"MEKTUBUMU OLDUĞU GİBİ YAYINLAMANIZI İSTİRHAM EDİYORUM"
Dokuz yıldır Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi tutuklu olan askeri öğrenci Şüheda Sena Söğütalan'ın yazar Elif Çakır'a gönderdiği 22 Eylül 2025 tarihli mektup:
“Elif Hanım,
Mektubuma öncelikle kendimi takdim ederek başlamak isterim. Ben Şüheda Sena Öğütalan. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminden itibaren tam 9 yıldır cezaevinde bulunan askeri öğrencilerden biriyim.
Her ne kadar hukukun realitesi bize masum bir kimsenin masumiyetini anlatmak ve ispatlamak mecburiyetinde olmadığını söylese de en nihayetinde bugün yeniden buna girişmek mecburiyetinde hissetmekteyim. Zira bir askeri öğrenci olarak hiçbir yetkim olmamasına ve dosyamda suç delili dahi bulunmamasına rağmen, yerel mahkemelerce müebbet hapis cezasına hükmedildi. Dahası, masumiyetim aşikarken, İstinaf ve Temyiz gibi olağan iç hukuk yollarını tükettim, dosyam halihazırda AİHM’dedir. Tüm bu süreçlerde hukukun bir şekilde işleyeceğine olan inancımla bu anlamsız durumun sona ereceğini umdum. Tek teminatım masumiyetimdi, kabusum oldu.
Takdir edersiniz ki hukukun masumiyeti korumadığı bir toplumda yalnız 9 yıldır bu trajediyi yaşayan bizler değil, herkes ve hatta gelecekteki evlatlarımız da risk altındadır. Esasında toplumun her kesiminin biz askeri öğrencilerin durumundan haberdar olduğunu sanıyordum, ancak yakın zamanda bir milletvekili ile görüştüğümde içinde bulunduğumuz durumun anlamsızlığının farkında olunmadığını idrak ettim. Tam da bu sebeple sizden, adaletin tesisi için hakkın savunucusu olma gayretinde olduğunuzu esas alarak, değineceğim başlıklarla bizlerin masumiyetini çeşitli platformlarda dile getirmenizi ve hatta mektubumu olduğu şekilde yayınlamanızı istirham ediyorum.
Çok kısa bir özetle ifade etmek isterim ki; 15 Temmuz 2016 tarihinde Hava Harp Okulu 3. Sınıfı bitirmiştim. Malum gece Tuzla Orhanlı Gişelerde yaşanan olayların ortasında kaldım ve sabaha kadar suç teşkil edecek hiçbir eylemde bulunmadım. Sığınma talebi ile olay yerine çağırmış olduğumuz polis memurlarınca gözaltına alındım ve akabinde tutuklandım.
Askeri öğrenci statüsü, yetki bakımından emir komuta zincirinde erlerle birlikte en alt basamakta bulunmaktadır. Ancak dönemin kuvvet komutanlarına sorulacak sorular, planlamayı bırakın bilgi dahi verilmeyecek biz askeri öğrencilere soruldu. Dosyamızda suç işlediğimizi gösteren bir delil dahi bulunmazken en ağır cezalara çarptırıldık. Bireysel bir yargılama yapılmadığı gibi benzer şartlarda ve statüde olduğumuz diğer askeri öğrenci dosyalarıyla pozitif manada aynı muameleyi göremedik.
Yargıtay, kamuoyunda Sultanbeyli ve FSM davaları olarak bilinen dosyalardaki cezaları ‘askeri öğrenci’ vurgusu ile bozarken, bazı dosyalardaki cezaları (Orhanlı ve Boğaziçi) onamıştır. Bahsettiğim davalarda askeri öğrenciler darbe suçlamasından beraat ederken bizlerin müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezası alması abesle iştigaldir. Yargıtay hakkaniyetli olmayan bir ayrım yapmış, hukukun eşitliği ihlal edilmiştir. Ayrım olay yeri ile ilgiliyse durum daha da trajiktir, zira dosyamızda olay yeri ile ilgili suçlamalarda (kasten adam öldürme vb) beraat ettiğimiz yerel mahkemece dahi sabittir.
