Batıl sana anneni yılda bir defa andırır,
İSLAM ise yılda 4.745 defa [5 vakit namazda rabbenagfirli duasıyla]
Günde 13 defa anneye babaya dua edersin 365*13=4.745
Vefat eden bir Müslümanın ardından “toprağı bol olsun”
veya “ışıklar içinde uyusun” denmez.
Çünkü biz ölümü bir yok oluş ya da sonsuz bir uyku olarak görmeyiz. Bizim dilimiz dua dilidir.
Bu yüzden şöyle deriz:
“Allah rahmet eylesin.”
“Allah mağfiret eylesin.”
“Kabri nur dolsun.”
Peki “Toprağı Bol Olsun” Nereden Geliyor?
Bu ifade ahiret inancından değil, antik pagan (Roma/Yunan) geleneklerinden gelir.
Hayvanlardan Koruma: Antik çağda sığ mezarlardaki cesetleri vahşi hayvanlar çıkarmasın diye mezara bol toprak yığılırdı.
Hortlama Korkusu: Yeterince toprakla örtülmeyen ölülerin ruhlarının huzursuz olup yaşayanlara musallat olacağına inanılırdı.
Yani bu söz ahirete değil, tamamen toprağa ve cesede odaklı antik bir temennidir.
“Işıklar İçinde Uyusun” Nereden Geliyor?
Bu ifade de pagan ve seküler Batı kültürünün bir yansımasıdır.
Peki Kökeni nerden geliyor ?
Pagan inanışında alt dünya (Hades) karanlıktır; sadece seçkinler aydınlık diyarlara giderdi.
"Uyusun" kelimesi ölümü eylemsiz bir yok oluş gibi görür.
Oysa İslâm'da ölüm uyku değil, berzah hayatı ve hesabın başlangıcıdır.
Bu cümlede Allah’a bir yakarış yoktur. Müslüman ise pasif temenni yapmaz, doğrudan Allah’a yönelip “Allah rahmet eylesin, mağfiret eylesin, kabrini nur eylesin” gibi ahirete yönelik dualar eder.
Recep Tayyip Erdoğan’ın gönlünde Hz. Muhammed sevgisi bir sevda değil, bir vefa borcudur.
Adı anıldığında gözleri dolar, sünneti yaşandığında yüzü aydınlanır.
Çünkü o sevgi, bu millete hizmete dönüşür.
Kuveyt mi daha büyük ve güçlü; yoksa Osmanlı mı?”
Kuveyt’te konferans veren Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'e
Arap gençlerden biri kalkıp şu soruyu sorar:
“Kuveyt mi daha büyük ve güçlü yoksa Osmanlı mı?”
Profesörümüz ise insanı dehşetle düşünmeye iten bir cevap verir...
Prof.Dr. Ahmet Akgündüz'ün cevabı şöyledir:
“Osmanlı Devleti 36 eyalet idi ve 36 eyaletten biri Bağdat eyaletiydi.
Bağdat’ta 29 sancaktan oluşmaktaydı.
Bu 29 sancaktan biri de Basra Sancağı idi.
Basra’da 31 kazadan oluşmaktadır.
Bu kazalardan biri de şimdi Suudi Arabistan'da kalan Lahza’dır.
Lahza Kazası da kendi içinde 80 köye ayrılmaktaydı.
Bu 80 köyden biri Ebulhayr köyüdür.
Bu köyde 15 mezradan oluşmaktaydı.
İşte bu mezralardan biri de Kuveyt’ti.”
....
Tarihlerine küsenler
Talihlerine küserler.
Bugün Hz. Âişe annemizin yaşı konuşuluyor.
Peki bu tartışmanın bize başka bir şey öğretmesine izin versek?
Mesela:
Bir rivayet nasıl araştırılır?
Tarih nasıl okunur?
Bir hadisin sıhhati nasıl değerlendirilir?
Bir olay kendi tarihsel bağlamından koparılabilir mi?
Bir insan yalnızca tek bir rivayet üzerinden tanımlanabilir mi?
