Bugün gencecik bir meslektaşımızı toprağa verirken, katilin sadece o tokatı atan zorba müdür olduğunu mu sanıyorsunuz?
Hayır. Irmak öğretmenin katili, bizlerin o muazzam ve utanç verici sessizliğidir!
Biz öğretmenler, omuz omuza verip tek bir yumruk olamadığımız için, birbirimizin feryadına sağır kesildiğimiz için bu haldeyiz. Sırf ucu kendine dokunmuyor diye başını öteye çeviren, "Bana değmeyen yılan bin yaşasın" diyerek o yılanı kendi koynunda besleyen korkaklığımız yüzünden bu haldeyiz!
Daha da acısı, dün ezilenlerin bugün bir koltuğa oturunca celladına aşık olmasıdır. Aranızdan bir kısmı okul müdürü, müdür yardımcısı oldu diye etrafındaki meslektaşlarını ezmeyi marifet saydı; o masaları, o makamları birer zulüm mekanizmasına dönüştürdü. Makam cücesi hırslarınızla gencecik ruhları tükettiniz!
Ve hiçbir şeye karışmayan, her akşam kafasını yastığa koyarken "Hahaha, şükür bugün de ucu bana dokunmadı, bugün de hayattayım" diyerek asalakça, omurgasızca yaşamayı seçenler... Siz nefes aldığınızı mı sanıyorsunuz? Bir meslektaşınız zülüm görürken kafasını kuma gömenlerin yaşadığı hayat, hayata hakarettir!
Irmak öğretmen sadece bir tokatla ölmedi. Bizim parçalanmışlığımızla, bizim nemelazımcılığımızla, bizim o çürümüş asalaklığımızla öldü. Bu utanç hepimizin. Aynaya bakın ve görün; sustuğunuz her an, o zorbaya bir tokat mühimmatı da siz veriyorsunuz!
Bu metin, sadece dışarıdaki adaletsizliğe değil, asıl canı yanan eğitim camiasının kendi içindeki parçalanmışlığa vurulmuş en ağır tokat olacaktır. Kaleminize, yüreğinize sağlık; bu öfke dalga dalga yayılmalı.
@_aliyalcin_@TalipGeylan06@kademozbay_@leventkuruoglu@oguzozat
Bu acı satırlar, bir vicdan çağrısıdır. Yaşamını yitiren öğretmenimiz Irmak Koparan’ı saygı, sevgi ve özlemle anıyor; ailesinin, yakınlarının ve öğrencilerinin tarifsiz acısını yüreğimizde hissediyoruz.
Öğretmenlerin yalnız olmadığını yalnızca sözle değil, en zor zamanlarında yanlarında durarak gösteren Eğitim-İş olarak; dayanışmayı, sorumluluğu ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz.
Meslektaşımız Irmak Koparan’ı son yolculuğunda da yalnız bırakmayacağız. 11 Haziran Perşembe günü İzmir Torbalı Ayrancılar Mahallesi’ndeki Egekent Camii’nde öğle namazının ardından gerçekleştirilecek cenaze töreninde ailesinin, yakınlarının ve sevenlerinin yanında olacağız.
Bir öğretmenin yaşamını yitirmesine yol açan koşulların üzeri örtülemez. Yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılması, iddiaların ve ihmallerin ortaya çıkarılması için hukuki süreci üstleneceğimizi ve sonuna kadar takip edeceğimizi kamuoyuna açıkça ilan ediyoruz.
Bakanlık yetkililerinin ve üyesi olduğunu öğrendiğimiz sözde yetkili sendikanın yaşananlar karşısındaki sessizliğini de not ediyoruz. Bir öğretmenin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan böylesine ağır iddialar karşısında suskun kalmayı tercih edenlerin tutumu da kamuoyu vicdanında mutlaka değerlendirilecektir.
Irmak öğretmenimizin gerçeğinin karanlıkta bırakılmasına izin vermeyecek, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
Irmak öğretmenimizi saygı, sevgi ve özlemle anıyor; ailesine, yakınlarına ve eğitim camiasına bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Süresiz nafakayı bırak, aylık nafakayı bile ödemeyen o kadar çok erkek var ki. Bu karar gelişmiş ülkelerde, ekonomik olarak iyi yerlerde tartışılabilir ama bizim ülkemizde yoksulluk en çok kadınları ve çocukları vuruyor. Bu karar en çok bu ülkedeki yoksul kadınları etkileyecek.