Bir başka darba davası olan Türk Telekom Acıbadem dosyasında Yargıtay 33 erin müebbet hapis cezasını onamışken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı ile dosya yeniden incelemeye açılmış ve yargı kararlarının statüsü gereği tartışmaya açık olduğu ve yerinde olmadığı ifade edilerek bu erler salıverilmiştir. Demek ki, Yargıtayın özellikle alt rütbedeki kişiler anlamında, yanlıştan dönülmesini bekleyen kararları var ve bu kararların başında er ve askeri öğrencilerin dosyalarının olduğu aşikardır.
9 yılın sonunda geldiğim noktada, bir insan olarak yorgun olduğumu ifade etmek isterim… Aklın almadığı ve hukukun açıklayamadığı bu durumu hala yaşamaya devam ediyor oluşumuzu gerçekten idrak edememekteyim…
Bir insan olarak özgürlüğümden ayrı bırakılmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak kendi ülkemde bu haksızlığa maruz kalmak,
‘Vatan sana canım feda’ diyerek üniforma giyen bir askeri öğrenci olarak, ülkeme katabileceklerimden mahrum bırakılmak,
Bir evlat olarak, annemim ve babamın gözü yaşlı bırakıldığına tanık olmak,
Bir kadın olarak, gücümü ortaya koymaktan aciz bırakılmak,
Ve Şüheda Sena Öğütalan olarak, hayallerimi ve hayatımı yaşayamamak artık çok ağrıma gidiyor…
Masumiyetim aşikâr olmasına rağmen, 20’li yaşlarımın tamamını cezaevinde geçirdim… Bu mektubu kaleme alırken ifade etmek isterim ki hiç kimseden merhamet beklentim yoktur, istediğim ve talep ettiğim tek şey ‘Adalet’tir!
Artık bu yaşadığımız trajediye ‘Dur’ demek ve bir ‘Dur’ denilmesini istiyorum…"
Bu4İnsan Nerede
"Ben Şüheda Sena Öğütalan. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminden itibaren tam 9 yıldır cezaevinde bulunan askeri öğrencilerden biriyim...
Artık bu yaşadığımız trajediye ‘Dur’ demek ve bir ‘Dur’ denilmesini istiyorum…"
https://t.co/9DvzpjXqDy
Fetö davaları kapsamındaki Askeri öğrenciler dosyası hukuk adına utanç verici ülkemizin kanayan yaralarından biridir. Askeri öğrenci statüsü yetki bakımından emir komuta zincirinde erlerle birlikte en alt sıradadır. Esamesi okunmaz bile. Hal böyleyken 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde yirmili yaşlarının henüz başlarında olan yüzlerce gencimiz ağır müeebbetlere çarptırıldı. Şüheda Sena Öğütalan o gençlerimizden sadece biri, dokuz yıldır cezaevinde adalet bekliyor, masumiyetine rağmen müebbet hapse mahkûm edilmesinin yarattığı derin adaletsizliği anlattığı mektubuna kulak vermemiz lazım. Yargı sürecinde hiçbir somut delil olmadan suçlu ilan edildiğini, benzer konumdaki öğrencilerle eşit muamele görmediğini, Yargıtay kararlarında dahi çelişkiler bulunduğunu vurguluyor. Hukukun işlemediği bir düzende yalnızca kendilerinin değil, toplumun tamamının tehlikede olduğunu belirten Öğütalan, merhamet değil, sadece adalet talep ediyor; ülkesine hizmet etmek isterken hayallerinden, özgürlüğünden ve gençliğinden mahrum bırakılmanın derin acısını dile getiriyor.
Bu ülkenin hukuk rayına oturması için toplum olarak hepimizin hukuk talebinde bulunmamız gerekiyor. Hem de güçlü bir şekilde..
