Yük’lü Soruların bu sayıdaki konuğu değerli yazarımız Cem Akaş;
“Ben anlatacak bir hikayesi olan ve bunu
kendisine en doğal, en rahat gelen şe-
kilde anlatan bir yazar değilim; anlata-
cağım hikaye kadar onu nasıl anlata-
cağım üzerinde de kafa patlatıyorum.”
@_CemAkas
türkiye'de kitap pahalı mı?
amazon'un bulunduğu ülkelerde, kişi başı gsmh ve standart bir kitabın fiyatını kullanarak karşılaştırma yaptığınızda, tr'de kitap fiyatları 2024'e kadar orta sıralarda yer alıyordu. 2025'teyse en pahalı ülke olduk.
• Evet, CHP Genel Merkezi’nin polisin gazlı, mermili baskınıyla kapıları kırılarak teslim alınıp “Kayyum”a verilmesi, yani bugünkü ana muhalefet partisinin, birinci partisinin bir anlamda kapatılması, Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarındandır.
• Bu, siyasal hayatın önemli bir dönüm noktasıdır.
• Bu bir Saray planıdır ve “Kayyum” şahısla birlikte uygulanmıştır.
• CHP’nin tarihinde ilk kez, Özgür Özel’in demokrat tutumuyla 1973’teki Ecevit çıkışından siyasal olarak daha nitelikli bir muhalefet partisine dönüşmesi kesin olarak engellenmek istendi. Çünkü seçimleri CHP ve Cumhurbaşkanı adayı kazanacaktı.
• Daha önce de benzerleri yaşandı, partiler kapatıldı deniyorsa bu doğru değil. Çünkü öncekiler asıl olarak askeri faşist darbelerden sonra yaşandı. Bu sefer, sözde sivil yönetim, bir cunta tutumuyla kendisinden büyük partiyi kapattı. Özellikle önemli.
• Bu son darbeyle birlikte, 86 milyonun yarısının seçme hakkı, iradesi tamamıyla ortadan kaldırıldı. O zaman son seçim yapılmamış demektir.
• Üstelik hukuku uygulama süreci tamamlanmadan, kesinleşmiş kararlar olmadan yapıldı. O zaman öteden beri çiğnenen Anayasa, yasalar ve hukuk teamülleri ve hukuk düzeni artık tamamıyla yok edilmiş oldu.
• Deniyor ki, ister ana muhalefet partisinin seçilmiş genel başkanı ol, ister sade yurttaş, hiçbir hakkın yoktur, bütün hakların iki dudak arasındadır.
• O zaman genel seçim yapmanın anlamı kalıyor mu? Birkaç adım daha atıldığında seçimin anlamı kalmayacak, zaten şimdiden, Yok, deniyor.
• O birkaç adım nedir? Kim bilir, Özgür Özel ve arkadaşlarının dokunulmazlıklarının kaldırılması ve haklarında açılacak davalar gerekçe gösterilerek tutuklanmaları.
• Her şey bitti mi? Hiçbir zaman bitmez. Genel sözler yerine somut sözler edersek: 1 CHP –yani Özgür Özel yönetimi–, ama o da şöyle yanlışlar yaptı gibi sözler etme gafletine düşmeden, cesaretle desteklenmeli. 2 Sosyalist hareket, başta öne çıkan asıl bileşenleriyle asında ilk kez, bozulmayacak bir blok, bir ittifak oluşturmalı ve bundan sonra birbirinden ayrılmadan hareket etmeli. Halka en çok ümit verecek olan güç budur. 3 Sosyalist hareketin birleşik gücü ile CHP arasında sürekli ve sürdürülebilir bir dayanıma ve güçbirliği oluşturulmalı. 4 Saray Rejimine karşı mücadele eden bütün işçi ve emekçi örgütleri, siyasal partiler, demokratik kitle örgütleriyle birlikte, giderek genişleyen bir halk birliği kurulmalı. 5 Kürt Siyasal Hareketi süreci politik becerileriyle sürdürürken halk muhalefetine karşı hayırhah bir tutum almayı bırakmalı, mücadelenin içinde tam boy yer almalı.
• Bizim irademizin yenilmezliği en azından son yetmiş yılda birçok kereler sınandı. İyimserliğimizi de elimizden alamazlar.
A Norwegian neuroscientist spent 20 years proving that the act of writing by hand changes the human brain in ways typing physically cannot, and almost nobody outside her field has read the paper.
Her name is Audrey van der Meer.
