Türkiye'nin onurlu, yurtsever, devrimci insanlarını ayağa kalkmaya davet ediyoruz.
Aşağılanmayı ve kirli savaş pazarlıklarının parçası olmayı kabul etmeyelim.
Kahrolsun emperyalizm kahrolsun NATO!
https://t.co/Hfy2VJIcqP
Yasakla, baskıyla boyun eğdirmeye çalıştıkları Ankara'nın göbeğinde NATO'ya karşı emperyalistler defolun diyerek yürüdük.
Kızılay'a girerken gözaltına alınan yoldaşlarımızı derhal serbest bırakın! Bu memlekette NATO'yu protesto etmek suç değil onurdur!
@AnkaraTkp
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İstanbul Dolmabahçe yürüyüşümüzün sonunda konuştu:
📌"Bugün tam da söz verdiğimiz gibi, söz verdiğimiz saatte Ankara'nın merkezinde binlerce Ankaralı komünist NATO'ya meydan okudu. Yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı."
soL Haber emekçilerine NATO gözaltısı
soL Yayın Kurulu, bugünkü eylemlerde gözaltına alınan soL emekçilerine dair şu açıklamayı yaptı:
💬❝Bugün Ankara'da TKP'nin düzenlediği eylemde, soL Yayın Koordinatörlüğü görevini yürütmekte olan TKP Merkez Komite üyesi Ali Ufuk Arikan ve soL editörü Yalçın Cuğ da gözaltına alındı.
soL emekçileri dahil, ülkenin bağımsızlığı için, halkımızın onuru için, işbirlikçilik ve dalkavukluğa karşı sesini yükselten tüm vatandaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.❞
https://t.co/yAr2LipRsy
İzmir Buca’da BEGOS Tekstil İşçileri Dayanışma Ağımız yola koyuldu.
15-16 Haziran Büyük İşçi Direniş’in yıl dönümünde, geçtiğimiz dönem tekstil direnişlerimizi kalıcı bir dayanışma ağına evriltiyoruz.
Kuruluş toplantısında, Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı temsilcisi Çağlar Özkan konuşurken; geçtiğimiz aylarda haklarını alamadan işten çıkarılan ve örgütlü mücadeleleri sonucunda haklarını kazanan Atamay Tekstil işçileri de deneyimlerini ve mücadele süreçlerini paylaştı.
📣TEKSTİL İŞÇİSİ KARDEŞ; Bize ulaş. Birlikte mücadele edelim, birlikte kazanalım.👇
☎️0541 940 05 14
📧 [email protected]
Tavrımız ve çağrımızdır
Sol kimlikçi bir tartışmanın parçası olamaz. Yurttaşlarımızın etnik ya da mezhepsel kökeni Türkiye’yi aydınlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, refaha taşıyacak bir mücadelenin doğrultusunu değiştiremez. Şu ya da bu makama gelecek kişinin dünya görüşü, çalışkanlığı, halka adanmışlığı, yurtseverliği, bilgi ve becerisi, dürüstlüğü dışında hiçbir kriterin önemi yoktur.
Bu ülkede etnik ve mezhepsel eşitsizliklerin, ayrımcılığın olduğu açık bir gerçektir. Önemli olan, bu gerçeğe nasıl yaklaşılacağı ve nasıl çözümler üretileceğidir. Kimliklerin birbirinin karşısına konduğu bir taraflaşmanın herhangi bir çözüme yardımcı olması mümkün değildir. Çözüm, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu derin sömürü, ağır yoksulluk ve adaletsizliğin kaynaklarını kuruturken bu eşitsizlik ve ayrımcılığı da birleştirici bir perspektifle ortadan kaldırmaktadır.
Türkiye solu bu çok basit gerçeği unutmuş ve emekçi halkımızı bölen kimlikçi politikaların peşinden gitmiştir. “Alevi Cumhurbaşkanı seçilemez”, “anadili Kürtçe olan bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemeyiz” gibi siyasal ve kamusal alanda hiçbir yeri olmaması gereken açıklamalara yol açan da solun kimlikçi siyasetin yarattığı sıkışmadan kurtulamamasıdır.