#askeriöğrenciler #adaletbakanlığı #AdaletYeriniBulsun #HukukDevleti
9 yıldır müebbet hapisle cezaevinde tutulan, gençlikleri parmaklıklar ardında solan üç askeri öğrenciyi, Nagihan, Nimet Ecem ve Şüheda Sena'yı bugün İstanbul Bakırköy cezaevinde ziyaret ettim.
Henüz 20 yaşında, umut dolu gencecik öğrencilerken girdikleri o kapıdan, bugün hayatlarının en verimli 9 yılını kaybetmiş, 30 yaşlarında kadınlar olarak bakıyorlar.
Oysa onlar, şehitlerimizin yanında o korkunç gecenin, hain darbe teşebbüsünün en büyük kurbanlarından.
Cezaevinde onları ayakta tutan, birbirlerine olan bağlılıkları. Konuşmalarında Nagihan'ın onurlu sitemi, Ecem'in gasp edilmiş hayalleri ve Sena'nın kırılmış, törpülenmiş idealleri çarpıyor yüzünüze.
Dosyalarını uzun zamandır çalışan biri olarak, karşıma çıkan tablo şudur: Bir adaletsizlik sarmalı, bu genç kızların gençliğini ve geleceğini gasp etmiştir. Onlardan alınan, sadece özgürlükleri değil; yaşamlarının en kıymetli ve telafisi imkansız yıllarıdır.
Her gün, "Bizim burada ne işimiz var?" diye içten içe soruyorlar.
Bu soruyu toplum olarak en yüksek sesle biz de sormalıyız:
"Onların orada ne işi var?"
TAZİYE EVİNE KELEPÇELİ ZİYARET
17 Haziran'da tutuklanan 9 Eylül Ün. öğr. Sueda Güngör (24), üç gün önce hapiste vefat eden babası KHK'lı eğitimci İbrahim Güngör'ün cenazesine izin verilmediği için katılamadı. Dün ise baba evine kelepçeli getirildi.
BU FOTOĞRALARI UNUTMA TÜRKİYE
#TabuttaTahliye olan eğitimci İbrahim Güngör'ün cenazeye katılmasına izin verilmeyen kızı Sueda'ya bir saatlik aile görüşmesi vermişler.
Kelepçelerini çözmemişler , onlarca jandarma ile gelmişler.
Süeda, bir düzine hastalığı olan 72 yaşındaki babasının tahliyesi için mücadele ettiği için tutuklanmıştı.
Bu zulüm düzeni elbet ilelebet sürmeyecek !
Türkiye'de idam var; hem de işkence ederek katlediyorlar. Alzheimer hastası, yaşlı ve ağır hasta İbrahim Güngör, cezaevinde hayatını kaybetti. Bu onun kaderi değildi. 15 Temmuz darbesini tezgâhlayan terör örgütü AKP, binlercesini ölüme mahkûm ederek kaderlerini kanla yazdı.
İbrahim Güngör gözümüzün önünde öldü. Onu tahliye etmeyenler, hapiste kalabilir diyenler sorumludur. O kadar açık ve net. Buna da adalet ve hukuk denildi. Kimse boşuna “ ah, vah” demesin. Herşey gözümüzün önünde “ Geliyorum” diyerek oldu
TABUTLA TAHLİYE
Gerçekten çok üzgünüm. Alzheimer hastası İbrahim Güngör amcayı KAYBETTİK. Vefat haberi biraz önce geldi.
Bunca çağrıya rağmen tahliye etmediler. Cezaevi köşelerinde masum bir insanı ölüme gönderdiler. Rabbim hepinizden sorsun hesabını! @adalet_bakanlik@ctekurumsal
ALAEDDİN KAYA
Birçok sağlık problemi olan ve 20 Ağustos 2016’dan beri Sincan Cezaevi’nde hücrede tutulan 75 yaşındaki Gazeteci Alaeddin Kaya, günde 24 tane ilaç kullanan hasta bir mahpus.
İnfazPaketinde AdaletArıyoruz
25 yaşındaki kız kardeşim gözaltında, avukatıyla 24 saattir görüştürülmüyor. Hiçbir bilgi alamıyoruz. Baskı mı var, işkence mi? Aklımız çıkıyor. Masum bir genç kıza bu neden yapılıyor. Lütfen sesimizi duyun!
