Bugün “Eğer şirketlerin karşısına dikilmek suçsa, şirketlerin kârına çomak sokmak suçsa evet suç işledim. Ama bu suç değil. Toprağını, emeğini, geleceğini savunmak suç değil.” diyen Esra Işık’ın duruşmasındaydık.
İktidar art arda çıkardığı yasalarla doğayı talan eden şirketlere zemin hazırlıyor.
Birleşerek ve yan yana gelerek bu talan rejimi durdurmaktan başka çaremiz yok.
https://t.co/emKvEUpme4
İklim zirvelerine katılmak mı, yoksa dışarıda kalıp alternatifi üretmek mi daha etkili?
Bu tartışmaya Brezilya'daki COP30 örneği üzerinden anlatan Prof. Dr. STGM Yönetim Kurulu Üyesi Nesrin Algan; Türkiye'deki yerel çevre direnişlerinin ve sivil toplumun sesini dünyaya duyurması için COP31'in muazzam bir fırsat olduğunu belirterek "Halkların İklim Zirvesi'nin önemine dikkat çekiyor.
@stgmdernegi@euinturkiye
#halklarıniklimzirvesi
#egeçep
#cop31
#iklimdiplomasisi
Demokrasi olmadan ekoloji mücadelesi sürdürülemez, hukuk güvenliği olmadan yaşam savunulamaz.
EGEÇEP olarak CHP'nin 2,5 yıl önce yapılan Kurultayı için verilen mutlak butlan kararını, Yargıtay yolu açık olan karar henüz kesinleşmeden iş başındaki yöneticilerin görevlerinden uzaklaştırılmasını kabul etmiyoruz.
Sorun sadece bir partinin sorunu değildir, demokratik siyasete ve değerlere darbedir.
Demokrasi olmadan ekolojik bir hayat kurulamaz. Ekolojik, Demokratik bir gelecek için mücadeleye devam edeceğiz !
#egeçep
Yeryüzündeki yaşamın sürekliliği, uygun iklim koşullarına, sağlıklı ekosistemlere ve biyoçeşitliliğin korunmasına bağlı.
Değişen iklim, biyoçeşitliliği azaltırken; Milli Parklar Kanununda olduğu gibi korunan alanların statülerinin değiştirilmesi, atıkların yarattığı kirlilik ve ekosistemlerin sermaye yatırımlarına açılması bu yok oluşu hızlandırıyor.
Sermayenin atıklarıyla kirlenen topraklar, nehirler ve denizler; ulaşım projeleri, enerji nakil hatları, maden sondajları ve turizm yatırımlarıyla parçalanan yaşam alanları, yalnızca tek tek türleri değil, türler arası bağı, ekolojik döngüleri ve yeryüzündeki ortak yaşam koşullarını tehdit ediyor.
Biyoçeşitlilik yoksa, yeryüzündeki yaşam ağı da çözülür. İnsan dahil, hiçbir tür, bu ağdan bağımsız var olamaz. Ortak varoluşumuzu koruyalım.
@halklariniklimzirvesi
@egecepsozcu
Hakan Tosun, bağımsız gazeteci, belgeselci ve ekoloji aktivistiydi; kendisini “video-aktivist” olarak tanımlıyordu.
Çektiği belgeseller genellikle çevre tahribatı, kent dönüşümü, işçi hakları, toplumsal direniş gibi temalara odaklanıyordu.
Öne çıkan yapımlarından bazıları:
Çatılara Doğru
Tekel İşçileri
Büyük Anadolu Yürüyüşü
Dönüşüm (Gentrification)
Validebağ Direnişi
Geleceğin İzinde — özellikle köylerin, doğanın ve toplumsal direnişin öyküsünü çeken bir yapım.
Onun kamerası; maden sahalarında, termik santrallere karşı direnişlerde; ağaçlarını, zeytinlerini, yaşam alanlarını savunan insanların yanında oldu.
Belgesellik onun için sadece “film çekmek” değil; sessiz kalanların sesi olmak, doğayı ve toplumu korumak, hafıza oluşturmak demekti.
10 Ekim 2025 akşamı, İstanbul’un Esenyurt ilçesinde sokakta yürürken barbarca ,vahşice darp edildi. Başına aldığı darbeyle baygın halde bulundu. hastanede uzun süre kimliğinin tespit edilememesi süpheli bulunuyor ! Faillerinin araştırmayı karartma , faili meçhul etme çabası olduğu avukatlarınca söyleniyor .
Ne yazık ki 13/14 Ekim 2025’te hayatını kaybetti. Ölümü, Türkiye’de hem basın özgürlüğü hem de ekoloji/aktivizm açısından büyük bir kayıp .
