O benim yörüngem, ne zaman çıkmaya çalışsam daha çok çekiyor kendine. Artık ben o yörüngeden çıkmak istemiyorum. Beni kendine daha da çeksin ve ben orda yok olana kadar onun için dönmeye devam edeyim.
Şehban
Özgürlüğün sesi sansür tanımaz.
Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun yeni Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabı @CAOIletisim’i takip ediyoruz.
Susmayacağız.
Biz kazanacağız.
MİLLİ UTANÇ • Haziran 2022’de tatil için gittiği İspanya’nın İbiza Adası’nda, 18 yaşındaki bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yargılanan; 6 hafta tutuklu kaldıktan sonra 50 bin Euro kefaletle serbest bırakılan bu futbolcuyu milli takımda görmek istemiyoruz.
Kanseri 1 hafta önce yenen Abdullah öğretmen, trafikte dövülerek öldürüldü.
Kanseri 1 hafta önce yenmişti..
Unutmayın, unutturmayın..
Giresun'da 2 otomobilin çarpıştığı kaza sonrası sürücülerin kavgasında yaralanıp, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden emekli öğretmen Abdullah Coşkun (68), Tirebolu ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı.
#AbdullahÖğretmen
Bugün 18 Kasım. Çok özel bir gün benim için.
Bana hayatımın en güzel duygusu olan aşkı yaşatan sevgili eşime; evimizin, ailemizin kahramanına, gücünü, iradesini, varlığını, tutkusunu her zaman hissettiren kadınıma:
Seni çok seviyorum, doğum günün kutlu olsun.
Çok genç yaşta evlendik Dilek’le. Yuvamız huzurlu, mutlu, sağlıklı olsun diye büyük bir gayret gösterdik.
Vatanına, milletine faydalı iyi insanlar olması umuduyla üç pırlanta evlat yetiştirdik. Halen büyük bir mücadeleyle yolumuza devam ediyoruz. Cesur yürekli oğlum, evimizin bilim insan Selim’in de doğum gününü kutluyorum.
Sonbahar, müjdelerin, bereketin tohumlarının atıldığı mevsimdir. Bizim yaşamımızın bereketi de sonbahardır. Aslan oğlum Semih Kasım’da; biricik kızımız, kutup yıldızımız Beren Eylül’de doğdu.
Ayrıca bugün evlilik yıldönümümüz.
Canım Sevgilim, evlilik yıldönümümüz de kutlu olsun.
Başta üç evladımı kucağıma aldığım anda yaşadığım tarif edilemez o duygu olmak üzere, unutamayacağım birçok güzelliği seninle yaşadım.
Kocaman ailem, Allah’a emanet olun. Sizi çok seviyorum.
Bütün ailelere mutluluk, huzur ve sağlık diliyorum.
İyi ki varsın…
İyi ki 30 yıl önce seninle yuvamızı kurmuşuz. Üç güzel evlat yetiştirdik seninle yan yana… Sevginle, şefkatinle beni ve çocuklarımızı sarıp sarmaladın. Yuvamızı benim için dünyanın en huzurlu yuvası yaptın.
Çok uzun zamandır yanımızda değilsin. Bunun ağırlığını hiçbir cümleyle anlatamam. Beren, Semih ve Selim’le yokluğunun acısını paylaşıyoruz; birbirimizden güç alıyoruz. En yakın zamanda bu zulüm bitecek ve sen evimize hepimizin içini ısıtan gülümsemenle döneceksin, biliyorum.
Ve iyi ki ailemize doğdun Selim... Seni ilk kucağıma aldığım an sanki ben de yeniden doğdum, seninle büyüdüm. İlk göz ağrımız, seninle gurur duyuyorum.
Hayatın bana en güzel armağanı canım ailem, sizi çok seviyorum.
KATİLİN ADI İLHAN İHTİYAROĞLU • Abdullah Coşkun, 68 yaşında emekli bir öğretmendi. Kanseri yeneli sadece bir hafta olmuştu. Öğretmen maaşıyla iki çocuğunu tıp okutan, kızının tedavisiyle kendi hastalığını da atlatan amcamız; yara almadan kurtulduğu maddi hasarlı kazanın ardından çıkan kavgada, 38 yaşındaki bir cani tarafından demir levye ile katledildi.
