Unutma Unutturma!!
5 Temmuz 1993’te Erzincan Başbağlar’da 33 masum can pkk terör örgütı tarafından haince katledildi, bir köy yakılıp haritadan silindi..
AKP, Dünya Ticaret Örgütü’ndeki ‘Çin otomobilleri’ davasını kaybetti!
AKP’nin Çin menşeili otomobil şirketi BYD’ye, yatırım teşviki adı altında, devasa tutarda bir vergi avantajı sağlamasına rağmen;
Şirketin Türkiye’de bugüne kadar yatırım yapmaması skandalının ardından⬇️
Yeni bir rezaleti daha ortaya çıkardık!
Bu kez de BYD dışındaki diğer Çinli otomobil şirketlerine uygulanan ek vergiler nedeniyle;
Çin’in, İsviçre Cenevre’de, Dünya Ticaret Örgütü’ne yaptığı şikayet üzerine başlatılan panel yargılaması Ticaret Bakanlığı marifetiyle kaybedildi.
122 sayfalık Panel Kararı’na göre;
Ticaret Bakanlığı’nın dava konusu edilen ek vergi uygulamalarının büyük bölümünün, uluslararası ticaret kurallarına aykırı olduğuna hükmedildi.
Sonuç⬇️
Yaptığımız hesaplamalara göre;
Davanın Türkiye’ye faturası yıllık en az 100 Milyon Dolar olacak!
Güncel kurla yıllık 4 Milyar 486 Milyon Lira!
Çin Türkiye’ye, ya zararımı hemen ödersin ya da bu tutarda bir ticari misilleme yaparım diyecek.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a sesleniyorum!
Dünya Ticaret Örgütü’ndeki kararın temyizi için son gün 26 Eylül 2026!
Bir an önce temyiz başvurusunu yapın!
Ondan önce de bir zahmet istifa edin!
2 yılda 5 kez araçların ek vergi oranlarını değiştirirseniz, bu işi çocuk oyuncağına çevirirseniz, olacağı budur!
Kaynak: WT/DS629/R numaralı ‘Dünya Ticaret Örgütü Panel Yargılaması Raporu’ (İngilizce Orjinal, Türkçe Çeviri)⬇️
AKP, vatandaşa otoyollarda yeni bir tuzak kuruyor!
AKP’nin planladığı, ‘köprü ve otoyol özelleştirmeleri’ gerçekleşirse;
Türkiye’nin otoyol ağının %90’ı yandaş şirketlerin eline geçmiş olacak.
Peki nasıl?
Türkiye’deki toplam otoyol uzunluğu (bağlantı yolları dahil): 3796 km.
Mevcut durumda⬇️
🔴Devletin işlettiği otoyollar: 2282km
🔴Yap-İşlet-Devret modeliyle yandaş şirketlerin işlettiği otoyollar: 1514 km
Özelleştirmeler gerçekleşirse⬇️
🔴Devletin işleteceği otoyollar: 359 km
🔴Özelleşen otoyollar ve Yap-İşlet-Devret modeliyle yandaş şirketlerin işleteceği otoyollar: 3437 km
Türkiye’nin toplam otoyol ağının işletmesi;
Mevcut durumda⬇️
%60 kamuda, %40 yandaş şirketlerde❗️
Özelleştirmeler gerçekleşirse⬇️
%10 kamuda, %90 yandaş şirketlerde❗️
olacak.
Bunun adı, Karayolları Genel Müdürlüğü’nü imha edip, vatandaşı yandaş şirketlerin zorunlu müşterisi yapmaktır.
Yandaş şirketler kuracakları otoyol tekelleriyle, araç geçiş ücretlerine devasa zamlar yapacak, faturayı vatandaşa çıkaracak!
Bu özelleştirmeyle;
KGM’nin bünyesindeki binlerce işçi ve memur zorunlu olarak kurum dışına itilecek, kurum göz göre göre çökertilecektir.
AKP’nin özelleştirme adı altındaki bu vatana ihanet planı derhal iptal edilmelidir!
Kaynak: KGM 2025 Yılı Faaliyet Raporu, 05.09.2026 ve 20.10.2010 tarihli Resmi Gazeteler
By militarizing the islands, Greece is violating treaties and rendering its sovereign rights a matter of dispute. Under international law, a party that violates the obligations of a treaty may forfeit the rights derived from that treaty (such as territorial or sovereign rights).