Gerçek failler halen bulunmadı çevre, insan hakları ve gazetecilik kuruluşu soruşturmanın tam, şeffaf ve etkin olmasını talep etti.
Ailesi, dostları ve aktivist çevreler onun bıraktığı belgeselleri, kameraya aldığı direnişleri yaşatmaya, sesini unutturmamaya kararlı.
“Doğa ve Kent Aktivizm Documentary” adı altındaki yapım şirketi ve onun bıraktığı çalışmalar, Türkiye’de ekoloji, kent hakkı ve toplumsal adalet mücadelesinin belleği olmaya devam ediyor.
Hakan Tosun yalnızca bir gazeteci değil; aynı zamanda doğayı, yaşamı ve halkın haber alma hakkını savunan bir yaşam aktivistiydi. Kalemiyle, kamerasıyla, emeğiyle; talana, yıkıma, suskunluğa karşı direnenlerin sesi oldu. Doğum gününde buluşalım mı?
Tarih : 21 mayıs 2026
Saat :18.30
Yer : #artvenueizmir
#hakantosunaneoldu
#hakantosunadınaadalet
#fyp
‘Zehir’ tesisi için yeni başvuru… Çevreci avukat Arif Ali Cangı'dan ‘“usulsüzlük” çıkışı!
Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’nin genişletilmesine yönelik yeni ÇED başvurusu tartışma yaratırken, EGEÇEP üyesi ve İzmir Gemi Söküm Koordinasyon Grubu’ndan Avukat Arif Ali Cangı, sürecin “usulsüzlük” içerdiğini savundu. GEMİSANDER üzerinden yapılan başvurunun mevzuata aykırı olduğunu belirten Cangı, “proje sahibi şirket olmalı” diyerek ÇED sürecinin hukuki açıdan sorunlu yürütüldüğünü ifade etti. Çevre örgütleri ise başvurunun “ÇED muafiyetine kılıf hazırlama çabası” olduğunu öne sürdü.
Gemi söküm faaliyetlerinin çevreye ve işçi sağlığına etkileri nedeniyle uzun süredir tartışmaların odağında bulunan Aliağa Gemi Söküm Tesisleri ile ilgili yeni bir gelişme yaşandı.
Tesisleri işleten Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneği (GEMİSANDER), faaliyet alanının genişletilmesi amacıyla yeniden başvuruda bulundu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise proje tanıtım dosyasını incelemeye alarak çevresel etki değerlendirme (ÇED) sürecinin başlatıldığını duyurdu.
Başvuru dosyasında yer alan teknik olmayan özete göre, uzun yıllardır faaliyet gösteren gemi söküm tesislerinin kullandığı alanın kıyı kenar çizgisinin deniz tarafına doğru genişletilmesi planlanıyor. GEMİSANDER’in geçtiğimiz yıl yaptığı başvuru ise ÇED süreci devam ederken durdurulmuştu. Durdurma gerekçesi olarak bölgede imar planlarında yapılması planlanan revizyon gösterilmişti.
ÇED SÜRECİNE DAİR SORU İŞARETLERİ
Yeni başvuruya çevre örgütlerinden tepki geldi. EGEÇEP üyesi ve İzmir Gemi Söküm Koordinasyon Grubu’ndan Avukat Arif Ali Cangı, başvurunun hukuki açıdan tartışmalı olduğunu savundu.
‘DERNEK İŞLETMİYOR’
Cangı, GEMİSANDER’in bir dernek olduğuna dikkat çekerek, “, “Proje sahibi başvurur. Sonuçta GEMİSANDER bir dernek, bir ticari şirket değil. GEMİSANDER işletmiyor burayı. Yani öyle bir usulsüzlük var bu işte. Çünkü zaten GEMİSANDER’e bu yetkiler verilerek ve yetkisi verilmiş gibi gösterilerek bu denetimler onlar üzerinden yapılabiliyor. Çünkü GEMİSANDER hem patron hem denetleyen pozisyonunda... Bu şekilde bir denetim falan yapılamaz” dedi.
“ÇED MUAFİYETİNE KILIF HAZIRLAMA ÇABASI”
Başvurunun geçmişte verilen ÇED muafiyetlerini meşrulaştırma amacı taşıdığını vurgulayan Av. Cangı şunları söyledi:
Daha önceki ÇED muafiyetine kılıf hazırlama çabası var. Yani sanki belli bir belli tesisler için değil de, total olarak değerlendiriyorlar. Sanki o gemi söküm sahasının tamamı tek projeymiş gibi göstermeye kalkıyorlar. Oysa tek proje değil. Her bir tesisin gemi söküm sahası ve gemi söküm işletmesi farklı farklı projeler. Onların hepsinin ayrı ÇED'e tabi olması gerekiyor. Hepsinin niteliği farklı, belki söküm tekniği farklı, yeri farklı... Diğer yandan, etkilediği alan farklı.
