🔸️Sırtında Su Kırbaları Olan Çöldeki Susuz Deve🔸️
2027 bütçe görüşmesi hazırlıkları, 6 Ekim'de Plan ve Bütçe Komisyonu'nda Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın yaptığı sunumla başladı.
Şimdiden bazı temel hakikatleri hatırlatmakta fayda var:
📌 Bütçe açıklarını dar gelirlinin mutfağındaki KDV ve ÖTV ile kapatmaya çalışmak adalet değildir.
📌 Kapitalist nizam; yükü sürekli alt kesimin sırtına yükler, rantiyeyi ve faizci sermayeyi kollar. Oysa İslam iktisadında esas olan; servetin belli ellerde toplanmasını engellemek (Haşr, 7) ve sermayeyi üretime yönlendirmektir.
📌 Gelinen noktada bırakın zenginden alıp fakire vermeyi; fakirden alıp zengine aktarmak sistemin asli mekanizması haline gelmiştir.
📌 Sermaye sahipleri kanuni kılıflarla vergi muafiyetleri kazanırken, geniş halk kitleleri en ağır dolaylı vergilere mahkûm edilmektedir.
📌 İslam iktisat nizamında asli ve sürekli vergiler koymak haramdır. Kamu otoritesi ancak ümmetin üzerine farz olan muayyen durumlarda; o da öncelikle zenginlerden alınmak kaydıyla geçici tedbirlere (vergilere) başvurabilir.
📌 Unutulmamalıdır ki; yeraltı ve üstü zenginliklerimiz özelleştirme adı altında peşkeş çekilmeyip kamu mülkiyeti (mülk-i âmme) olarak işletilse ve geliri doğrudan halkın refahına harcansa, fahiş vergi paketlerine zaten gerek kalmayacaktır.
📌 Bugün dünyadaki petrol rezervlerinin %65’i, doğalgazın ise %55’i İslam beldelerindedir. Sadece bu iki kaynak bile İslam ümmetini müreffeh kılacak güce sahiptir.
📌 Sözün özü; İslam ümmeti bugün, sırtında su kırbaları taşıdığı halde çölde susuzluktan kırılan devenin hali gibidir.
Bugün 7 Ekim. Aksa Tufanı’nın üzerinden tam 3 yıl geçti. Gazze’de yaşanan insani trajedi ve soykırım, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak gözlerimizin önünde yaşanmaya devam ediyor.
Geçen 3 yıl bize çok net bir hakikati gösterdi: Batı’nın "insan hakları", "uluslararası hukuk" ve "küresel düzen" dediği söylemlerin tamamı koca bir yalandan ibarettir. Modern Kapitalist seküler dünya düzeni, Gazze’deki enkazın altında kalmış ve resmen iflas etmiştir.
Bu süreçte İslam beldelerinin yöneticileri ve mevcut uluslararası sistem, cılız kınama mesajları ve insani yardım söylemleri dışında adeta felç olmuştur. Oysa İslam siyaset düşüncesinde devlet; sadece temenni bildiren bir merci değil, mazlumun hamisi ve gücün icra makamıdır.
Gazze’deki içler acısı durum bize öğretmektedir ki:
Duayı ve hüznü halklar yaşar;
Fiili adımları, yaptırımları ve gerçek muhafızlığı ise Devlet yapar.
Zalimlerin vicdanına veya BM koridorlarına sığınarak adalet tesis edilemez.
Çözüm; Batı’nın çifte standartlı kurumlarından merhamet dilenmekte değil; İslam ümmetinin kendi siyasi, askeri ve iktisadi vahdetini ikame etmesindedir.
Gazze sadece bir coğrafya veya insani kriz alanı değildir; Gazze, ümmetin izzet ve zillet imtihanıdır. Allah’ın vaadi haktır; zafer ise ancak hakiki bir iman ve sahih bir irade üzerine kenetlenenlerin olacaktır.
Bugün 7 Ekim. Aksa Tufanı’nın üzerinden tam 3 yıl geçti. Gazze’de yaşanan insani trajedi ve soykırım, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak gözlerimizin önünde yaşanmaya devam ediyor.
Geçen 3 yıl bize çok net bir hakikati gösterdi: Batı’nın "insan hakları", "uluslararası hukuk" ve "küresel düzen" dediği söylemlerin tamamı koca bir yalandan ibarettir. Modern Kapitalist seküler dünya düzeni, Gazze’deki enkazın altında kalmış ve resmen iflas etmiştir.
