وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ
Rabbin bal arısına şöyle vahyetti:
“Dağlardan, ağaçlardan ve onların yaptıkları bal kovanlarından kendin için evler edin.”
(16/Nahl Suresi, 68)
Bize (islamî camiâlara) göz altı yapıldı mı bir otobüs polis abluka yapıyor. Yine ters kelepçeler, parke üzerinde yatırmalar vs. Memleketin "iddiaya göre" tecavüzcüsüne resmen açık görüş yaptırılıyor. Sizce bir terslik yok mu?
Başdanışman tehdit etti, sabahına operasyon oldu. Operasyonu savcılığın, yargılamayı da hâkimlerin yapacak olması bu işin hukukla alakalı olduğunu mu gösterir?
Zulmün en tehlikeli olanı; göstere göstere, hiçbir kural tanımadan yapılanıdır.
@oktay_saral Allah'ın dinini Şeriatını hiçe sayan devleti niye kutsayalım? Ülkenin her yerinden pislik fışkırıyor. Ahlaksızlık almış başını gidiyor. İçki kumar faiz hiç olmadığı kadar arttı. Her yerde çetecilik dolandırıcılık var.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın Açık Tehdidi Üzerine
Furkan Hareketinden Kamuoyuna Açıklama
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın, Muhterem Alparslan Kuytul Hocamızı hedef alarak tehdit içerikli paylaşımda bulunması üzerine bu açıklamayı yapma zorunluluğu doğmuştur.
Bir devlet görevlisi, Allah’ın ayetlerini kullanarak insanlara iftira atmamalıdır. Muhterem Hocamız ömrünü toplumun ıslahına adamış bir İslam alimidir. Hocamızı “din bezirganı” olmakla itham edenler bilmelidirler ki hocamız hiçbir zaman dini kullanarak menfaat elde etmemiştir. Bugüne kadar sayısızca insanın hidayetine vesile olmuş bir alim hakkında sarf edilen bu sözler bir devlet görevlisi adına utanç vericidir.
Devletin gücü, tehdidinden değil adaletinden gelir. Bürokrat, mafya diliyle konuşmamalıdır. Bir devlet yetkilisi yanlışları eleştiren, muhalif görüşteki vatandaşları tehdit ediyorsa orada hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku söz konusu olur.
Furkan Hareketi hakkında yıllardır çeşitli ithamlar ortaya atıldı. Asılsız iddialarla hareketimize yönelik iki büyük operasyon gerçekleştirildi, Alparslan Kuytul Hocaefendi üç kez tutuklandı ve toplam üç yıl hapis yattı. Bu itham ve iddialardan mahkemelerde beraat aldı. Furkan Gönüllülerinin eylemleri nedeniyle açılan davalarda ise 136 beraat kararı verildi. Hocamızın hayatının temizliğine ve tertemiz bir hareket olduğumuza hem hakimler savcılar hem de halkımız şahittir. Hiçbir suç unsuru ile zerre kadar alakamızın olmadığı mahkeme kararları ile tescillenmiştir. Bütün bunlara rağmen bugün hâlâ Furkan Hareketini suç örgütü gibi göstermeye yönelik ifadelerin kullanılması ve Hocamızın “akıllanmamışsın, suyun ısındı” gibi çirkin ifadelerle hedef alınması kabul edilemez.
Bu yapılan kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırma çabası ve operasyon için zemin hazırlamaya çalışmaktan başka nasıl değerlendirilebilir!
Furkan Hareketi bu milletin içinden çıkmış, toplumun ıslahı ve İslam medeniyetinin inşası için gece gündüz çalışan tertemiz bir harekettir. Bugüne kadar nice iftiralar atılsa da Allah’ın yardımı ve kardeşlerimizin mücadelesiyle hepsinden alnımızın akıyla çıktık. Alparslan Kuytul Hocaefendi hapishanede tecritte kaldı fakat duruşundan taviz vermedi.
Çeşitli engellemeler ve baskılarla yaşadığımız 12 yıllık zulüm süreci hocamızı ve hareketimizi milletimizin tanınmasına ve sahiplenmesine vesile oldu.
Muhterem hocamızı tehdit edenler bilsinler ki talebeleri olarak hiçbir zaman hocamızı yalnız bırakmadığımız gibi bundan sonra da yalnız bırakmayacağız. Her türlü iftira ve tehditlere rağmen sonuna kadar hocamızın yanındayız.
Alparslan Kuytul Hocaefendiyi asla yalnız bırakmayacağız.