MEİS adası, 1947 Paris Barış Antlaşması gereği Gayri Askeri Statüde bir adadır. Asker bulundurulamaz. Yunanistan benzer adaların çoğunu silahlandırmıştır ve adaların statüsünü değiştirmiştir. Bu açıdan, Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı saklıdır.
Binlerce askeri üsse sahip olmamızın nedeni askeri güç değil; bunlar kaçakçılık için kullanılan birer sıçrama tahtasıdır. CIA, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki seçkinler için altın, silah, uyuşturucu, nakit para ve küçük çocukların kaçakçılığını bu yolla gerçekleştiriyor. Savaş, bir kâr kaynağıdır.
Eski CIA görevlisi Robert
"Çığda hiçbir kar tanesi kendini sorumlu hissetmez."
— Stanislaw Jerzy Lec
Büyük felaketler çoğu zaman tek bir insanın yaptığı şeyle değil, küçük ihmallerin birleşmesiyle ortaya çıkar.
Herkes kendi payını önemsiz gördüğünde, ortaya çıkan sonuç herkesin tek başına yapamayacağı kadar büyük olabilir.
Bazen asıl tehlike kötülüğün büyüklüğü değil, kimsenin kendisini sorumlu görmemesidir.
1. İnsanlık rüzgârın, suyun ve fırtınanın kaotik akışını asırlardır önce sanatsal bir hayranlıkla izledi. Fakat doğadaki bu gizemli hareketi sadece seyretmek yetmedi; onu kesin kurallarla kontrol altına alacak bir matematik gerekiyordu. (A Deluge - Leonardo da Vinci)
Akademisyen Ceren Damar’ın katilinin avukatı Vahit Bıçak, Damar'a dair terbiye dışı ifadeler kullandığı için 1 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı ve avukatlık yapması 1 yıl yasaklandı
Ama Bıçak, "Psikolojik olarak infaza hazır" değilmiş. Bu yüzden infazı ertelendi
belgeleri👇
Yunan çiftçi hükümetine kızarken
“Biz Türk müyüz, Yunan mıyız” diyor.
Yani bize bu eziyet niye demek istiyor.
Bize Türkmüşüz gibi muamele etmeyin diyor.
Bu ifade bile Yunanistan’da Türk azınlığa nasıl davranıldığını, Türklere nasıl bakıldığını anlatıyor.
Burası Midilli. Tatile koşarak hatta neredeyse yüzerek gitmeye çalıştığımız? Türk düşmanlarının adası.
🚨 Yapay zeka güvenliğinde alarm: Biyolojik silah çalışmaları deşifre oldu
🦠Anthropic, bilim insanlarının Claude modellerini chikungunya gibi tehlikeli patojenleri daha bulaşıcı hale getirmek için kullandığı 5 vakayı tespit etti
⚠️ Raporun yayınlanmasından günler önce Anthropic araştırmacısı Evan Hubinger, yapay zekanın önümüzdeki 10 yıl içinde ‘tüm insanları öldürme’ ihtimalinin yüzde 10’dan fazla olduğunu söyleyerek şirketten istifa etmişti
1912 | Tarih derslerinde birkaç saat konuşulan, on binlerce Türk’ün evlerini, işlerini ve hayatlarını kaybettiği, konuşulmayan Türk soykırımları ve Osmanlı’nın var olma amacı olan Rumeli’yi tamamen kaybetmesiyle sonuçlanan tarihimizin en vahim trajedilerinden 1. Balkan Savaşı
Batı dünyası Atatürk reçetesi ile aydınlanmış bir Türkiye’yi istemiyor. Ama dincilik propagandası ile zehirlenmiş ve felç olmuş bir Türkiye’yi sonuna kadar destekliyor.
- Yaşar Nuri Öztürk
Bursa’yı işgal eden Yunan ordusu Türklerin mallarına el koyuyordu.
Bursa sakinlerinden Osman oğlu Mehmet’in hayvan, koşum takımı ve arabasına el koyduğuna dair belge.
Doğunun zenginlik ve zenginliğe ulaşma anlayışıyla Batının anlayışı arasındaki temel fark şu:
Doğu anlayışında zenginlik "hazinedir". Topraktır, altındır, madendir. Toprağın altına gömülüdür, mağaradadır, ormanın içindedir, komşunun bahçesindedir; bir yerlerde "vardır" ve ona el koymak gerekir.
Batı anlayışında ise zenginlik henüz var olmayandır; var olması için bir şeyleri araştırmak, öğrenmek, çalışmak (ve çalıştırmak), nesneleri, fikirleri birleştirmek, teknik ve teknoloji kullanmak gerekir.