Bütün bu yalpalamaların ortasında bir kesim sola haksız ithamlarla, genellemelerle düşmanlık geliştirmekte, sosyalist hareketin milliyetçi hezeyanlarla hedef alınması ve günah keçisi ilan edilmesi için kampanyalar düzenlemektedir. Oysa sol, başından beri her tür milliyetçilik ve liberalizm karşısında başka hiçbir hesap gütmeden, yalnızca kendi ideolojik-siyasal ilkelerine ve devrimci hedeflerine sadık kalarak dik dursaydı, bağımsızlığını korusaydı, birlik ve müttefiklik ilişkilerini bu zeminde kursaydı, bugün tamamen farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da küçük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir.
TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır. Kuşkusuz DEM Parti ve CHP farklı tarihsel ve ideolojik dinamiklerin ürünüdür. Ancak bu farklılıklar Türkiye’nin sömürüden, zorbalık ve adaletsizlikten arındırılması mücadelesinde sosyalist hareketin bağımsızlığı söz konusu olduğunda önemsizleşmektedir.
İşte bu koşullarda bir kez daha bütün samimiyetimizle çağrımızı yineliyoruz: Düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
"Amalar" ve "fakatlar" bir köşeye bırakılabilirse, sol gerçek bir kimlik kazanacak ve başlı başına bir siyasal güç merkezi haline gelecektir. Solu ilkelerinden uzaklaştıran "en geniş güçlerin birliği" yaklaşımı derhal terk edilmelidir. AKP iktidarıyla mücadele o iktidarın kaynakları iyi teşhis edilerek başarıya ulaşabilir. Tarikatlarla, holdinglerle, NATO’yla, Avrupa Birliği ile hesaplaşmayı erteleyen bir solun “en geniş güçlerin birliği”ni kime ve neye karşı oluşturmak istediği emekçi halk açısından kocaman bir belirsizlik içermektedir. Oysa sol ancak açık, yalın ve tutarlı bir siyasal-ideolojik kimlikle çaresizlik içindeki yoksul halk kesimlerine umut verebilir, seçenek oluşturabilir.
Madem son gelişmelerle birlikte solun kendisine yabancı ideolojik-siyasal zeminlerde mevzi elde etmeye çalışmasının maliyetleri ve çıkışsızlığı açık bir biçimde görüldü, o zaman cesaretle ders çıkarmanın zamanı gelmiştir. TKP geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişini selamlıyoruz!
Bundan 56 yıl önceydi, dönemin hükümeti işçi sınıfının 1960’ı yıllarda başlayan ayağa kalkışını bastırmak, örgütlü gücüne darbe indirmek için harekete geçti. Kısa süre önce kurulan DİSK’in kapanmasıyla aynı anlama gelecek bir yasayı meclisten geçirdiler. İşçi sınıfının buna tepkisi büyük oldu. Şalterler indi, işçiler kent merkezlerine aktı, kol kola girip, barikatları aşıp, yasayı çöpe attı.
Sermaye sınıfı 15-16 Haziran günleri yapamadığını on yıl sonra, 12 Eylül darbesiyle yaptı. ABD cuntacılar için “bizim çocuklar başardı” dedi. Koç, Evren’e yazdığı mektupta teşekkür etti, sakın ara vermeyin dedi. 12 Eylül anti-komünist bir darbeydi, NATO’cularla kol kola bize, yani işçi sınıfına karşı yapıldı.
Bugün işçi sınıfının örgütsüzlüğünün altında işte bu 12 Eylül rejimi var. Saldırdılar ve sınıfımızı gerilettiler.