Bu süreçte İslam beldelerinin yöneticileri ve mevcut uluslararası sistem, cılız kınama mesajları ve insani yardım söylemleri dışında adeta felç olmuştur. Oysa İslam siyaset düşüncesinde devlet; sadece temenni bildiren bir merci değil, mazlumun hamisi ve gücün icra makamıdır.
Gazze’deki içler acısı durum bize öğretmektedir ki:
Duayı ve hüznü halklar yaşar;
Fiili adımları, yaptırımları ve gerçek muhafızlığı ise Devlet yapar.
Zalimlerin vicdanına veya BM koridorlarına sığınarak adalet tesis edilemez.
Çözüm; Batı’nın çifte standartlı kurumlarından merhamet dilenmekte değil; İslam ümmetinin kendi siyasi, askeri ve iktisadi vahdetini ikame etmesindedir.
Gazze sadece bir coğrafya veya insani kriz alanı değildir; Gazze, ümmetin izzet ve zillet imtihanıdır. Allah’ın vaadi haktır; zafer ise ancak hakiki bir iman ve sahih bir irade üzerine kenetlenenlerin olacaktır.
Aksa Tufanı’nın 4. yılına girerken Gazze'deki mazlumların, yetim kalan çocukların ve yıkılan şehirlerin sorumluluğu, vebalı kimlerin üzerinde?
Bu akşam saat 22.00’de gerçekleşecek sohbet odasında bu hayati konuyu konuşuyoruz.
🗓️ 07 Ekim Çarşamba | ⏰ 22.00
📌 @KokluDegisim X Sohbet Odası
#GazzeninVebali
Ümmetin evlatlarını zeytin hırsızlarına teslim eden yöneticiler
#GazzeninVebali üzerinizdedir. Bu aşağılık varlık buna cesaret edememesi lazımdı.
Fakat ümmet bu liderlere denk geldi.
Bu şanlı direniş, tüm maskeleri düşürdü.
Gazze için ittifak kuramayan İslam beldelerinin liderleri, söz konusu ABD’nin çıkarları olduğunda her türlü ittifakı kurabiliyor.
Mesele imkân değil; irade ve tercihtir.
#GazzeninVebali#AksaTufanı
Bu #GazzeninVebali'ni İktidar sahipleri nasıl ödeyecek⁉️
🔴 74 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Ölenlerin 2/3'ünü kadın, çocuk ve yaşlılar oluşturuyor.
🔴 Hayatını kaybeden çocuk sayısı 21 bini aştı.
🔴 Konutların %80'i yıkıldı/kullanılamaz hale geldi. 2 milyondan fazla kişi çadır ve geçici barınaklarda yaşıyor.
🔴 Nüfusun %90'ına denk gelen 1,9 milyon kişi yerinden edildi.
🔴 Okulların %90'ı hasar gördü, 500'e yakını tamamen yıkıldı veya ağır hasar aldı. 625 bin öğrenci eğitimden mahrum kaldı.
🔴 1000'den fazla sağlık çalışanı hayatını kaybetti. 36 hastaneden 30'dan fazlası hizmet veremez halde.
Basın: 250'den fazla gazeteci hayatını kaybetti, 400'den fazlası yaralandı.
🔴 42 milyon tondan fazla enkaz oluştu. Tarım alanları, su, enerji ve ulaşım altyapısı ağır hasar aldı.
Aksa Tufanı bize bir kez daha gösterdi ki: Filistin özgürleşmeden coğrafyamıza huzur gelmeyecek. Çözüm taviz vermek değil, siyasi iradeyi var edip direnmektir!
#GazzeninVebali
Anayasa metnini yazanlar sonuçta bizim gibi birer insan. Her ne kadar işin uzmanları dahi olsa her uzman farklı fikri alt yapıya ve düşünceye sahip. Farklı eğitimler farklı ekollerin fikirleri. Kısacası eksik aciz insan aklından çıkan metinler. Haliyle ortaya çıkan metinde eksik ve insanların problemlerini çözmede aciz kalıyor. Ayrıca anayasa metnini insanların oy vererek seçtiği vekiller de yazmıyor. Onlar sadece anayasa prof.larının yazdığı yeni metini oylarken el kaldırıyor. Sonuç olarak modern seküler zihniyetin yetiştirdiği hocalar bu metinleri yazıyor. Yeni anayasa yürürlüğe girse hayatımız da ne mi değişir? Hiçbirşey.
⁉️ AK Parti'de istifa eden Fatma Betül Sayan Kaya'nın yerine, Ak Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevine 🔸️“Dindar anayasa değil, adil anayasa. Çünkü adalette ittifak daha kolay…”🔸️diye tweet atan Hülya Terzioğlu getirilmiş.