Bir tarihî şahsiyet bugünün kavramlarıyla değerlendirilirken hangi ayrımlara dikkat edilmelidir?
Bakın yine annemiz öğretiyor.
İnsanlar onun yaşını tartışırken bile…
Hz. Âişe annemizin bizi araştırmaya sevk ediyor.
Hadise bakıyoruz.
Tarihe bakıyoruz.
Rivayetlere bakıyoruz.
Toplumlara bakıyoruz.
Evlilik kavramının tarih boyunca nasıl algılandığını araştırıyoruz.
Ve farkında olmadan yine annemizin etrafında ilim yapıyoruz.
Belki de Hz. Âişe annemizi bugün savunmanın en güzel yolu, sadece “şu yaştaydı” veya “bu yaştaydı” diye tartışmak değildir.
Onun bize bıraktığı mirası yeniden hatırlamaktır.
Çünkü annemiz bize şunu öğretti:
Bir haber duyduğunda hemen inanma.
Bir insan hakkında konuşmadan önce düşün.
Bir iftirayı taşıma.
Bir insanı tek bir olaydan ibaret sanma.
Bilmediğin şeyi biliyormuş gibi konuşma.
İlim öğren.
Sor.
Araştır.
Anla.
Ve hakikati bulduğunda onun yanında dur.
Bugün sosyal medya çağında Hz. Âişe’yi yeniden okumamızın belki de en güzel tarafı budur.
İfk hadisesi artık sadece bir tarih olayı değildir.
Bugünün sosyal medyasını anlamamıza yardım ediyor.
Gerdanlık hadisesi artık sadece bir tarih olayı değildir.
Bir sıkıntının nasıl ümmete rahmete dönüşebileceğini gösteriyor.
Hz. Âişe’nin ilmi artık sadece bir tarih bilgisi değildir.
Bugün hâlâ kadınların, erkeklerin, âlimlerin, öğrencilerin önünde duran bir ilim mirasıdır.
Ben bugün Hz. Âişe annemize baktığımda sadece geçmişte yaşamış muhterem bir annemizi görmüyorum.
Bugün de bize bir şeyler öğreten bir öğretmen görüyorum.
İfk hadisesinde…
Gerdanlık hadisesinde…
İlminde…
Sabrında…
Yaşadığı imtihanda…
Resûlullah (sav) ile olan hayatında…
Ve bugün hakkında yürütülen tartışmalarda bile…
Bir ders görüyorum.
Çünkü bazı insanların hayatı tarihe gömülür.
Bazı insanların hayatı ise nesiller geçtikçe yeniden konuşur.
Hz. Âişe annemiz işte onlardan.
Kurban olduğum annemiz hâlâ öğretiyor.
Ve galiba onun bereketi de tam burada:
Biz onun hayatını okudukça, aslında kendimizi, toplumumuzu ve yaşadığımız zamanı okumayı öğreniyoruz.
Allah ondan razı olsun.
Allah bizi onun ilmine, edebine ve hakikate bağlılığına layık eylesin.
Hazret-i Âişe annemiz hâlâ öğretmeye devam ediyor.
Annemizin bereketi hâlâ devam ediyor.
Hazret-i Âişe Hâlâ Öğretmeye Devam Ediyor: Annemizin Bereketi Hâlâ Devam Ediyor
Bugün sosyal medyada Hz. Âişe annemiz konuşuluyor.
Yaşı üzerinden tartışmalar yapılıyor.
“Şu yaşındaydı, bu yaşındaydı…”
Fakat ben bugün başka bir pencereden bakmak istiyorum.
Çünkü asıl hayret verici olan, Hz. Âişe annemizin kaç yaşında olduğu tartışmasının bugün hâlâ yapılması değil; aradan yaklaşık on dört asır geçmesine rağmen annemizin hâlâ bize bir şeyler öğretiyor olmasıdır.
Kurban olduğum annemizin bereketi hâlâ devam ediyor.
Düşünün…
Bir gün Hz. Âişe’nin gerdanlığı kayboluyor.
Kafile bekliyor.
Su bulunamıyor.
Ve bu küçük gibi görünen hadisenin ardından ümmete teyemmüm hükmü geliyor.
