Yukarıda Helenistik dönemin kaya mimarisi, aşağıda Osmanlı devlet aklının ve yaşam kültürünün izleri... Harşena’nın gölgesinde yükselen bu doku, medeniyetler kuran insanoğlunun sonsuzluğu taşta ve sanatta bulma çabasıdır.
Helenistik çağdan Selçuklu ve İsfendiyaroğulları dönemine dek idari merkez işlevini sürdüren bu alan, Osmanlı Dönemi’nde Şehzade Sarayı olarak hizmet vermiş; bünyesindeki Osmanlı hamamı ve saray kalıntılarıyla sancağın idari ve sivil mimari birikimini bünyesinde toplamıştır.+
Kayalara oyulmuş Helenistik Dönem Pontus Krallığı’na ait Kral Kaya Mezarları, anıtsal ölçekleri ve akropolik konumlarıyla kadim dünyanın ölümsüzlük arayışını bugüne taşır.
Bunların yanı başında yer alan Kızlar Sarayı ise alanın çok katmanlı tarihsel sürekliliğini özetler. +
Harşena Kayalıklarında Çok Katmanlı Bir Hafıza: Kral Kaya Mezarları ve Kızlar Sarayı
Amasya’nın coğrafi kimliğini tayin eden Harşena Kalesi’nin dik kayalıkları, yalnızca şehre hakim bir silüet değil; Anadolu coğrafyasındaki medeniyet geçişlerinin en somut kesitlerinden biridir.+
Tarihi mekânlar kapılarını kapatıp şehre akşam çöktüğünde ise Amasya büründüğü zarafetle bambaşka bir kimliğe kavuşuyor. Yeşilırmak’ın ışıklar altındaki silüetine eşlik eden gece sükûneti, asırlar boyu bu topraklarda mayalanan o ağırbaşlı ruhu özetliyor.
Yeşilırmak’ın Kıyısında Bir Sancak Şehri: Amasya ...
Şehre ruhunu veren Yeşilırmak boyunca uzanan Şehzadeler Yolu, yalnızca bir güzergâh değil; Osmanlı'nın taht varislerinin yetiştiği bir baht, talih yolu. +
Bu belleğin mimari alandaki en görkemli mührü ise şüphesiz Sultan II. Bayezid Külliyesi. Erken dönemden Klasik Osmanlı mimarisine geçişin en duru örneklerinden birini barındıran bu abidevi eser; taşın, suyun ve şehircilik anlayışının o kusursuz uyumunu yansıtıyor. +
Amasya'da yol ve dava arkadaşım, gönlü güzel insan, kıymetli Başkanım @IlgunoguzhanO 'ü ziyaret edip geçmişi yad ettik. Her zamanki kalenderliği ve samimiyetiyle bizi misafir etti. Kendisine çok teşekkür ederim.
Özellikle dünyada nadir örneklerden biri kabul edilen ve yüzündeki tatlı tebessümle bilinen "Güleç Meryem" tasviri, manastırın en büyüleyici köşesi.
Niğde'nin bu sessiz ama derin geçmişi, keşfetmeyi sevenler için gerçekten unutulmaz bir durak.
Kayaların içine gizlenmiş saklı bir dünya: Gümüşler Manastırı.
Niğde yakınlarındaki 10. yüzyıl Doğu Roma yapısı, devasa bir kaya kütlesinin içi oyularak inşa edilmiş.+
Avlusundan içeri adım attığınız an; kayaya oyulu mekânları, mezar odaları ve alt katındaki sığınak hüviyetindeki yeraltı şehriyle sizi bambaşka bir zaman dilimine taşıyor.
Burayı benzersiz kılan asıl detay ise duvarlarındaki inanılmaz derecede iyi korunmuş freskler.+
Niğde'de birçok tarihi yapı günümüze ulaşabilmiş; özellikle kale kalıntıları ve üzerinde yükselen 19. yüzyıl yapımı saat kulesi şehrin simge yapıları arasında yer alıyor. Selçuklu mirası Alaaddin Camii (1223) ise ortaya konan ince taş işçiliği ve estetiği zamana meydan okuyarak +
vakur bir tavırla ayakta kalmaya devam ediyor.
Şehre 14. yüzyıl İlhanlı dönemini hatırlatan İlhanlı Valisi Seyfeddin Sungur Bey tarafından 1335 yılında yaptırılan Sungur Bey Camii ise görkemli dış mimarisi ve ince detaylarıyla dönemin ruhunu günümüze taşıyor. +
Yanındaki Gündoğdu Kümbeti (1344) ise İlhanlı yöneticisi Hakkı Bende Gündoğdu’ya aittir. Bölgenin Selçuklu’dan İlhanlı yönetimine geçişin mimari bir izi olup sade ve geometrik hatlarıyla öne çıkar.
Taşın sanata dönüştüğü bu iki anıt, Niğde’nin zengin geçmişine ışık tutmaktadır.
Hüdavend Hatun Kümbeti (1312): Sultan IV. R Kılıçarslan’ın kızı Hüdavend Hatun için yaptırılan bu yapı, Selçuklu taş işçiliğinin zirve örneklerindendir. Üzerindeki çift başlı kartal, aslan, insan başlı kuş kabartmalarıyla Selçuklu'nun simge ve anlatım dünyasını günümüze taşır. +
Sevdanın ve tevazunun iki devi, Anadolu’nun halini garibanın sesini saza ve söze döken ustalar.
Cenab-ı Allah mekanlarını cennet eylesin.
"Sakin ol ha, insanoğlu! Ölüm var, kalım var..."
Anadolu’nun Nefesi, Bozkırın İki Büyük Tezenesi...
Buralara kadar gelip gönül teline dokunan büyük ustalara muhakkak uğramak lazımdır. Usta Muharrem Ertaş ve onun izinden gidip bozlağı dünyaya duyuran koca ozanımız Neşet Ertaş’ın kabirleri başındayız. +