Oyuncu Şebnem Sönmez, Kemal Kılıçdaroğlu'nun BirGün gazetesini sık takip ettiğinin ortaya çıkmasının ardından Kılıçdaroğlu'na hitaben açık bir mektup yayımladı:
"BirGün Gazetesi'ni okuduğunuz için size buradan seslenmek istedim.
Siyaset sahnesine ilk çıktığınız günden beri sizi neden sevmediğimin kanıtlarını bu ülkeye mütemadiyen nasıl sunduğunuzu duyun diye.
Siz ne istiyorsunuz?
Siz bu ülke için ne istiyorsunuz?
Bu halktan ne istiyorsunuz?
CHP'den ne, devletten ne istiyorsunuz?
78 yaşındasınız, kalan yaşamınız nasıl olsun istiyorsunuz?
Siz 'Anayasa'ya aykırı ama evet!' dediğinizde ne istiyordunuz?
'Adalet Yürüyüşü'nüzde Ankara'dan İstanbul'a yürürken ne istemiştiniz?
Geçmişinize dair sorularım sayısız, cevaplarını merak etmiyorum.
Bugün ülkemin canını neye feda ettiğinizi merak ediyorum.
Bugün bir milletvekili bile değilken Genel Başkanlığını yıllarca üstlendiğiniz CHP'nin devlet tarafından 'atanmış' başkanı olmayı kendinize yakıştırıyor musunuz?
Devletin kolluk gücüyle zorla, zorbalıkla sözümona ele geçirdiğiniz CHP Genel Merkezi'ne adım atamamanızı nasıl açıklıyorsunuz?
Seçilmiş Genel Başkan Milli Egemenlik Parkı'na yağmurdan sırılsıklam yürürken, genel merkez binanızda servis edilen çikolatalar afiyet olmasın. Olamaz zaten.
Siz siyasete selam verdiğiniz ilk günden bugüne arınmak istediğim, istediğimiz her şeyin sembolüsünüz.
Ben sizden arınmış bir ülke istiyorum.
Cumhuriyeti, halkı ve partiyi sizin zihniyet ve edimlerinizden arıtmak boynumuzun borcudur.
Hiçbir zaman hiçbir partinin ne üyesi ne de sempatizanı oldum.
Sade bir vatandaş, kendi mesleğinin örgütünü kurmuş bir oyuncuyum.
Vatandaş olarak haklarımı biliyor ve sizden bile korumak için var gücümle yaşıyorum.
Devlet baba'ya güvenmiyor, muhalefet anaya inanıyorum.
İnandıklarımın, güvendiklerimden kat be kat üstün olduğunu bilin.
Sizin güvendiklerinizin de size asla yoldaş olmadığına, olamayacağına inancım hayat tecrübemle binlerce kez ortadadır.
Sizin inancınız ne?
Son soruma da cevap vermeyin, bunu da hiç merak etmiyorum.
Not: Söyleyeceğim daha çok şey var ama ben işgalci değilim.
Görüşmemek üzere."
(Birgün)
Kanser hücresi bencildir. Önce çevresindeki hücreleri istila eder sonra tüm kaynakları sömürür. Büyüdükçe kök salar kök saldıkça büyür. Özgüveni artar hepsini ister. Nihayetinde vücut iflas eder, işte o ölüm anı geldiğinde kanser hücresi de öldüğünü görür ama artık geç kalmıştır.
Gericilerin "Evde Kalsın Kızlar, Ne Olur Reis" diye Erdoğan'a çağrı yaptığı videoya Ece Üner'den efsane cevap:
"E o zaman şöyle yapsak mesela siz Afganistan'a gitseniz..."
Bir psikolog olarak söyleyebilirim ki; insanlar genelde öfkesini hak eden insanlara değil de kendilerini yeterince seven ve onları affetmeye hazır olanlara patlarlar.
İzmir’de yaşayan ortaokul öğrencisi Doruk Sabuncuoğlu Ford (14), Almanya’da düzenlenen German Math Olimpiyatları’nda tüm soruları doğru yanıtlayarak birincilik ödülü ve altın madalyanın sahibi oldu. Küçük yaşlarından itibaren sayılarla yaşadığını belirten Doruk, kürsüde Türk bayrağını dalgalandırarak da gururlandırdı.
#matematik #doruksabuncuoğluford
https://t.co/xWCew0D2uw
“Kötüler birbirlerine iyilerden daha güçlü ve dayanıklı bağlarla bağlanırlar; çünkü bu bağları zarar görmeyi göze almadan koparamazlar.”
Jean-Jacques Rousseau