Bir gerdanlık kayboluyor…
Ümmet bir hüküm kazanıyor.
Annemizin başına gelen bir hadise, kıyamete kadar milyonlarca insanın ibadetine kolaylık sağlayan bir rahmete vesile oluyor.
İşte Hz. Âişe annemizin bereketi böyle.
Fakat daha da çarpıcı bir hadise var:
İfk hadisesi.
Bugün çevremize, özellikle sosyal medyaya bakın.
Bir insan hakkında bir iddia ortaya atılıyor.
Bir ekran görüntüsü…
Bir söylenti…
“Biri bana söyledi.”
“Ben öyle duydum.”
“Zaten herkes biliyor.”
Ve birkaç saat içerisinde bir insanın itibarı yerle bir edilebiliyor.
İnsanlar araştırmadan hüküm veriyor.
Paylaşmadan önce düşünmüyor.
Bir başkasının hayatını, birkaç cümlelik bir iddiaya teslim ediyor.
Peki Kur’an bize bu konuda ne öğretiyor?
Hz. Âişe annemizin yaşadığı İfk hadisesinin ardından…
“Onu işittiğiniz zaman, ‘Bunu konuşmamız doğru değildir. Hâşâ! Bu büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?”
(Nûr, 24/16)
Bakın…
Bu sadece geçmişte yaşanmış bir iftira hadisesinin anlatılması değil.
Bu, insanın haber karşısında nasıl davranacağını öğreten bir ahlâk dersi.
Ve bugün sosyal medya çağında bu ayet sanki yeniden önümüze geliyor.
Hz. Âişe annemiz bize hâlâ öğretiyor.
Hem de öyle bir şey öğretiyor ki…
İnsanların bir başkası hakkında konuşurken nasıl davranması gerektiğini.
Bir iddiayı ne zaman paylaşmaması gerektiğini.
Zannın nasıl büyüyüp toplumsal bir felakete dönüşebileceğini.
Bir insanın psikolojik olarak nasıl yıkılabileceğini.
İfk hadisesinde herkes konuştu.
Ama hakikati Allah açıkladı.
Sonra Hz. Âişe annemizin başka bir yönüne bakıyoruz.
Resûlullah (sav) vefat ediyor.
Fakat Hz. Âişe’nin ümmet için öğretmenliği daha yeni başlıyor.
Sahâbe geliyor.
Tâbiîn geliyor.
Dinî meseleler soruluyor.
Hadisler soruluyor.
Kur’an’ın anlaşılması soruluyor.
Peygamber Efendimiz’in (sav) ev hayatı soruluyor.
Kadınların özel hâlleri soruluyor.
İbadetler soruluyor.
Hz. Âişe anlatıyor.
Düzeltiyor.
Açıklıyor.
Öğretiyor.
Yani annemiz sadece Peygamber Efendimiz’in eşi olarak yaşamıyor.
Aynı zamanda ümmetin öğretmenlerinden biri olarak yaşıyor.
Bugün insanların onun hayatını birkaç rakama sıkıştırmasına bakıyorum da…
İnsan hayret ediyor.
Çünkü bir insanın hayatını yalnızca bir yaş meselesine indirgemek, o insanın hayatının geri kalanını görmemektir.
Hz. Âişe annemizin hayatına bütün olarak baktığımızda karşımızda:
İlim var.
Zekâ var.
Hafıza var.
Sorgulama var.
Fıkıh var.
Hadis var.
Kur’an anlayışı var.
Peygamberî hayatın en ince ayrıntılarına şahitlik var.
Ve bütün bunlar ümmete aktarılıyor.
Adem Metan @AdemMetan,eski Türkiye özlemiyle yanıp tutuşanlar için ibretlik bir röportaj yapmış.
-99 depremini gören ve o kadro içerisinde olan isimlerden birisiniz.
99 depreminde ne oldu?
+99 depreminde ne oldu biliyor musun? Çok üzücü bir şeydir. Ya saat 10.50'a kadar Başbakanı uyandıramadık. Başbakanın haberi olamadı 10'a kadar yani.