Ama bu böyle sürmeyecek. İşçilerin memleket gündemine girmesi için mücadele ediyoruz. Yeniden ayağa kalkışımızı örgütleyeceğiz. 15-16 Haziran’da “biz buradayız” diyen işçi sınıfı Türkiye’nin gelecek güzel günleri için mutlaka öne çıkacak.
Ülkenin işçi sınıfına ihtiyacı var. İşçi sınıfının da patronlar tarafından sömürülmediği bir ülkeye.
Mutlaka kazanacağız.
TKP İşçi Temsilcileri Meclisi
Yaşamı boyunca işçi sınıfı mücadelesinin en ön saflarında yer alan, ilerleyen yaşına ve kötüleşen sağlığına rağmen disipliniyle her yaştan yoldaşına örnek olmayı sürdürmüş değerli yoldaşımız Kerim Metli’yi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Son ana kadar partili mücadelenin en militan neferlerinden biri oldu.
Anısı mücadelemizde sosyalizm kavgasında yaşayacak.
1 Mayıs Umuttur!
🚩TKP ile 1 Mayıs'a
Adana | İller Bankası Kavşağı, 12.30
Ankara | Anıtpark, 15.00
İstanbul | Kartal Meydanı, 15.00
İzmir | Karşıyaka Demokrasi Meydanı, 15.00
soL’dan kamuoyuna açıklama
***
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Kahramanmaraş’ta öğrenci ve öğretmenlerin hedef alındığı saldırı sonrası açıkça soL Haber’in görselini kullanarak yalan haber iddiasında bulunmuş, soL’un “toplumsal kaos yaratmaya çalıştığını” öne sürmüştür.
Öncelikle soL’un yalan olduğu söylenen haberinin kaynağı, doğrudan bölgede görev yapan eğitim emekçileri ve bölgedeki eğitim sendikası yöneticileridir.
soL, olayın sıcaklığı ile dile getirilen bu iddiaya ihtiyatla yaklaşmış, iddiayı haberleştirirken resmi kurumların açıklamalarının aksi yönde olduğunu, bölgedeki kaynakların ise ısrarla söz konusu durumu dile getirdiğini aktarmıştır.
Başkanlık, tüm yayıncılık geçmişi büyük bir özen ve titizlikle dolu olan soL’u hedef göstermek, yargı sopasıyla tehdit etmek yerine halkın resmi kanallardan doğru şekilde bilgilenmesini sağlama görevini yerine getirmelidir.
Öte yandan Başkanlığın hedef gösterme tarzının “seçiciliği” de ayrıca dikkat çekicidir.
soL’u asılsız şekilde hedef göstermeyi büyük bir kolaylıkla yerine getiren Başkanlığın, “Şanlıurfa’daki saldırganın olaydan bir gün önce gözaltına alınıp serbest bırakıldığını” yazan Sabah gazetesini işaret etmeyi “unutmuş” olması da gerçekten hayret vericidir.
Tekrarlıyoruz, Başkanlık soL’u tehdit etmek ve asılsız iddialarda bulunmak yerine halkın resmi kanallardan sağlıklı bilgi alması görevini yerine getirmelidir.
Okurlarımıza saygıyla…
Ankara’nın en lüks otelinde “NATO'nun Ankara Zamanı” başlığıyla bir araya gelen iktidar ve NATO temsilcilerine “uyarı” için eylemdeydik.
Başkentte dünyanın en büyük terör örgütünü lüks içinde ağırlayacaklarını sananlara fena halde yanıldıklarını hatırlattık.
Eylemde konuşan TKP Merkez Komite Üyesi Ali Ufuk Arikan şunları söyledi: “Bugün Ankara’nın en pahalı otelinde NATO için buluştular. Ankara’da NATO zamanıymış! Bunu söyleyenler, memleketimizi dünyanın en büyük terör örgütü NATO’ya pazarlamaya kalkıyorlar. Ancak unutmasınlar karşılarında bizi, bu memleketin yurtseverlerini, cumhuriyetçilerini, devrimcilerini, komünistlerini görecekler. Bu temmuzdaki zirve öncesi uyarımızdır. Ülkemizden NATO’yu söküp atacağız.”