Kızının çağrısı: “#AbdullahÖğretmen için adalet. Bu katilin en ağır şekilde cezasını alması için bize destek olun. Duyun, duyurun sesimizi!!”
Ekrem Başkanın,
Diplomasını iptal ettiler.
15 metrekarelik hücreye kapattılar.
Sesini meydanlarda yasakladılar.
Görüntüsünü yürüyüşlerde yasakladılar.
Afişlerinin asılmasını engellemeye çalıştılar.
10 milyon takipçili X hesabını kapattılar.
Haber bültenlerinde adının anılmasını bile yasakladılar.
Şimdi de Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin X hesaplarını binbir aceleyle kapattırıyorlar.
Sansürden medet uman korkaktır.
Korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar.
Ne yaparlarsa yapsınlar, halkın iktidarı kurulacak, Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu olacak!
İnanılır gibi değil. Düşünün bu çocuk sizin çocuğunuz olsa….iç organlarını hava basarak parçalasalar ve yapan elini kolunu sallayarak dışarıda dolaşsa ne yapardınız, adalete inancınız kalır mıydı? @zaferpartisi@drulkuozkaya@KucuksaracSuzan
Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde bir marangoz atölyesi, 15 yaşındaki bir çocuğun işkence gördüğü bir karanlık odaya dönüştü…
Muhammed K., okulda olması gerekirken atölyenin acımasızlığına emanet edilmiş bir çocuk işçiydi…
Kalfalar onu bağladı, pantolonunu zorla çıkardı ve makatına yüksek basınçlı hava sıktı…
Bu yapılanın adı ne şaka, ne de yaramazlık, …
Bu yapılana insanlık suçundan daha hafif bir kelime yoktur…
Çocuk yere yığıldığında iç organları parçalanmıştı…
Hastane hastane dolaştırıldı, son olarak Harran Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı…
Doktorlar iç organlarında ciddi hasar olduğunu söyledi…
Yani 15 yaşındaki bir çocuk, bir atölyede gördüğü vahşetin bedelini yoğun bakımda ödüyor…
Peki ya failler?…
Kalfa Habip A. adliyeye sevk edildi ve sonra adli kontrolle serbest bırakıldı…
Evet, bu ülkede bir çocuğun iç organlarını parçalasan bile elini kolunu sallayarak dışarı çıkabiliyorsun…
Arada bir gidip imza vermen yeterli görülüyor…
Çocuğun babası kapı önünde “Sorumlular cezalandırılsın” diye feryat ediyor…
Bu feryat sadece bir babanın değil, bu ülkede hâlâ vicdanı olan herkesin çığlığıdır…
Çünkü çocuk işçiliği görmezden gelen düzen, çocuklara mezar olan atölyeleri hâlâ doğru düzgün denetlemiyor…
Ve işkenceyi “şaka” diye yumuşatmaya çalışan zihniyet, bu ülkede suçları büyüten en büyük mikrop hâline geldi…
Sonra çıkıp utanmadan “Gençler neden umutsuz?” diye soruyorlar…
Cevap işte burada: Çünkü bu ��lkede çocuklara işkence edenler ceza almazken, o çocuklar yoğun bakımda can çekişiyor…
Cevap burada: Çünkü cezasızlık, suçluları büyüten bir kompresör gibi toplumun vicdanını patlatıyor…
Bu dosya kapanırsa, bu utanç yalnızca iki caninin değil, onları serbest bırakan sistemin de alnına kazınır…
Çocuk işçiliğini unutanların, denetimsizliği kader gibi sunanların, adaleti mağdura değil sanığa göre ayarlayanların ortak günahıdır bu…
Unutma: Bir ülkede çocuklar işyerlerinde işkence görüyorsa, o ülkenin geleceği değil, bugünü çoktan çökmüş demektir…
Ve bu olayın adını doğru koymadan, gerçek failler hak ettiği cezayı almadan hiçbir “düzeliyoruz” cümlesi bu kanı temizleyemez…
Bu olay hepimizin yüzüne çarpılmış bir gerçektir:
Çocuğunu sahip çıkamayan bir toplum, geleceğini de kaybetmeye mahkûmdur…
İki gündür şu fotoğraftan çıkamıyorum. Av.Mehmet Pehlivan kuyu tipi cezaevinde ağır izolasyon koşullarında, 5 metrekare, tek kişilik bir hücrede, pencereleri çelik telle kapatılmış, 23 saate varan sürelerle yalnız kalıyor. Suçu ne? Ekrem İmamoğlu'nun avukatı olmak mı? Pırıl pırıl bir genç, kız babası, okumuş avukat olmuş. Yeter artık, neyin hırsı bu? Kuyu tipi cezaevleri insanlık dışıdır, kapatılmalıdır. #AvMehmetPehlivanaÖzgürlük #KuyuTipiHapishanelerKapatılsın
Bu akşam Kadıköy’de milyonlarla omuz omuza, tarihi bir yürüyüşle Cumhuriyet’in kalbini bir kez daha attırdık.
