Uyarı: Carl Sagan’ın bu boyutlar anlatımı, evrene bakışınızı biraz değiştirebilir.
Carl Sagan, daha yüksek boyutları anlatmak için çok basit ama güçlü bir örnek kullanıyordu.
Önce iki boyutlu bir dünya hayal edin.
Bir kâğıdın üzerinde yaşayan, yalnızca sağ-sol ve ileri-geri yönlerini bilen bir canlı düşünün. Onun evreninde “yukarı” diye bir yön yoktur. Çünkü üçüncü boyutu hiçbir zaman deneyimlememiştir.
Şimdi üç boyutlu bir elmayı bu kâğıdın içinden geçirdiğimizi düşünelim.
Kâğıdın üzerindeki canlı elmanın tamamını göremez.
Önce hiçbir yerden ortaya çıkan küçük bir nokta görür.
Sonra bu nokta bir çembere dönüşür. Çember giderek büyür, ardından küçülür ve sonunda tamamen kaybolur.
Oysa elma hiçbir zaman yoktan var olmadı veya ortadan kaybolmadı.
Elma başından beri üç boyutlu ve bütündü. İki boyutlu canlı yalnızca kendi dünyasından geçen kesitlerini görebiliyordu.
Sagan’ın asıl çarpıcı hamlesi burada başlıyor:
Ya biz de aynı durumdaysak?
Biz üç uzamsal boyutu algılıyoruz: sağ-sol, ileri-geri ve yukarı-aşağı.
Eğer gerçekten daha yüksek uzamsal boyutlar varsa, bu boyutlarda hareket edebilen bir varlığın bizim dünyamızla etkileşimi bize son derece garip görünebilirdi.
Örneğin üç boyutlu biri, kâğıda çizilmiş kapalı bir karenin içindeki bir nesneye karenin çizgilerini geçmeden yukarıdan ulaşabilir.
Benzer şekilde, varsayımsal dört uzamsal boyutlu bir varlık da bizim kapalı olarak gördüğümüz bir hacmin içine, bizim üç boyutlu sınırlarımızı aşmak zorunda kalmadan erişebilirdi.
Bizim gözümüzde bu, bir nesnenin duvarlardan geçmesi ya da kapalı bir yerin içinden aniden çıkarılması gibi görünebilirdi.
Daha da ilginci, daha yüksek boyutlu bir gözlemcinin üç boyutlu bir insan bedenini algılama biçimidir.
Biz kapalı bir kutunun yalnızca dış yüzeyini görürüz. Ama kutuyu yukarıdan açarsak içini de görebiliriz.
Benzer bir geometrik düşünceyle, dört uzamsal boyuta erişebilen varsayımsal bir gözlemci, bizim “iç” ve “dış” diye ayırdığımız bölgeleri çok farklı algılayabilirdi.
Zamanı da eklediğinizde fikir daha da kafa karıştırıcı hale gelir.
Modern fizikte bir insanı yalnızca şu anki bedeni olarak değil, uzay-zaman boyunca uzanan bir “dünya çizgisi” olarak da tanımlayabiliriz.
Bu bakış açısında bebekliğiniz, bugünkü haliniz ve gelecekteki yaşlılığınız, uzay-zamanın farklı noktalarında bulunan aynı fiziksel hikâyenin parçalarıdır.
Ancak burada önemli bir ayrım var:
Bu geometrik benzetmeler, gerçekten 4D veya 5D varlıkların bulunduğunu kanıtlamaz.
Cinleri, hayaletleri, geleceği bilen varlıkları veya insanların anlattığı paranormal olayları da doğrulamaz.
Sadece şunu gösterir:
Bizim “imkânsız” olarak gördüğümüz bazı hareketler, daha yüksek boyutlu bir geometrinin içinde düşünüldüğünde matematiksel olarak farklı şekilde tarif edilebilir.
Carl Sagan’ın anlatımının etkileyici tarafı tam olarak buydu.
Belki de evreni algılama biçimimiz, evrenin tamamı değil.
Tıpkı kâğıdın üzerinde yaşayan bir canlının, üçüncü boyutu göremediği için onun var olmadığını düşünmesi gibi.
@aykiri Serbest kalır 23. yü yapar @TC_icisleri bak bu iş iyiye gitmiyor toplayın maden ocaklarında çalıştırın prangalarla güzel güzel evlatlara dadanmasınlar
@gusholderhaber@TC_icisleri suça sürüklenen o.çocuklarını ne ara toplayacaksınız.İstanbul'u yaşanılmaz hale getiren,ölüm korkusu yaşatan huzur bırakmayan bu mikropları toplayın!her yere kamera dron her ne haltsa teftiş edin.El Salvador doğru olanı yapıyor.