‘MEVZUATA AYKIRI’
Cangı, bu nedenle başvurunun dernek üzerinden değil, tesisleri işleten şirketler tarafından ayrı ayrı yapılması gerektiğini savunarak, “Bu şekilde GEMİSANDER üzerine yapılan bir başvuru ÇED mevzuatına aykırı” diye konuştu.
Bugün sessiz kalırsak, yarın anlatacak bir doğa kalmayabilir.
Mesele sadece bir köy değil. Suya, toprağa ve geleceğe nasıl baktığımız meselesi.
Kabakdağı için verilen mücadele,
aslında yaşayacağımız geleceğin mücadelesi.
#KabakdağıDayanışma#KabakdağıNefestir
Bu karar halk sağlığının cezalandırılması anlamına geliyor.”
BEE’O’nun açtığı “Polen Davası”nda mahkeme Bülent Şık’a (@bulentilgaz) 50 bin TL tazminat cezası verdi, halk sağlığı ile ilgili makalelerin kaldırılmasına hükmetti.
“Bu karar halk sağlığının cezalandırılması anlamına geliyor.”
BEE’O’nun açtığı “Polen Davası”nda mahkeme Bülent Şık’a (@bulentilgaz) 50 bin TL tazminat cezası verdi, halk sağlığı ile ilgili makalelerin kaldırılmasına hükmetti.
https://t.co/Yld4NMxKFA
“Bu karar halk sağlığının cezalandırılması anlamına geliyor.”
BEE’O’nun açtığı “Polen Davası”nda mahkeme Bülent Şık’a (@bulentilgaz) 50 bin TL tazminat cezası verdi, halk sağlığı ile ilgili makalelerin kaldırılmasına hükmetti.
https://t.co/Yld4NMxKFA
EGEÇEP (Ege Çevre ve Kültür Platformu)
SOMA BİR KAZA DEĞİL, DOĞA VE EMEK SÖMÜRÜSÜNÜN SONUCUNDA GERÇEKLEŞEN BİR KATLİAMDIR!
13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesinde, daha fazla kâr hırsıyla işçi sağlığı ve güvenliğinin hiçe sayıldığı bir sistemin sonucu olarak 301 madenci yurttaşımızı yitirdik. Aradan geçen yıllara rağmen acımız dinmedi; çünkü Soma yalnızca geçmişte kalmış bir facia değil, hâlâ süren bir düzenin karanlık simgelerinden biridir. EGEÇEP olarak bugün bir kez daha hatırlatıyoruz: Soma’da yaşananlar bir fıtrat değil, sermayenin doğayı ve insanı sömürme düzeninin açık bir sonucudur.
Yargılama Süreci Toplum Vicdanını Yaraladı
Soma davası süreci, sorumluların hak ettikleri cezaları almadığı, aksine ödüllendirildiği bir hukuksuzluk örneğine dönüştü. 301 canın hesabı sorulmadıkça, iş cinayetleri "kader" olarak dayatılmaya devam edecektir.
Ekoloji ve Emek Mücadelesi Birdir
Soma, sadece bir iş cinayeti değil, aynı zamanda bölgenin ekosistemini mahveden kömür odaklı enerji politikalarının hedefidir. Kömür madenciliği; tarım alanlarını yok ediyor, suları kirletiyor ve havayı solunamaz hale getiriyor. Bizler biliyoruz ki; doğayı talan eden anlayış ile işçinin canını hiçe sayan anlayış aynıdır. Madenler, ormanlar, dağlar, dereler nasıl rant uğruna talan ediliyorsa; emekçiler de aynı sömürü düzeninin içinde yaşamlarından ediliyor. Ekoloji mücadelesi ile emek mücadelesi birbirinden ayrı değildir. Doğa yıkımı ile işçi ölümleri aynı anlayışın, daha fazla kâr için yaşamı hiçe sayan politikaların sonucudur.
EGEÇEP olarak;
Soma Katliamı’nın tüm sorumlularının hiçbir siyasi koruma olmaksızın gerçek anlamda yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını,
Doğayı ve insanı sömüren, fosil yakıt odaklı enerji politikalarından derhal vazgeçilmesini; ekolojik yıkıma yol açan maden projelerinin durdurulmasını,
Tüm iş kollarında, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını ve denetimlerin bağımsız meslek örgütleri tarafından yapılmasını talep ediyoruz.