Batı bu anlayışa adına modernite dediğimiz bir zihinsel devrimle ulaştı. Modernite Doğu'nun hala kurtulamadığı yağma, el koyma, çökme anlayışını önemsizleştirdi; bu anlayış belki tamamen terk edilmedi, ancak artık ikincildir.
Doğu'nun Batı'ya bakışındaki temel sorun da bu olsa gerek: Batı yağmayı, sömürgeleştirmeyi, emperyalizmi elbette tamamen terk etmedi, ancak bu yöntemleri uygularken amacı artık "hazineye" el koymak değil; daha büyük varlıklar yaratabilmek için ikincil bir amaç olarak kullanmak, "yol temizliği" yapmak.
Örnek: Hep denir ki Batı Afrika'yı sömürdü. Doğrudur; ancak Batı'nın sömürüsü, Afrika'daki "hazineleri" oradan buraya taşımak değil, daha büyük zenginlikler yaratmak üzere insan emeğini köleleştirmek ve doğal kaynaklarına el koymaktı. Zaten Afrika'da ne "zenginlik" vardı ki, Batı bunları kendi coğrafyasına taşıyıp gönensin?
Bunu olumlamak, ya da mazur görmek için söylemiyorum; sadece bir farkı vurgulayabilmek adına örneklendiriyorum.
Peki modernite neydi? Sosyal bilimlerin bakış açısından sayısız tarifi yapılabilir; "sayısalcı" bir bakış açısıyla modernite üstel büyümedir.
Modernite, sanayi devrimi ile enerji kullanımını, makineleşme ile üretim çıktısını, tarım devrimi ile nüfusu, aydınlanma ile zihinsel sıçramayı, finansallaşma ile üretilen varlıklara biçilen değeri logaritmik ölçeklerde arttırmaktır.
Ve bugün Batı artık tekilliği (singularity) konuşma ve hayata geçirme aşamasına ulaşmıştır. Tekillik, büyüme ve genleşme açısının "dirsekten" yukarı kıvrılması ve parabolik ölçeklere geçişidir. Bu aşamadan sonra artık yerel ölçekler geçersizdir; mühendislik ufku ulusal ve coğrafi sınırları aşar, aya, güneş sistemine, oradan Samanyolu galaksisine uzanır ve astronomik boyutlara sıçrar.
Bu ölçek, Doğu'nun "hazine bulma, hazineye çökme" anlayışını fersah fersah aşar. Ölçek hızla ve çok dik bir açıda büyür.
İnternet, sosyal medya kullanımı, tüketim ve finansal varlıkların değeri geçen çeyrek yüzyıl içinde tarih boyunca üretilen ve yaratılan mal, servet ve bilgiyi kısacık bir zamanda hızla ve mislilerce katlayarak ilk sinyallerini vermişti. 21. yüzyıl içinde yeryüzü, bütün insanlık tarihi boyunca görülmemiş bir üstel artışa sahne olabilir.
Burada asıl soru, insanlığın bir "doğal sınıra" ulaşıp ulaşmadığıdır. Geçen yüzyılın başında da aynı kaygılar vardı: Bilim ve teknolojinin bir sınıra ulaşıp ulaşmadığı tartışılıyordu; günümüzde 20. yüzyılın ilk çeyreği, antik çağlar kadar uzakta kaldı.
Süper bilgisayarlarla hesaplamada, yeni enerji kaynaklarıyla enerji kullanımında, Yapay Zeka ile bilgi üretiminde, yeni finansal paradigma ile servet ölçümünde yavaşlamak bir yana, üstel artışın belki de en hızlı evresine giriyoruz.
İnsanlığın bugüne kadarki hikayesi, stratosferin altındaki incecik katmanda sahneleniyordu, roketler, insanlı uçuşlar ve uydularla o bariyeri aştık, yakın gelecekte insanlığın yeni sahnesi Güneş Sistemi olacak.
Şimdi soru şu: Türkiye'nin istikameti ne olacak? Hazine arayan köhne Doğu mu, hazine yaratan Batı mı?
Not: Yukarıda kullandığım "Doğu" ve "Batı" ifadeleri, coğrafyaya dayalı bir tanımlama değil; bir zihniyeti ve kültürü ifade ediyor. Bu bakış açısıyla Kore, Çin, Vietnam, Japonya artık "Doğu" değil; 21. yüzyılın "Batısı"dır.