-Yaklaşık 7.5 saat.
+Evet. 03:17, 10.50. Bakanlar Kurulu toplandığında da o kadar hakikatten ve şeyden uzak bir tablo vardı ki...
Durumu anlamaktan, ciddiyetini anlamaktan... Enkazın altında devlet kaldı. Çok acı bir şeydir. Rahmetli Ecevit Yalova'ya gitti 2-3 gün sonra. Şöyle bir gazetecilere, muhabirlere şöyle bir şey konuştu ya;
-"Buradan Ankara'ya sesleniyorum. Eğer beni duyuyorsanız burada durum çok kötü. Acil yardım gelmesi lazım." dedi.
-Ülkenin Başbakanı.
+Evet, video kayıtları var yani. Ya bu yani acıklı bir durumdaydık yani.
O yüzden zaten millet o parlamentoda herkesin fişini çekti yani.
ABD istihbarat eski subayı Scott Ritter, Ömer Halisdemir'i örnek göstererek İsrail'i uyardı:
"Türklerle savaşmak istemezsiniz, karşı karşıya gelirseniz yeryüzünden silinirsiniz"
Scott Ritter, Türk askerinin yenilmez ruhunu Çanakkale, Kore ve 15 Temmuz kahramanı Ömer Halisdemir örnekleriyle anlattı:
“Çanakkale'de 'Ben size ölmeyi emrediyorum' denince tereddütsüz öldüler.
Kore'de mühimmat bitince süngü taktılar.
Ömer Halisdemir öleceğini bile bile darbeci generali vurdu.
Türk askeri budur.
İsrail bebekleri vurmayı bilir ama savaşmayı bilmez.
İsrail'in Türklerden korkmak için çok nedeni var.”
Bugün bir kez daha, hangi siyasi görüşte olursa olsun herkesi Terörsüz Türkiye sürecinin bir parçası olmaya çağırıyorum.
Gelin, Türkiye’yi terörden kurtararak şehitlerimize ve gazilerimize olan şükran borcumuzu layıkıyla ödeyelim.
Gelin, sizler de bir ucundan tutun ve bu ağırlığı Türkiye’mizin üstünden hep beraber kaldıralım.
Gelin, tarih boyunca diz kırıp aynı sofraya oturmuş, aynı türküyü beraberce söylemiş, vatanı savunmak için aynı cephede şehit düşmüş insanlarımızın kardeşliğini daha da güçlendirelim.
Bu samimi çağrımız “önce milletim, önce memleketim” anlayışına sahip herkesedir.
“Türkiye artık bedel ödemesin” diyen…
“Gencecik fidanlarımızı gözyaşlarıyla toprağa vermeyelim” diyen…
“Anaların ipekten yüreği yeni acılarla kavrulmasın” diyen herkesi sürece omuz vermeye, sürece destek olmaya davet ediyorum.
Özellikle bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının, kanaat önderlerinin sürece daha fazla katkı sunmasını bekliyorum.
Şunu hatırlatmak isterim ki bir miladı yaşamakta olduğumuz bugünlerde sürece katkı sunan herkes tarihin yeniden inşasında rol sahibi olacaktır.
Aynı şekilde süreci zora sokan, süreci dinamitleyen, tahrik eden, karşısında yer alan her türlü girişim de tarih karşısında mesul olacaktır.
Sorumluluk mevkisinde olanların, bilhassa günübirlik hesaplarla siyaset yapan kimi partilerin Mecliste 467 kabul oyuyla tecessüm eden iradeyi iyi okumalarını, oradan gerekli mesajı çıkartmalarını temenni ediyorum.
"SAHTE ÜSTAD, GERÇEK İHANET !"
ABD🇺🇸Postalı Altında Müslüman Katliamını Aklayan "sahte islamcı"
Kadir Mısıroğlu !..
🎤Ben İslamcıyım diyen Kadir Mısıroğlu:
📍'AKP'yi ABD ile birlikte Irak'ın işgaline ben ikna etmeye çalıştım.
📍1Saat Tayyip'le telefonda ben konuştum."
