Ülkücüler suçlu idiyse 15 Temmuz günü sokağa inen asker, polis demeden direniş gösteren vatandaşlarımızda suçludur. 15 Temmuz günü sokağa inenlere kahraman muamelesi yapıp , 11 Eylül öncesi canları pahasına ülkesini koruyan Ülkücülerin 12 Eylül’de yaşadıklarından dolayı bir özür bile dilenmemesi kabul edilebilir değildir. Devlet 12 Eylül zulmüne uğrayan Ülkücü ve ailelerinden özür dilemelidir. Tuna Koç
Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşımızı fetöcüler şehit etti.
Şehadetin üstünden 13,5 yıl, 15 Temmuz üzerinden 6 yıl geçti.
Ak Parti hükümetleri hâlâ SUİKAST davası açmadığınıa göre, kimse fetö ile mücadele edildiğini söylemesin.
Unutmanın kanı kurusun.
#15Temmuz#15TemmuzDestanı
Adı ardında anılmıyorsa ölürmüş insan.
Senin adın dünya durdukça anılacak, yokluğun her geçen gün can acıtacak!
@Doganoztaskin Başkan simitleri çayı hazırlamış yine gelenekleri ağırlıyor!
Mekanın cennet olsun.
#MuhsinYazıcıoğlu67Yaşında