Fatma gitti Hülya geldi ama bozuk zihniyet hiç değişmedi❗️
Kendisine sormak lazım acaba Allah'ın koyduğu yasalar adil değil mi❓️
Yoksa kendi aciz ve değişken seküler akılları mı adaleti sağlayacak❓️
Spekülasyonlarla FON'lardan deve yükü haram para kazanmak bu aklın tezahürü değil mi❓️
Madem akıl adaleti sağlıyor peki bu zamana kadar neden sağlayamadı❓️
Batıl bir anayasa üzerinde ittifakın Allah katında ki değeri nedir? ❓️
Başı örtülü ama zihni kapitalist seküler fikirlere tamamen açık❗️
Sizden ve sizin gibi zihniyetlerden Allah'a sınırız.
“Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki bütün izzet Allah’ındır.”
(Fâtır, 35/10)
Soykırımın 3. Senedinde Gazze’yi konuşuyoruz.
Katliyamı, zulmü , ihaneti …
Kör, sağır ve dilsiz kesilenlerin aksine
Basiretle görenlerin, hakka kulak verenlerin, hakkı haykıranların konuk olacağı X odamıza sizleri de bekliyoruz.
#GazzeninVebali ;
Bugün 7 Ekim. Aksa Tufanı’nın üzerinden tam 3 yıl geçti. Gazze’de yaşanan insani trajedi ve soykırım, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak gözlerimizin önünde yaşanmaya devam ediyor.
Geçen 3 yıl bize çok net bir hakikati gösterdi: Batı’nın "insan hakları", "uluslararası hukuk" ve "küresel düzen" dediği söylemlerin tamamı koca bir yalandan ibarettir. Modern Kapitalist seküler dünya düzeni, Gazze’deki enkazın altında kalmış ve resmen iflas etmiştir.
Bu süreçte İslam beldelerinin yöneticileri ve mevcut uluslararası sistem, cılız kınama mesajları ve insani yardım söylemleri dışında adeta felç olmuştur. Oysa İslam siyaset düşüncesinde devlet; sadece temenni bildiren bir merci değil, mazlumun hamisi ve gücün icra makamıdır.
Gazze’deki içler acısı durum bize öğretmektedir ki:
Duayı ve hüznü halklar yaşar;
Fiili adımları, yaptırımları ve gerçek muhafızlığı ise Devlet yapar.
Zalimlerin vicdanına veya BM koridorlarına sığınarak adalet tesis edilemez.
Çözüm; Batı’nın çifte standartlı kurumlarından merhamet dilenmekte değil; İslam ümmetinin kendi siyasi, askeri ve iktisadi vahdetini ikame etmesindedir.
Gazze sadece bir coğrafya veya insani kriz alanı değildir; Gazze, ümmetin izzet ve zillet imtihanıdır. Allah’ın vaadi haktır; zafer ise ancak hakiki bir iman ve sahih bir irade üzerine kenetlenenlerin olacaktır.
Ateşkes diyerek Gazze'nin sesini kestiler. Zulüm hâlâ devam ederken İslam ümmetinin başında ki 57 lider bu zulmü görmezden gelmeye devam ediyor.
Oysa şunu kesin bilmeliyiz ki Gazzeli masum bir çocuğun Allah'a olan şikayeti iktidar sahiplerine yetecek de artacak bile. Keşke bilselerdi!
Unutulan Gazzeyi gündemimizde tutan bu konferanalarda emeği geçen herkesten rabbim razı ve memnun olsun.
Sadece Gazze de değil dünyanın her yerinde ki mazlumları koruyacak kalkanımızı rabbim tez zamanda bize geri nasip etsin. (Aminnn)
“Soykırım, Tuzak ve İhanet Sarmalında: Gazze" konferansını İstanbul Esenyurt’ta gerçekleştirdik.
Muhammed Emin Yıldırım’ın açılış konuşması yaptığı konferansta sırasıyla; Ahmet Varol, Muhammed Mişeniş, Erdal Elibüyük ve Dr. Abdurrahim Şen birer konuşma gerçekleştirdiler.
Katılımlarından dolayı konuşmacı ve davetlilerden Allah razı olsun.
#7Ekim
Toplumsal dönüşüm eğer kötü yönde ise evet bu tür ifsadi etkilere yol açacaktır. İşte burada kötü yönde değişimin sebeplerini ortaya koymamız gerektiğine inanıyorum. Kısacası mahallede sivrisinekler çoğalıyorsa bunun kökten çözümü bataklığı kurutmaktır. Bataklık (ifsad düzeni) olduğu sürece maalesef sivrisinekler (toplumsal çürüme) artmaya devam edecektir. Bence bu en somut ana nedendir. Mutlaka pratikte çözüm bekleyen alt nedenlerde vardır ama bunlarda ne yazık ki sadece günü kurtarmaya yarıyor ve gerçek çözümü sağlayamıyor.