Biz, 100 yıl önce işgale boyun eğmeyenlerin torunlarıyız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz neferleriyiz!
Bu Cumhuriyet kolay kurulmadı, kolay da teslim edilmez!
Bu ülkeyi kimseye bırakmayız.
Yaşasın Cumhuriyet! 🇹🇷
Bir akşam Selânik’te Beyaz Kule gazinosunda, herkes kendi hayalini açıklarken coşkusunu saklayamayan genç Mustafa devre arkadaşlarına dönerek:
‘’Seni harbiye nazırı, seni de hariciye nazırı yapacağım...’’ diyor.
Böyle makamlar dağıtılmaya başlanınca, bunun abartılı bir şaka olduğunu sanan biri:
‘’Peki bizi bu makamlara getirebilmek için sen ne olacaksın? Yoksa padişah mı?’’ diye soruyor.
Mustafa ciddiyetle bakıp ardına bir kahkaha patlatıyor ve,
‘’Yoo, hayır! Ondan da önemli.’’ cevabını veriyor.
Bu olmayacak(!) duaya, şakayla karışık amin diyenler, ürküp susanlar.
O akşam ciddiye almadıkları o genç adamın hayallerinden daha büyük bir yüreğe ve akla sahip olduğu da en az Cumhuriyet kadar büyük bir gerçek olarak yazılıyor tarih sahnesine.
Bugün yine o dönemeçteyiz.
Beyaz Kule'deki o masa yerini, bazen Silivri Zindanı'ndaki bir görüş kabinine bazen 280 karakterlik bir tweete bazen bir pankarta bırakıyor.
O yarı alaycı yarı korkak bakışlar ise pek değişmiyor.
Zafer inananların, cesurların ve yarınını hesap etmeden mücadele edenlerin işi.
O genç çocuk cumhuriyeti kurduktan seneler sonra hasta yatağındayken, uzun bir süre küs kaldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın akıl hocası Refet Bele ziyaretine geliyor.
Ata görür görmez "Bana isyan ettiniz. Ne yüzle geldiniz?" deyince Refet Bey'in cevabı çok manidar oluyor:
"Biz size isyan etmedik, birini kıskandık."
Çünkü yürek ve akıl kıskanılacak meziyettir. Bir asır sonra bu sefer Cumhuriyet'i kurmak değil, kurtarmak için saltanat meraklılarının kıskandığı o adama sahip çıkacağız.
O adamı Çankaya Köşkü'ne, genç Mustafa'nın hayal edip oturduğu o her şeyden mühim koltuğa yeniden taşıyacağız.
İnanalım. Çalışalım. Kazanalım.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Hayatımda tanıdığım en dirayetli, ödediği bedele rağmen bu sürecin nasıl sonuçlanacağının en farkında olan insan. Tutuklandığı gün bile gülüşüyle bize umudu emanet etmişti. Aradan 220 gün geçti hiçbir şey değişmedi.