AlparslanHocam Seninleyiz
AlparslanHocaya Tehdit
@_halisbayancuk Oktay Saral bence sen ve senin gibi düşünenler, Halis hocamın Kur'an sünnete göre yaptığı nasihatı alın intikam sahibi bir Allah'tan suphanehu ve teâlâdan korkun
Allah'tan korkun; unutmayın ki devletten büyük Allah vardır. Son sözü söyleyecek, son hükmü ve kararı verecek olan devlet yahut hukuk değil; yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah'tır.
Allah'tan korkun; FETÖ de aynen böyle yapıyordu. Hocalarına muhalif insanları gazeteler aracılığıyla tehdit ediyor, kendilerinden olan kolluk, hâkim ve savcılarla derdest ediyorlardı. Sonra da pişkin pişkin 'hukuk devletinde yaşıyoruz, suçunuz yoksa niye endişe ediyorsunuz' diyorlardı.
Allah (cc) kibir, hile ve tuzaklarını yerle bir etti. Başkalarını tehdit ederken örnek gösterdikleriniz, sizin için de örnek olmalı.
Bu durumu izah edebilecek biri var mı?
On binlerce insanı öldürenlerle barışan sistem, sırf bir ölünün hatırasına hakaret iddiasıyla kendi vatandaşına on binlerce insanı katleden terörist muamelesi yapıyor.
Haddi aşmak, tuğyan etmek tam olarak budur. Kaldı ki bu adamın zulüm yasalarına göre dahi suçsuz bulunması ihtimali varken...
İki çocuğunun gözleri önünde bir baba ve anne katlediliyor. Tüm kamuoyu bu olaya ilişkin yetkililerden gereğinin yapılmasını istiyor.
#HaymanaOlayıAydınlatılsın
İzlerken insanın nefesi kesiliyor. Gerçekten korkunç. İddialar tüm yönleriyle aydınlatılıp gereken yapılmadığı sürece kamuoyu bu olayın üzerine gitmeye devam edecektir. Sorumlulardan acil açıklama bekliyoruz.
Basın mensuplarına "gözaltı pozu" vermek için film sahnelerini aratmayan prodüksiyonlarla çekim yapan kurum, bir canın yittiği operasyonun kamera kayıtlarını şeffaf bir şekilde kamuoyuna sunamıyor. Şüpheleri bitirmenin yolu bellidir: Kayıtları yayınlayın!
#HaymanaOlayıAydınlatılsın
"SORUŞTURMA ŞEFFAF YÜRÜTÜLSÜN"
NATO Zirvesi öncesinde Ankara Haymana’da Muhammed Kavi ve eşi Nazan Kavi’nin hayatını kaybettiği polis baskınıyla ilgili iddialar gündemdeki yerini koruyor. HÜDA PAR Ankara İl Başkanı Ahmet Karaarslan, Kavi ailesini ziyaret ederek soruşturmanın etkin ve şeffaf şekilde yürütülmesi çağrısında bulundu.
Muhammed Kavi olayının sorumluları hesap vermelidir!
Haymana’da Muhammed ve Nazan Kavi’nin hayatını kaybettiği operasyonla ilgili çelişkili anlatımların aydınlatılması, olayın şeffaf biçimde soruşturulması ve sorumluların hesap vermesi gerekiyor.
https://t.co/Jk4zKG1dCi
Operasyonun ilk anından itibaren polis kameraları kayıttadır. Bu konudaki tüm soru işaretlerini gidermenin tek ve en kestirme yolu, bakanlığın ilgili görüntüleri vakit kaybetmeksizin kamuoyuyla paylaşmasıdır.
Aksi halde süreç; müfettişlik incelemesi, soruşturma, savcılık ve mahkeme safhaları derken uzayıp gidecektir. Oysa bu kayıtlar yayımlandığı takdirde, ortada bir katliam mı yoksa bir çatışma mı olduğu yarım saatlik bir görüntüyle, hiçbir şüpheye yer bırakmadan anlaşılabilir.
#HaymanaOlayıAydınlatılsın
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
İzzet Kavi : "Polis ve asker var dışarıda. Nereye kaçabilir Sayın Vekilim?"
Ömer Faruk Gergerlioğlu: "Çok vahim bir katliam var burada. Bir cinayet var."
Allah böyle bir zulmü kabul etmesin.
Bir insanın canı bu kadar değersiz olabilir mi? Bir evin ocağını söndürmek, bir anne babayı evlatsız bırakmak, küçücük yavruları yetim ve öksüz bırakmak bu kadar kolay mı?
Mazlumun ahı yerde kalmaz.
Dünyada hesap vermekten kaçabilirsiniz; fakat Allah’ın huzurunda hiç kimse yaptığının hesabından kaçamayacaktır.
“Zulmedenler, nasıl bir akıbete uğrayacaklarını yakında bileceklerdir.” (Şuarâ, 227)