She runs a brain research lab in Trondheim, and the paper that closed the argument was published in 2024 in a journal called Frontiers in Psychology. The finding is brutal enough that it should have changed every classroom on Earth.
The experiment was simple. She recruited 36 university students and put each one in a cap with 256 sensors pressed against their scalp to record brain activity. Words flashed on a screen one at a time.
Sometimes the students wrote the word by hand on a touchscreen using a digital pen, and sometimes they typed the same word on a keyboard. Every neural response was recorded for the full five seconds the word stayed on screen.
Then her team looked at the part of the data most researchers had ignored for years, which is how different parts of the brain were communicating with each other during the task.
When the students wrote by hand, the brain lit up everywhere at once.
The regions responsible for memory, sensory integration, and the encoding of new information were all firing together in a coordinated pattern that spread across the entire cortex. The whole network was awake and connected.
When the same students typed the same word, that pattern collapsed almost completely.
Most of the brain went quiet, and the connections between regions that had been alive seconds earlier were nowhere to be found on the EEG.
Same word, same brain, same person, and two completely different neurological events.
The reason turned out to be something nobody had really paid attention to before her work. Writing by hand is not one motion but a sequence of thousands of tiny micro-movements coordinated with your eyes in real time, where each letter is a different shape that requires the brain to solve a slightly different spatial problem.
Your fingers, wrist, vision, and the parts of your brain that track position in space are all working together to produce one letter, then the next, then the next.
Typing throws all of that away. Every key on a keyboard requires the exact same finger motion regardless of which letter you are pressing, which means the brain has almost nothing to integrate and almost no problem to solve.
Van der Meer said it plainly in her interviews.
Pressing the same key with the same finger over and over does not stimulate the brain in any meaningful way, and she pointed out something that should scare every parent who handed their kid an iPad.
Children who learn to read and write on tablets often cannot tell letters like b and d apart, because they have never physically felt with their bodies what it takes to actually produce those letters on a page.
A decade before her, two researchers at Princeton ran the same fight using a completely different method and ended up at the same answer. Pam Mueller and Daniel Oppenheimer tested 327 students across three experiments, where half took notes on laptops with the internet disabled and half took notes by hand, before testing everyone on what they actually understood from the lectures they had watched.
The handwriting group won by a wide margin on every question that required real understanding rather than surface recall.
The reason was hiding in the transcripts of what the two groups had actually written down.
The laptop students typed almost word for word, capturing more total content but processing almost none of it as they went, while the handwriting students physically could not write fast enough to transcribe a lecture in real time, which forced them to listen carefully, decide what actually mattered, and put it in their own words on the page.
That single act of choosing what to keep was the learning itself, and the keyboard had quietly skipped the choosing and skipped the learning along with it.
Two studies. Two countries. Same answer.
Handwriting makes the brain work. Typing lets it coast.
Every note you have ever typed instead of written went into your brain through a thinner pipe. Every meeting, every book highlight, every idea you captured on your phone instead of on paper was processed at half depth.
You did not forget those things because your memory is bad. You forgot them because typing never woke the part of the brain that would have made them stick.
The fix is the thing your grandmother already knew.
Pick up a pen. Write the thing down. The slower road is the faster one.
Pynchon hasn't been photographed in decades. Coetzee wins the Nobel and barely speaks. DeLillo lives in deliberate obscurity.
Amis chose the other path — and the British press spent the 1990s making him pay for it.
He knew the tradeoff. He just thought he could beat it.
oğuz atay: durağa yolcusundan önce gelen otobüs. durak güzergahta işlenmemiş. otobüs sefer programında yok, nereden geldiği nereye gideceği de belirsiz. şoför sürekli söyleniyor; kıyafeti bir garip. otobüs durakta kapılarını açmadan biraz bekleyip gidiyor, geldiği gibi, hızla.
Dear @RichardDawkins, you've always been an inspiration to me. I made this website for you.
My goal is for it to help you understand AI chatbots at a deeper level, and avoid getting fooled by sycophancy and other cheap tricks that models have learned through RLHF.
https://t.co/ViGYPupooX
GECE YARISI ANKARA TRENİNDEN İNEN O GİZEMLİ KADINI SONSUZLUĞA UĞURLADIK
Türk edebiyatının büyük ustalarından Yusuf Atılgan'ın eşi Serpil Atılgan, dün Kadıköy-Moda'da hayatını kaybetti. Sahip olduğu muazzam entelektüel birikime rağmen, 84 yıllık ömrünü Yusuf Atılgan'ın eşi olmaya adayan Serpil Hanım, aynı zamanda başarılı bir tiyatro sanatçısı ve müzisyendi.