PROJESİ = BOP
📌 "Bir yanda bağımsızlık mücadelesi veren Türk milletine ve Kurucu Liderine 'her türlü iftirayı atacaksın; diğer yanda ABD askerleri Müslüman coğrafyasını kan gölüne çevirirken susup onları aklayacaksın... İşte tarih önünde çöken o sahte 'üstad'lık' maskesi !"
📌 Videoda Abd'nin Irak işgalinde ki görüntü, fotoğraf ve kısa videolar var buyrun ! #Atatürk #Türk #Türkiye 🇹🇷🇹🇷 #Osmanlı 🇹🇷 #sondakika #Filistin ingiliz vatandaşı ve 🇺🇸ABD-İSRAİL 🇮🇱 #BOP cusu #kadirmısıroğlu 🇬🇧
🔴 #SONDAKİKA | Suriye'de terör örgütü YPG kendini feshetti.
Terör örgütü YPG elebaşı Mazlum Abdi, örgütün feshedildiğini ve Suriye Devlet Kurumlarına tamamen entegre edildiğini duyurdu.
GÖMLEKLER KONUŞUR, İNSANLAR YANILIR
Yusuf (a.s.) kıssasında üç gömlek vardır.
Üçü de farklıdır.
Ama üçü de bize aynı hakikati öğretir:
İnsan çoğu zaman gördüğü şeyi değil, ona anlatılan hikâyeyi görür.
İlk gömlek kana bulanır.
Kardeşleri onu bir yalanın şahidi yapar:
“Yusuf’u kurt yedi.”
Gömlek burada hakikati göstermiyor; hakikatin üzerine bir hikâye giydiriyor.
İkinci gömlek yırtılmıştır.
Fakat bu defa yırtığın yönü konuşur:
Önden mi yırtıldı, arkadan mı?
Bir gömlek, kimin doğru söylediğini ortaya çıkarır.
Üçüncü gömlek ise yıllar sonra gelir.
Yakup’un (a.s.) gözleri açılır.
Aynı kıssada gömlek bazen yanıltan bir delil, bazen hakikati açığa çıkaran bir delil, bazen de gözleri açan bir müjde olur.
Burada insan için büyük bir ders var:
Bir olayın kendisi kadar, onu hangi bağlama koyduğun da önemlidir.
Bir insan hakkında sana yalnızca bir parça anlatılırsa, bütün insanı o parçadan ibaret sanabilirsin.
Bir sözün öncesini bilmezsen hakaret zannedersin.
Bir davranışın arkasını bilmezsen ihanet zannedersin.
Bir suskunluğun sebebini bilmezsen kibir zannedersin.
Bazen insan hakikate değil, hakikat hakkında hazırlanmış hikâyeye tepki verir.
Şeytanın en büyük oyunlarından biri de budur:
Hakikati değiştiremiyorsa, hakikatin etrafındaki hikâyeyi değiştirir.
Çünkü insanın zihnine doğrudan hükmetmesine gerek yoktur.
Ona bazı parçaları gösterir, bazılarını gizler.
Sonra insan kendi hükmünü kendisi verir.
Bu yüzden her gördüğüne hemen anlam yükleme.
Her duyduğuna hemen inanma.
Her anlatılan hikâyede kendine şu soruyu sor:
“Bana ne gösteriliyor ve benden neyi görmemem isteniyor?”
Yusuf’un (a.s.) gömlekleri bize sadece bir kıssayı anlatmıyor.
Bize, görmekle anlamanın aynı şey olmadığını öğretiyor.
Çünkü bazen gözün önündeki şey doğrudur ama ona yüklediğin anlam yanlıştır.
Bazen bir delil sandığın şey, seni hakikatten uzaklaştırır.
Bazen küçücük bir ayrıntı, koskoca bir yalanı çökertir.
Ve bazen de yıllardır aradığın hakikat, bir gömlekle kapına gelir.
Hakikati görmek için yalnızca göz yetmez; bağlamı görmek gerekir.
Zira insan bazen gerçeği göremediği için değil,
gerçeğin etrafına örülen hikâyeye inandığı için yanılır.