301 maden işçimizi saygıyla anarken, onların anısını hem doğayı hem de emeği savunarak yaşatacağımızın sözünü veriyoruz.
Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu’yu Unutmadık: Doğayı Savunmak Suç Değildir, Azmettiriciler Yargılansın!
BASINA ve KAMUOYUNA;
9 Mayıs 2026
Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu’yu Unutmadık: Doğayı Savunmak Suç Değildir, Azmettiriciler Yargılansın!
Tam 9 yıl önce bugün, Antalya Finike’nin asırlık sedir ormanlarını mermer ocaklarına karşı savunan Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu dostlarımızı, Kızılcık Yaylası’ndaki evlerinde bir saldırı sonucu kaybettik. Ne yazık ki çift rantın ve doğa düşmanı politikaların gölgesinde katledildiler. Bu cinayet, yalnızca iki doğa savunucusuna değil; yaşamı savunan herkese verilmek istenen bir gözdağıydı. Ancak bilinmelidir ki bu topraklarda doğa mücadelesi korkutularak, susturularak bitirilemez.
EGEÇEP olarak, yaşamın her alanında doğayı ve emeği savunan çiftin anısı önünde saygıyla eğiliyor; mücadelerini ilk günkü kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Dosya Kapatılmak İstense de Gerçekler Ortadadır!
Cinayetin hemen ardından tutuklanan Ali Yamuç’un cezaevindeki şüpheli ölümü ve eşi Fatma Yamuç’un beraat etmesiyle dosya kapatılmak istendi. Ancak katil zanlısının itiraf mektuplarında açıkça belirttiği “azmettiriciler” ve mermer ocağı sahipleri hakkındaki iddialar derinlemesine araştırılmadı. Bugün dava dosyası, adil yargılanma hakkının ihlali gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) önündedir.
Doğayı Savunmak Yaşamı Savunmaktır
Büyüknohutçu çifti, sadece kendi yaşam alanlarını değil, hepimizin nefesi olan ormanları, suyu ve geleceği korudukları için hedef seçildiler. Onların katledilmesi, Türkiye’deki ekoloji mücadelesine ve yaşam savunucularına verilmiş bir gözdağıdır. Ancak bilinmelidir ki; ne mermer ocaklarının rant hırsı ne de yargıdaki cezasızlık politikaları bizleri yolumuzdan döndürebilir.
EGEÇEP olarak taleplerimiz nettir:
Büyüknohutçu cinayetinin ardındaki tüm karanlık ilişkiler açığa çıkarılmalı, azmettiriciler hukuk önünde hesap vermelidir.
Doğa savunucularına yönelik baskı, tehdit ve şiddet politikalarına derhal son verilmelidir.
Büyüknohutçuların uğruna canlarını verdikleri Finike’nin sedir ormanlarındaki mermer ocakları tamamen kapatılmalıdır. Çünkü gerçek adalet; yalnızca faillerin cezalandırılması değil, doğayı ve yaşamı hedef alan rant düzeninin sona erdirilmesidir.
Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu, bizim için sadece birer isim değil; toprağın, ağacın ve suyun sesidir. Bugün onları anarken yalnızca yas tutmuyoruz.
Onların bıraktığı yerden mücadeleyi büyütme sözümüzü yineliyoruz. Onların mücadelesini Ege’den Akdeniz’e, Kazdağları’ndan Akbelen’e kadar her yerde sürdüreceğiz.
EGEÇEP YÜRÜTME KURULU ADINA EŞ SÖZCÜLER
Seher GACAR Süleyman ERYILMAZ
https://t.co/irjgbBd4cr
Tam 39 gündür haksız ve hukuksuz yere Şakran cezaevinde tutuklu ve sürgün olan Esra'mız, Danıştay'ın verdiği Yürütmeyi Durdurma kararıyla ilgili bir mektup kaleme aldı.
EMEĞİMİZ DE TOPRAĞIMIZ DA BİZİMDİR!
#EsraIşıkSerbestBırakılsın
Tam 39 gündür haksız ve hukuksuz yere Şakran cezaevinde tutuklu ve sürgün olan Esra'mız, Danıştay'ın verdiği Yürütmeyi Durdurma kararıyla ilgili bir mektup kaleme aldı.
EMEĞİMİZ DE TOPRAĞIMIZ DA BİZİMDİR!