AntepEmniyette NelerOluyor
Avrupa Konseyi İsveç Milletvekili @MarkusWiechel Sümeyra'nın vefatına sessiz kalmadı:
"Bu adaletsizliğin sonucu hepimizi etkiliyor. Bir baba olarak derin bir üzüntü duyuyorum."
YitipGiden Evlatlarımız
SÜMEYRA’NIN EPİLEPSİ NÖBETİ GEÇİRDİĞİ GÖRÜNTÜLER
YER: Bolu 50. Yıl Ortaokulu, Şubat 2024
Babası:
“Kızım Sümeyra’nın kriz geçirdiği görüntüleri, Özlem Zengin dahil tüm vekillere gönderdim, ilgilenmediler”
HasretÇiftçiye AcilTahliye @adalet_bakanlik
Anne babası cezaevinde olan epilepsi hastası Sümeyra, yatağında son nefesini verdi. Şimdi bu kader mi? Şimdi bu alın yazısı mı? Elbette değil, bu bilinçli cinayet. Bu bildiğini saf kötülük. Anne babası hapiste olduğu için iki küçük kardeşine bakmak zorunda kalan Sümeyra'nın anne babasını sahte darbeyle hapse atan AKP terör örgütü tek suçludur. Katil AKP terör örgütü ve ona inanan herkes suçludur. Sümeyra hastalıktan değil, hukuksuzluktan, acıdan, kederden öldü; onu öldürdüler. Devlet teröründen ölen ne ilk ne son çocuk. Hiç kimse bu tür ölümlere kader demesin, bu ülkede alın yazısı kader diye bir şey kalmadı. Bu ülkede AKP terör örgütü alın yazılarını kana batırdığı kalemle tekrar yazıyor. Tekrar tekrar söyleyeyim, en büyük terör örgütü devletlerdir; en büyük terörist de devlet adamlarıdır. Bunu dile getirdiğimizde onlardan, bunlardan, şunlardan ediliyoruz, çünkü en iyi yaptıkları şey bölmek, parçalamak ve halkları birbirine düşman ederek onların kavgası üzerinden beslenmek. Yaşamımda hiçbir zaman devletin terörist ilan ettiği kişilere, gruplara terörist demedim; bundan sonra da demeyeceğim ve hiçbir zaman devletin diliyle aynı dili kullanıp benim gibi düşünmeyenlere yapılan zulme "ohh" çekmedim. Hak etti cümlesini bana söyletemediler. Ne beni kimseye düşman etmeyi başardılar ne de komşularıma zulüm yapılırken susturmayı başardılar. Çocuklara, kadınlara zulüm eden faşisttir; devletin tüm imkânlarını kullanarak halka zulüm eden insanlıktan çıkmış mahluktur.#AKPterörörgütü
Babamla telefon görüşü yaptık. Yine niye gelmiyorsunuz yanıma,niye aramıyorsunuz beni diye ver yansın ediyor. Biz babama moral veremiyoruz,oranın cezaevi olduğunu unutuyor. Ne olması gerekiyor daha babamın içerden çıkması için. Duyun artık çığlığımı yeter ya! @ADLITIPKURUMU@adalet_bakanlik
Sanatçısından siyasetçisine, gazetecisine kadar farklı kesimlerden birçok insan, Sümeyra'ya yaşatılan haksızlığı gündeme getirdi. Sümeyra gitti ama geride kalan onun gibi gençler için bir şeyler yapılabilir. Lütfen KHK hukuksuzluklarına duyarsız kalmayın.
#KHKZulmüDevamEdiyor
Burası Sümeyra’nın mezarı… Toprağın üstünde birkaç çiçek, başında tahta bir tabela… O daha 15 yaşında çocukt(u), bir mezara sığdırıldı. Gözlerimizin önünde hayatı çalındı.
Bu acıyı, bu sessizliği, bu çaresizliği Allah’a havale ediyorum.