Üst kat komşum olduğunu tesadüfen öğrendiğimde, hemen yukarı çıkıp kapısını çaldım. Lise yıllarımdan beri beni en etkileyen yazarlardan biri olan Yusuf Atılgan'ın gerçekten eşi olup olmadığını sordum, çünkü aralarında 21 yaş fark vardı. Mahcup bir şekilde gülümseyerek "Evet, benim" dedi.
O günden sonra 6 yıl süren arkadaşlığımız başladı. Edebiyat, sinema ve kitaplarla dolu upuzun sohbetlerimiz oldu. Oğuz Atay'dan Yılmaz Güney'e, Edip Cansever'den Cemal Süreyya'ya kadar sanat edebiyat dünyasından pek çok ismi yakından tanıyordu. Gözümüzde büyüttüğümüz kimi "büyük" sanatçının inanılmaz "küçüklüklerini" anlatıp beni hayretten hayrete sürüklerdi. Bunları yazmak için çok ısrar ettim ama kabul etmedi. Yüzümü kızartıp ölüm döşeğindeyken bile sordum, yine izin vermedi.
Yusuf Atılgan'ın baş yapıtlarından Anayurt Oteli'ndeki gece Ankara treniyle gelen gizemli kadının Serpil Atılgan olduğu söylenirdi, bunu kendisine sordum "Sen miydin?" dedim. Yine mahcup bir şeklide gülümseyerek "öyle diyorlar" dedi. Eserin Ömer Kavur tarafından 1986 yılında sinemaya uyarlanan filminde bu rolü Şahika Tekand oynamıştı ve fiziksel olarak Serpil Hanım'ın gençliğine gerçekten çok benziyordu.
Tabii gece Ankara treni ile gelen esmer kadın, romanın baş kahramanı, şizofreni ile ağır bir savaşa girmiş olan Zebercet'in halüsinasyonlarından biriydi ama Serpil Atılgan, edebiyat dünyamızın koskoca bir kesitine tanıklık etmiş, çok 'gerçek' birisiydi.
29 Nisan 2026 Çarşamba günü, kapıya bir ambulans geldi, perdeyi açıp baktığımda bir çift uzun, ince ve zarif ayak gördüm. "Eyvah, Serpil Hanım gitti!" deyip hemen dışarı fırladım. 50 yılını geçirdiği ve çok sevdiği evine bir daha dönemedi. Moda'nın bu soğuk, sessiz ve sanki içinde insan yaşamıyor duygusu yaratan 76 yıllık apartmanı biraz daha sessizleşti.
Cenazesinin kaldırıldığı küçük caminin avlusunda çok düşkün olduğu oğlu Mehmet ile birlikte en fazla yüz kişiydik. Edebiyat ve yayın dünyasından neredeyse hiç bir katılım olmadı. Bu vefasızlığı da burada not düşmek isterim. Sanırım, Yusuf Atılgan'ın kitaplarını basan Can Yayınevi'nden birileri vardı.
Serpil Hanım, aynı zamanda efsane davulcumuz, Şeyh Şamil müziğinin yaratıcısı Durul Gence'nin kız kardeşiydi.
Güle güle Serpil Hanım, insanların giderek pespayeleştiği bir dünyada annem yaşındaki bir kafa dengini bir daha zor bulurum.
Ben Moda'daki soğuk apartmana dönüyorum, canın sohbet istediğinde, seni rüyalarımda ağırlamaktan her zaman onur ve heyecan duyarım.
on küsur yıl öncesinden bir blog yazısı nedense birkaç aydır çok okunuyor - babamın arabalarını ve onunla araba anılarımızı anlatmıştım.
belki blogun yolunu bilmeyen başkaları da okumak ister: "babamla arabada".
https://t.co/Q6Wpns1DYR
@_ilkeraslan anlatıya takla attırmaya çalışmıyor, ışık ve ses gösterisi yapmıyor, olmayacak sürprizler çıkarmıyor okurun karşısına. hikaye, kend, gerekleri içinde devam ediyor.
zülfü livaneli’nin “balıkçı ve oğlu”nun yeni baskısı @canyayinlari’ndan çıktı. ders kitabı gibi bir roman. roman yazanlara ve yazmak isteyenlere gerçekten tavsiye ederim. yalın bir hikayesi, yalın bir anlatımı var, taklası yok. ./..