YAKLAŞIK YARIM MİLYON KİŞİ CEZA EVLERİNDE!
Cezaevlerindeki mahkum sayısı 430 bini aşmış durumda. Kamuoyunda ise yine yeni bir "İnfaz Düzenlemesi" ve örtülü af tartışması yürütülüyor.
Ancak sorulması gereken asıl soru şudur: İnfaz sistemini sürekli değiştirip cezaları indirmek topluma adalet getirir mi, yoksa suçluya cesaret mazluma mağduriyet mi verir?
Beşeri hukuk sistemleri caydırıcılığını yitirdikçe çareyi sürekli yeni "Yargı Paketleri" çıkarmakta arıyor. Oysa İslam Ceza Hukuku'nda (Ukûbât) temel gaye; suçluyu caydırmak ve mazlumun hakkını muhafaza etmektir.
İslam nizamı, suçu toplumda yok etmek ve huzuru tesis etmek için şu 3 kademeli esası yürürlüğe koyar:
1. Takva Ehli Bir Toplum İnşası:
Devletin asli vazifesi Allah korkusunu ve ahiret bilincini merkeze alan bireyler yetiştirmektir. Allah’tan sakınan insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda suç oranları zaten kendiliğinden asgari seviyeye iner.
2. Suça Giden Yolların Kapatılması:
İslam sadece suçu cezalandırmaz, suçu doğuran sebepleri kurutur. Örneğin; mahremiyet ölçülerinin korunması ve evliliğin kolaylaştırılması gayrimeşru ilişkileri engeller; faiz ve kumarın yasaklanması, zekatın zenginden alınıp fakirlere dağıtılması hırsızlık ve dolandırıcılık zeminini yok eder.
3. Caydırıcı ve Adil Cezalar:
İslami takva bilinci verilip suça giden kapılar kapatıldıktan sonra hâlâ kamu düzenini bozan ve suça meyleden kimseler için caydırıcı cezalar kaçınılmazdır. Bu durum mağdurun hakkını korur ve suça niyetlenenlere kesin bir gözdağı verir.
Suç ve suçlu üreten bir yapıyı düzeltmek; suçluyu koruyan infaz yasalarıyla veya sürekli af çıkarmakla mümkün değildir. Çözüm; insanı, toplumu ve devleti sahih akidemizden neşet eden İslam Nizamı ile yeniden inşa etmektir.
Toplumda aile dağılıyor, ahlak çöküyor, gençler savruluyor. Bunu sadece “insanlar bozuldu” diyerek geçiştiremeyiz. Ortada ciddi bir ifsad düzeni var. Televizyonuyla, sosyal medyasıyla, reklamıyla, popüler kültürüyle insanın fıtratına ve aileye saldıran bir anlayış her gün evlerimizin içine kadar giriyor. Artık müslümanlar evlatlarına sahip çıkamaz oldular.
İslam’a göre devletin görevi sadece yol yapmak, vergi toplamak değildir. Devlet; dini, canı, aklı, malı ve nesli korumakla da sorumludur. Aile ve nesil korunacaksa devlet, toplumu çürüten ve aileyi dağıtan yollara karşı tedbir almak zorundadır. Halbuki maalesef bugün tam tersi yapılmaktadır.
Aileyi koruyacağız deyip nutuk atmak yetmez. Haramı normalleştiren, zinayı ve iffetsizliği özendiren, aileyi değersizleştiren her türlü kültürel ve medya saldırısının önüne set çekmek gerekir. İslam’ın “sedd-i zerâi” anlayışı da tam olarak bunu söyler: Günaha götüren yolları daha baştan kapatılmalıdır.
Çözüm, Batı’nın medeni hukukunu tatbik etmek veya aile anlayışını taklit etmek değil; Kur’an ve Sünnet’i yeniden hayatın merkezine koymaktır. Helali kolaylaştıracak, harama giden yolları engelleyecek bir toplum ve devlet düzeni kurmadan aileyi kurtaramayız.
Çünkü mesele sadece birkaç kişinin bireysel ahlakı değildir; mesele, yok edilmek istenen bir neslin ve ümmetin istikbalidir!
Rabbim bütün ümmeti muhammedin evlatlarını bu ifsadlardan korusun. (Aminnn)