#EsraIşıkSerbestBırakılsın
“Cumhurbaşkanı kararının hukuka aykırılığı Danıştayca tescillenmiştir” diyen İkizköylülerin avukatları Arif Ali Cangı ve İpek Sarıca, kararı, “uzun süredir fiilen etkisizleştirilen hukuku diriltmek için yapılmış güçlü bir yargı müdahalesi” olarak yorumladı. Yürütmeyi durdurma kararlarının en önemli sonucunun, acele kamulaştırma işlemine dayanılarak yürütülen tüm idari ve yargısal süreçlerin hukuki dayanağını yitirmesi olduğunu vurgulayan avukatlar, Esra Işık’ın engellediği iddia edilen keşfin de hukuken geçerli olmadığını belirterek, “Esra Işık derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.
İkizköy Muhtarı Nejla Işık : “Bu kazanım birlikteliğin ve mücadelenin kazanımıdır”
“Ya hepimiz kazanacağız ya hepimiz kaybedeceğiz. Biz kazanacağız! Köylüler, direnenler, çiftçiler, işçiler, emekliler kazanacak, şirketler kaybedecek!”
#egeçep
#ikizköydireniyor
#esraışıkserbestbırakılsın
Milas'taki Acele Kamulaştırmalar Durduruldu
Akbelen'de yaşam alanlarını, zeytinliklerini ve doğayı korumak için mücadele eden yurttaşların açtığı davalarda önemli bir yargı kararı çıktı.
Danıştay 6. Dairesi, Milas'taki acele kamulaştırma kararlarının yürütmesini durdurdu.
Avukatlar Arif Ali Cangı ve İpek Sarıca tarafından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlüğe giren acele kamulaştırma işlemlerine karşı açılan toplam 93 davada yürütmenin durdurulmasına karar verildiği belirtildi. 5 Mayıs'ta taraflara tebliğ edilen kararın, uzun süredir tartışma konusu olan kamulaştırma sürecinde önemli bir dönüm noktası olduğu ifade edildi.
Açıklamada, Danıştay'ın kararında bölgede acele kamulaştırmayı gerektirecek olağanüstü bir "acelelik hali" bulunmadığının açıkça ortaya konduğu vurgulanarak, ekonomik gerekçeler ve şirket faaliyetlerinin bu yöntemi haklı kılamayacağı belirtildi.
Böylece Milas'taki acele kamulaştırma uygulamalarının, Limak-İçtaş ortaklığındaki Yeniköy Kemerköy Enerji şirketinin çıkarları doğrultusunda yapıldığı yönündeki eleştirilerin yargı kararıyla güç kazandığı savunuldu.
"649 El Koyma Davası Dayanaksız Kaldı"
Kararın ardından acele kamulaştırmaya dayalı tüm işlemlerin hukuki temelini kaybettiği belirtilen açıklamada, Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen 649 el koyma ve bedel tespiti davasının da dayanaksız kaldığı ifade edildi. Avukatlar, başka bir işleme gerek olmaksızın davaların reddedilmesi gerektiğini savundu.
Açıklamada ayrıca, yürütmesi durdurulan işlemlere dayanılarak yapılan keşif, bilirkişi incelemesi ve el koyma girişimlerinin artık hukuken geçersiz olduğu kaydedildi.
"Esra Işık Derhal Serbest Bırakılmalı"
Akbelen direnişi sırasında tutuklanan Esra Işık'a da değinilen açıklamada, tutuklamaya gerekçe gösterilen süreçlerin hukuki dayanağının ortadan kalktığı ileri sürüldü. Avukatlar, "Esra'nın engellediği iddia edilen keşif artık geçersizdir. Hukuksuz bir işlemin engellendiği gerekçesiyle özgürlüğünden yoksun bırakılmasının sürdürülmesi kabul edilemez" ifadelerine yer vererek
Esra Işık'ın derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.
"Sıra Anayasa Mahkemesi'nde"
Açıklamada ayrıca, acele kamulaştırma süreçlerini kolaylaştırdığı belirtilen 7554 sayılı Kanun'un iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde açılan davaya dikkat çekildi. Düzenlemenin çevre hakkı, mülkiyet hakkı ve yargı denetimini zayıflattığı savunularak, Anayasa Mahkemesi'ne kanunun iptali çağrısı yapıldı.
"Haklı Direniş Kazandı"
Danıştay'ın verdiği kararın, Akbelen'de sürdürülen çevre mücadelesinin haklılığını ortaya koyduğu belirtilen açıklama, "Yaşam için direnenleri selamlıyoruz. Bunun, ülkemizde hakların güvence altına alındığı ve yaşamın korunduğu bir dönemin başlangıcı olmasını diliyoruz" sözleriyle sona erdi.
https://t.co/XHNjgSE7Tw