Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir.
Hud suresi/112. Ayet
Eduardo Galeano'nun tarihin, siyasetin ve gündelik hayatın içinde görünmezleşen kadınların hikayelerini kısa ve etkileyici anlatılarla bir araya getirdiği "Kadınlar" kitabını okudum. Juana de Arco'nun mücadelelerinden Rosa Luxemburg'un devrimci yaşamına, Rigoberta Menchu'nun mücadelesinden Eva Peron'a kadar pek çok farklı kadının hikayesini anlatıyor. Frida Kahlo, Marie Curie, Camille Claudel, Josephine Baker ve Alfonsina Storni gibi sanat ve bilim dünyasından kadınlara da yer veriyor.
Kitap yalnızca tanınmış kadınların hayatlarına odaklanmıyor, Paris Komünü'nde mücadele eden, Meksika Devrimi'ne katılan ve Patagonya'da işçileri bastıran askerlere hizmet etmeyi reddeden isimsiz kadınları da anlatıyor. Galeano'nun kısa anlatıları sayesinde tarihe farklı bir gözle bakmak, kadınların mücadelelerini ve çoğu zaman unutulan hayatlarını keşfetmek isteyenlere güzel bir okuma. @selyayincilik yayınlarından.
Richard Bernstein'ın ufuk açıcı kitabı "Spinoza'dan Freud'a: Doğanın İniş Çıkışları" bu ay içinde benim çevirimle piyasada yer alacak. Yazar sırasıyla Spinoza, Hüseyin, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche ve Freud'un doğa kavramlarını ele alıyor. Kaçırmayın derim.
Çatışmayı Bağa Dönüştürmenin 6 İlkesi
1. Yorumlama, gözlemle. “Saygısızsın” yerine “Sözümü kestin” de. Sadece olanı söylediğinde karşındaki savunmaya geçmez.
2. Duygunu sahiplen. “Beni sinirlendirdin” değil, “Öfkeliyim” de. Duyguyu adlandırmak gerilimi düşürür.
3. İhtiyacını bul. Her öfkenin altında karşılanmamış bir ihtiyaç vardır: saygı, güven, görülmek. Suçlamak yerine ihtiyacını söyle.
4. Talep etme, rica et. “Hayır” cevabını kabul edemiyorsan o rica değil talepdir ve talep direnç doğurur. Net ve yapılabilir bir istekte bulun.
5. Empatiyle dinle. Cevap hazırlamak yerine karşındakinin sözlerinin altındaki duyguyu duymaya çalış. Amaç haklı çıkmak değil, bağ kurmak.
6. