Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra kararını verip, “Haydi ihramdan çıkıyoruz.” buyurdu. Umre yapmadan ihramdan çıkmak isteyenlerin ceza olarak kurban kesmesi gerekiyordu. Zaten yanlarında da kurbanlık develer vardı. Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, herkesin kurbanını kesmesini, saçını tıraş edip ihramdan çıkmasını emretti. Fakat hiçbir sahabe kıpırdamadı; Hazreti Ebubekir dahil kimse yerinden kalkmadı.
Bu manzara karşısında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem çok üzüldü. Hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştı. Çadırına girip hüznünü Ümmü Seleme annemize anlattı. O da, “Ya Resulallah, sen önce kendi kurbanını kesip saçını tıraş et. İnsanlar seni görünce arkandan geleceklerdir.” dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu tavsiyeyi hemen yerine getirdi. Ardından sahabe ayağa kalktı, kurbanlarını kesti ve ihramdan çıktı.
Bu büyük bir imtihandı. Hudeybiye’den sonra Medine’ye dönüş yolunda -bir rivayete göre Hudeybiye’deyken- Cebrail aleyhisselam indi ve Fetih Suresi’nin ilk ayetleri nazil oldu: “Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.” Mekke’ye girememiş, umreyi yapamamışlardı; fakat Allah-u Zülcelal buna “fetih” buyurdu.
Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Ömer’i çağırdı ve sureyi ona okuttu. Hazreti Ömer radıyallahu anh, “Ya Resulallah, bu gerçekten bir fetih mi?” diye sordu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de, “Evet, bu gerçekten bir fetih ve İslam için en büyük fetihlerden biridir.” buyurdu.
Çünkü bu antlaşmayla Müslümanların varlığı tanındı, on yıllık barış ortamı doğdu ve İslam’ın yayılmasının önü açıldı. Ertesi yıl sahabe, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte büyük bir özlemle umrelerini yaptı.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu hadis-i şerifini bütün zerrelerimizde hissedelim. Hadis-i şerifi okumadan önce büyük bir edep ve huşû ile gönül verelim. Fahr-i Kainat Efendimiz buyuruyor ki:
"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar."
Bir mü'minin kalbi, ümmetin kalbidir. Gazze yanarken, Kudüs ağlarken, Doğu Türkistan yok edilirken, Sudan işkencelerden geçirilirken, ‘Müslümanlar umurumda değil’ demek, 'Ben bu ümmet bedenine ait değilim' demektir.
Büyük bir felaketten bahsediyorum size!
Alimler dahi bu felakete düçar olmuş durumda. "Öyle bir zaman gelecek ki alimler dahi kendisini o fitneden alıkoyamayacak" hadis-i şerifinin mucizesini yaşıyoruz.
Maalesef bu fitneler bizim zamanımıza denk geldi ve biz bu imtihanı kazanmak zorundayız. Bu imtihanı da uyanık olarak kazanabiliriz. Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerini her türlü menfaatimizin ve duygumuzun üstünde tutarsak; uyanık kalır ve bu imtihanı ancak öyle kazanabiliriz.
Hudeybiye Antlaşması'ndan sonra Ashab-ı Kiram şartları duyunca çok üzüldü. Sahabe-i Kiram sonunda ölüm bile olsa Mekke'ye girmek ve umre yapmak istiyordu. Resulullah'ın rüyasının gerçekleşmesini istiyorlardı. Ancak Resulü Ekrem ise her hadiseden hikmet devşiriyordu.
Özellikle Hazreti Ömer radıyallahu anh dayanamadı ve Hazreti Ebubekir'e sordu: "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize Medine'de Beyt-i Şerif'e varacağız, tavaf edeceğiz demedi mi?"
Onların gözü hep bunun üzerindeydi. Ne olursa olsun Mekke'ye girip, Kabe'yi görüp, Beytullah'ı tavaf etmek istiyorlardı. Çok özlemişlerdi çünkü. Ölümüne bile olsa bunu istiyorlardı.
Hazreti Ebubekir ona sadece "Sen O'nun emrine itaat et" buyurdu. Hazreti Ebubekir'in ve Hazreti Ömer'in radıyallahu anh arasında bu konularda çok fark vardı ancak ikisi de bir makam sahibiydi. Meşreplerine göre düşünceleri de yönleri değişebiliyordu.
Hazreti Ömer dayanamıyor bu sefer Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanına gidip soruyor:
"Ya Rasulallah biz hak üzereyiz onlar da batıl üzere değil mi?" Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Evet. Biz Hak üzereyiz, onlar batıl üzeredir." buyuruyor.
Ölümü soruyor bu sefer Hazreti Ömer. Ölmeyi göze almışlar. Hatta sadece ölmeyi göze almamışlar, istiyorlar! Acayip bir teslimiyet, muazzam bir teslimiyet. Hazreti Ömer, "Bizim ölenlerimiz Cennet'te onların ölenleri ise Cehennem'de değil mi?"
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Evet" buyuruyor. Hazreti Ömer radıyallahu anh, "Öyleyse neden dinimiz hususunda bu acizliği gösteriyoruz da Allah celle celaluhu henüz onlarla bizim aramızda bir hüküm vermeden geri dönüyoruz?" diyor.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile istişare ettiğini düşünerek kendi fikrinde ısrar ediyor. Allah azze ve celle henüz bir hüküm indirmemiştir. Öyleyse bize dayatılan bu şartlar acizliğimizi gösterecektir. Oysa İslam azizdir; izzetimizi koruyarak canımızı verelim. Hazreti Ömer'in istediği buydu.
Ancak Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, vahiy gelmese bile her hareketi hikmete dayanan bir Nebi idi. Bir konuda karar verdiğinde sebat ederdi. Buyurdu ki: "Ey Hattab oğlu! Ben muhakkak ki Allah'ın Resulüyüm. Allah celle celaluhu beni asla mahcup etmez."
İşte muhabbet ile teslimiyet arasındaki ince çizgi buydu. Hazreti Ömer'in itirazı İslam'ın izzeti içindi; sevgiden doğan fedakârlığın ve Beytullah uğruna canını hiçe saymanın ifadesiydi. Hazreti Ebubekir'in sükûneti ise o sevginin gerektirdiği teslimiyetti. İkisi de İslam içindi, ikisi de bir makamdı. Fakat makamların en yücesi, emre itaat makamıydı.
Faiz haramdır. Müslümanlar faizden uzak durmalı.
Ne acıdır ki, faiz ateşini yiyenlerin faizlerini biz Müslümanlara ödetiyorlar.
Vergilerimiz, en ufak bir sebebten kesilen cezalarımız ve başka başka paralarımız, yabancı sermayeleri ve dinsizleri zengin etmek için ödenir oldu.
Bereketsizliğin Türkiye'yi kuşatmasının en büyük sebeblerinden bir tanesi faizdir.
KARMA OLAMAYAN EĞİTİM ve SADECE KADIN PERSONELDEN OLUŞAN HASTANELER konusundaki tekliflerimiz kamuoyu anketine sunulsa, vatandaşlarımızın bu haklı talebi ne derece desteklediği açıkça görülecektir.
Çocuğu için karma olmayan eğitimi tercih eden ailelerimizin ve yalnızca kadın hekim ile personellerin görev yaptığı hastaneleri talep eden kadınlarımızın bu haklı beklentisi mutlaka karşılanmalıdır.
🟡Serhendi Vakfı'nın önde gelen isimlerinden Şemsettin Bektaşoğlu'dan HÜDA PAR'ın 'karma eğitime son' teklifine destek:
"Karma eğitim mecburiyetinin kaldırılma zamanı gelmedi mi? Bu hususta herkes elinden geleni yapmalı. Gayret edenlere minnettarız."
Gazze'deki kardeşlerimiz, ümmetin sadece küçük bir parçası değildir. Onlar; ümmetin ta kendisidir!
Zira onlar ümmetin şerefini korumaya çalışan, canlarını ortaya koyan yiğitlerdir. Bizim rahatımız, onların feryadı üzerine kurulamaz. Biz bu rahatı kaybederiz. Sonra biz kaybederiz Allah korusun. Onun için kurtulmak istiyorsan mü'min kardeşine yardımcı olman lazım.
Gazze ümmetin imtihanıdır. Onlar açken bizim tokluğumuz lezzetsizdir.
Onlar mahzunken tebessümümüz eksik kalır.
Onlar direnirken bizim suskunluğumuz zillete dönüşür.
Unutmayalım, kardeşlik sadece gözyaşı değil; hem dua hem fiil hem kalp hem gayret birlikteliğidir. Yani fikirde berabersek fiilde de beraber olmalıyız.
Biz, onlarla sadece kalben beraber olamayız. Sadece bu yetmez, bunu şu anda Avrupa'daki bazı aktivistler, gayrimüslimler de yapıyor. “Kalbimiz sizinledir” diyorlar. Onların kalbi iman etmiş bir kalp olmasa bile seslerini yükseltiyor.
Müslüman olarak onlardan daha fazlasını yapmamız lazım. Yoksa bu bir utanç olur. Onlar Müslüman olmadığı halde bunu yapıyorlarsa bizim bunun yüz katını yapmamız lazım. Biz her şeyimizi ortaya koymamız gerekir. Yoksa vallahi yarın kıyamet gününde hiçbir bahanemiz Allah'ın yanında geçerli sayılmayacaktır.
"Kalbi kin ve nefretten uzak duran kadına, niyazın tatlılığı rızık olarak verilir; onun kelimeleri, her kederli kimse için bir merhem haline gelir."
— Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Zikru’n-Nisve, s. 332
Gazzede Sıcak Yemek Dağıtımları Devam Ediyor.
Kevser Eğitim Vakfı olarak, Gazze’deki mazlum kardeşlerimize sıcak yemek ikramımızı aralıksız sürdürüyoruz.
Bu iyilik köprüsünün kurulmasına vesile olan kıymetli bağışçılarımıza ve sahadaki fedakâr gönüllülerimize şükranlarımızı sunarız.
Desteklerinizle yaraları sarmaya ve mazlum coğrafyalarda yüzleri güldürmeye devam edeceğiz.
🌐 Online Bağış: https://t.co/xC3gDeSTeR
Bugün gönlümüze misafir olarak gönül köprülerimizi yeniden kuvvetlendiren Uluslararası Ensarûn Nebî Birliği Başkanı @drassagheer Şeyh Dr. Muhammed es Sağir Üstadımıza,
İlim İhya Akademi Merkezi @ilimihyaakademi (İHYAM) Başkanı @HSudanHSDN Dr. Hüseyin Sudan Hocamıza, HÜDA PAR Meram İlçe Başkanı Rahmi Erdoğan ve HÜDA PAR Karatay İlçe Başkanı Şükrü Yavuzkılıç Beyefendiye gönülden teşekkür ediyor, kendilerine hayırlı, bereketli ve muvaffakiyetlerle dolu hizmetler niyaz ediyoruz.
Şeyh Dr. Muhammed es Sağir Üstadımızın, Şeyh Mutewelli Şa'rawi ve Şeyh Abdul Azim Atwan (Rahmetullahi Aleyhima) ile ilgili mana dolu menakıpleriyle bizi mest etmesi, ilmin ve maneviyatın bereketi, gönlümüzün yeşermesine vesile oldu Elhamdülillah...
Farklı coğrafyalardan ve hizmet sahalarından gelen kıymetli kardeşlerimizle aynı gönül ikliminde buluşmak; "Mü'minler ancak kardeştir." ilahi hitabının bereketini yeniden hissetmemize vesile olmuş, ümmet şuurunun ve İslâm kardeşliğinin en güzel tezahürlerinden biri olmuştur.
Yüce Rabbimizden niyazımız; ümmet kardeşliğimizi daim eylemesi, muhabbet ve uhuvvetimizi artırması, ilim, irfan ve hizmet yolundaki gayretlerimizi bereketlendirerek rızasına muvafık amellerle bizleri muvaffak kılmasıdır.
Rıdvan Beyatı ve Hudeybiye Antlaşması öncesi Taif'in reisi Urve bin Mesud Kureyşlilere, "Bu Zat, size hayır ve iyilik yolu gösteriyor. O'nu kabul edin ve beni antlaşma yapmak üzere O'na gönderin" dedi.
Kureyşliler Urven'in teklifini kabul edince Mekke dışında konaklamış olan Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashabının yanına geldi. Bir yandan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile konuşuyor bir yandan da Ashabının ona karşı bağlılık durumunu anlamaya çalışıyordu. Urve Mekke'ye döndüğünde Kureyş'in ileri gelenleri merakla etrafını sardılar. Urve bin Mesud tarihe altın harflerle kazınacak şu sözleri söyledi:
"Ey kavmim, iyi dinleyin! Vallahi ben pek çok kralın huzuruna elçi olarak çıktım. Kisra'nın, Kayser'in, Necaşi'nin yanlarına girdim ama Müslümanların Muhammed'e karşı olan -aleyhisselatu vesselam- yüksek bağlılık ve hürmetlerini hiçbir millette görmedim. Bir şey emretse hepsi birden koşuyorlar. Abdest alsa abdest suyundan kapmak için birbirleriyle mücadele ediyorlar. Bir şey konuşsa hemen seslerini kısıyorlar. Ona duydukları tazim sebebiyle yüzüne dikkatle bakmıyorlar. Başlarını önlerine eğiyorlar. Başından bir saç düşse hemen onu alıp saklıyorlar. Bu Zat size makul bir teklifte bulunuyor, O'nu kabul edin."
→ Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre koyar. [Beyhaki]
→ Ümmetimin başına gelen musibetlerin üçte biri nazar değmesindendir. [C. Sağir]
→ Allah’ın kitabında nazara karşı sekiz âyet vardır. Birisi yedi âyetli Fatiha, diğeri de Âyet-ül kürsî’dir. [C. Sağir]
Estağfirullah. Amin Ecmain.
Muhterem Vekilim, Müslümanların öz yurduna dönüşüne vesile olacak bu adımlar, İslamın varoluş mücadelesidir.
Daha önce verdiğiniz çok güzel kanun tekliflerine çoğunlukla sahip çıkamayışımızın mahcubiyetini Rabbim affetsin.
Tüm Müslüman partiler, Alimler, Cemaatler ve Kanaat önderleri, başta Müslümanları olmak üzere tüm toplumu ilgilendiren Emr-i Bil Ma'ruf ve Nehy-i Anil münker'de ilgisiz ve sessiz kalmamaları konusunda çağrıda bulunuyor,
Rabbimden hizmetlerinizi daim ve makbul eylemesini niyaz ediyorum.
HÜDA PAR'ın, okullarda karma eğitimin zorunlu olmaktan çıkarılmasını öngören kanun teklifini TBMM’ye sunmasını,
Can-u gönülden tebrik ve takdir ediyor ve Müslüman olmamızın vecibesi olarak bu teklifin kanunlaştırılmasını arzuluyor ve nefesimizin değeri kadar destekliyoruz.
O zaman henüz Müslüman olmamış Ebu Süfyan'ın "Ben dünyada Muhammed kadar -aleyhisselatu vesselam- arkadaşları tarafından sevilen birini görmedim." itirafı ahlaki bir zaferdir.
Düşmanınız bile sizin birbirinize olan bağınıza, sevginize ve sadakatinize hayran kalıyorsa siz davayı 'manen kazanmışsınız' demektir.
Bugün biz Müslümanlar, dünyaya İslam'ı sadece delil getirerek değil; birbirimizi Hubeyb gibi severek, güzel ahlakı kuşanarak ve İslam'ı yaşayarak göstermek zorundayız.
Hubeyb radıyallahu anh, bize asil bir ayna tuttu. O ve arkadaşları insanlara harf ve yazı öğretemedi. Şehit düştüler hepsi. Ama tüm mü'minlere kıyamete kadar sadakati, dik duruşu, mücadeleyi, aşkı, asaleti, onur ve adaleti öğrettiler.
Şimdi aynaya bakıp kendimize sormamız gerekir. Bizim kalbimiz O Rahmet Peygamberinin sünneti, ahlakı ve emanetleri karşısında ne kadar titriyor? O'nun davasına ve ümmetine bir zarar gelmesin diye ne kadar dertleniyor ve gayret ediyoruz?