📌 Sosyalizm Atölyesi’nin nisan ayı oturumu, “Devrim Nedir? Nasıl Gerçekleşir?” başlığıyla Buca Koop Semt Evimizde gerçekleştirildi.
Atölyemize katılmak ve çalışmalarımızdan haberdar olmak için sayfamıza mesaj atabilirsiniz. 🚩
❗️Beraber mücadele ettik, beraber kazandık!
Patronlara, örgütlü işçilerin neler başarabileceğini gösterdik.
Yıllardır çalıştığımızın, alın terimizin karşılığını direnerek kazandık.
Şimdi hep beraber kutluyoruz. Kutluyoruz ama ilan da ediyoruz: KIRINTILARI DEĞİL, ÜLKEYİ İSTİYORUZ!
Zaferimiz; eşit ve özgür bir ülke için mücadele eden işçi sınıfımıza armağan olsun!
Atamay tekstil işçileriyiz.
Mücadele ettik, kazandık!
Şimdi hep birlikte zaferimizi kutlamak için buluşuyoruz.
🗓️ 5 Nisan Pazar
🕓 Saat 16:00
📍 Şirinyer Forbes-Seda Pastanesi Önü
HAKKIMIZI ALDIK, ŞİMDİ İŞÇİLERİN ÜLKESİ İÇİN MÜCADELEYE
Bizler, Tommy Hilfiger için üretim yapan Buca Begos’ta faaliyet gösteren Atamay Tekstil’de alın teri dökmüş işçileriz.
Yıllarca emeğimizle, onurumuzla çalıştık, 3 ila 9 yıllık haklarımız birikti.
Atamay Tekstil Fabrikası, ücret ve tazminat alacaklarımızı ödemeden geçtiğimiz yıl içerisinde kapanmıştı.
Hakları için direnen Elsa Tekstil işçilerinin mücadelesi bize güç verdi, biz de haklarımız ve emeğimiz için Patronların Ensesindeyiz ağıyla birlikte mücadeleye başladık. Tommy mağazaları önünde eylemler yaptık, yeni eylemlerimizi duyurduğumuz sırada Tommy tarafından, ödemelerin yapılacağı taahhüdü verildi.
Yaptığımız eylemlerle haklılığımızı ve mücadele irademizi gösterdik. Bizler gibi emeğine ve geleceğine sahip çıkan işçilerle yan yana, dayanışma içinde olduk.
Mücadele sürecinde örgütlü işçilerin gücünü gördük ve yüreği emekten yana olan tüm halkımıza gösterdik.
Mücadelemiz sonucunda, bizleri yok sayan patronlar muhatap almak zorunda kaldı. Dün Tommy Hilfiger’in yetkili avukatıyla Şirinyer Semt Evi’nde yapılan ve gece saat 02.30’a kadar süren görüşmelerimiz sonucunda bugün tüm alacaklarımız ödenmeye başlandı.
Örgütlü mücadele eden işçiler mutlaka kazanır!
Mücadelemiz bitmedi!
Yıllarca işçileri yok sayan, kölelik koşullarında emeğini sömüren, ülkemizi yağmalayan patronlara karşı bir yol ayrımında olduğumuzu biliyoruz.
Tekstil sektöründe de fasonu normalleştirenlere karşı mücadelemiz kararlılıkla sürecek.
Ülkemizin gerçek sahipleri işçilerdir.
Bundan sonra da ülkemizin; yoksulluğun ve sömürünün olmadığı, eşitlikçi ve aydınlık günlere kavuşması için mücadele edeceğiz. Mücadele vereceğimiz ülkemizde patronlar işçilerin haklarının zerresine el uzatamayacaklar.
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın iş��ilerin birliği!
Yaşasın Türkiye işçi sınıfı!
📣Tekstil işçisi kardeş; bize ulaş. Birlikte mücadele edelim, birlikte kazanalım.