Peygamberimizin (sav) 23 yıllık nübüvvet dönemi en ince ayrıntısına kadar kayıt altına alınmıştır. Din de yalnızca Allah'a (cc) kulluk etmek ve bunu O'nun Resulünün öğrettiği sünnete uyarak yaşamak demektir.
Peygamberimizin (sav) ihya ettiği tek gece Kadir Gecesi'dir. Bunun dışında Kur'an ve sünnette özel bir gece veya ibadet şekline dair hiçbir delil yoktur.
@_halisbayancuk Alimlerin dini şüpheden korumak için koyduğu usul şartlarını, bugün modernist söylemlerle hadisleri yok saymak için kullanmak büyük bir yanılgıdır. İlmî ihtilaf ayrı, usulü hevaya göre araçsallaştırmak ayrıdır...
Siyonistler, Daily Islamist’ten intikam alıyor; bunu da içimizdeki "yeşil siyonistler" eliyle yapıyorlar.
Çin zulmüne güzelleme yapacak tiynetteki kişilerin hedef göstermesi işe yarıyorsa, siyonizm karşıtı hiç kimse güvende değildir.
Bu tablo, kendisini "çağdaş" olarak tanımlayan rejimin ve onun ihdas ettiği kanunların açık bir ideolojik taassuptan ibaret olduğunun kanıtıdır.
Kendi ilahlaştırdığı değerleri kanun zırhıyla muhafaza ederken, Rabbinin dinine yapılan hakaretleri görmezden gelen bir sistemin ne adaletinden ne de hukukundan bahsedilebilir.
Eğer @tvnet in amacı yayının çok izlenmeyeceğini düşünerek böyle bir kapak hazırlamak ise bu en başta Ebubekir hocaya hakaret olur. Bu durumda yapılması gereken kapağı değiştirmektir.
Ancak mesele bu değil, yayın açıkça kapakta fotoğrafı verilenlere bir reddiye amacı taşıyor ise o zaman söz hakkının doğduğu konusunda bir ihtilaf olmaz.
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtl��ğınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
“Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.”
Tefsir Kaideleri serisinin 25. dersinde; meşhur tefsir imamlarının yetiştiği Tâbiîn Dönemi'ni, bu neslin tefsir yaparken kullandıkları 8 farklı kaynağı ve Tâbiîn sözünün dindeki bağlayıcılığını usul kurallarıyla ele aldık.
Aşağıdaki linkten dersimize erişim sağlayabilirsiniz: https://t.co/E0WA2FfRo3
Şayet ölen kişi, Allah Resulü'ne hakaret ettiği için telef olan biri olsaydı; tüm dünya liderleri toplanır, barıştan, kardeşlikten, terörü lanetlemekten bahseder ve bizi insan olduklarına ikna etmeye çalışırlardı.
Bu insanların suçu ne ki onlar diri diri gömülürken; sadece Batılılar ölünce insanlığı hatırlayan siyasetçiler, medya ve sivil toplum kuruluşları sessiz?
Siz doğuştan Siyonist olup içimize mi sızdınız, yoksa sonradan mı başladı bu Siyonist sevicilik?
Batı'da bir Allah düşmanının burnu kanasa dünyayı ayağa kaldıran ikiyüzlü çeteler; söz konusu Gazze'nin masum çocukları, diri diri toprağa gömülen mustazafları olunca kör, sağır ve dilsiz kaldı!
Güçlüye kul, Batı'ya köle olan bu sefih zihniyet; Siyonist katillerin kanlı çizmelerini öpmekten hiç utanmadı!
Yaratılış Gayesi Lailaheillallah serisinin 12. dersinde; Kelime-i Tevhid'in şartlarından biri olan "Muhabbet" (Kelimenin Ehlini Sevip Düşmanlarına Buğzetmek) konusu ele alındı.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur: https://t.co/hJRsNv6gLk
Türkiye gerçekten ilginç bir ülke...
Gün boyu İbn Teymiyye ve İbn el-Kayyim’e hakaret edip İbn Huzeyme gibi muhaddisleri mücessime olmakla suçlayanlar; kendilerinin bir benzer olan Muhammed Şemseddin, Süyûtî’yi tekfir edip İmam Ebû Hanîfe’yi bidatçilikle suçlayınca bir anda şaşırıp âlimlere saygıyı tartışmaya başlıyorlar.
İyi de, âlimlere saldıran sizlerle şaşırdığınız bu adamlar arasında ne fark var? Tek fark birinizin kendine (yalandan) Sûfî, diğerinizin (yalandan) Selefi demesi.
Asıl ortak noktanız ise şu: Bütün küfür, bidat ve günahların kaynağı olan tağutî sistemlere karşı son derece merhametliyken; sistem dışındaki kendi muhaliflerinize karşı son derece edepsiz ve insafsızsınız.
"İman ettim" diyen herkes için İlahi bir sadakat testi var!
Yaratılış Gayesi Lailaheillallah serisinin 11. dersinde; Kelime-i Tevhid'in şartlarından biri olan "Bu Kelimeyi İhlas ve Doğruluk (Sıdk) Üzere Söylemek" konusu ele alındı.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:
https://t.co/VTwXPjAoT4
Narin’in ailesi kimseden ayrıcalık talep etmiyor. Tek istekleri artık kamuoyuna da mâl olan bariz soru işaretlerini ortadan kaldıracak bir yargılama!
#NarinDavası
Bu dersimizde, sihir ve büyü gibi musibetlerden kurtulmak adına başvurulan nuşra uygulamasını ele aldık; şeriatın izin verdiği meşru tedavi yöntemleri ile tevhide aykırı olan batıl yolları konu edindik.
Kitâbu't Tevhîd 44. Dersimiz Yayında
https://t.co/mmIRTt9zbU
Bilmeyen veya duymayan varsa diye ben de söylemek istedim: Gazze'de ateşkes yok.
Ateşkes adı altında ve garantör ülkelerin sessizliğinde, Aksa Tufanı sonrasında yaşanan katliamın bir benzeri yaşanıyor.
"Sen ve seninle beraber tevbe edenler, emrolunduğun gibi dosdoğru ol(un)! Azgınlaşmayın! (Çünkü) O, yaptıklarınızı görendir. Sakın zulmedenlere/zalimlere meyletmeyin! Yoksa size ateş dokunur. Allah’ın dışında dostlarınız olmaz, sonra yardım da olunmazsınız." (11/Hûd, 112, 113)
Dosdoğru olmak, yani istikamet; ancak emrolunduğumuz gibi inanmak, yaşamak ve şeriata ittiba etmekle mümkündür. Dosdoğru olmanın en belirgin şekilde sınandığı yer ise zalimlerle kurulan ilişkilerdir. Bu sebeple bir sonraki ayet, zalimlere meyletmeyi yasaklamıştır. Zira insanların istikametlerini korumakta en çok zorlandıkları nokta, ellerinde güç ve otorite bulunduran zalimlerle kurdukları ilişkilerdir. Çoğu insan, başına gelebileceklerden korktuğu için bazen doğrudan, bazen dolaylı, bazen susarak, bazen de konuşarak zalimlere meyleder.
#Hud112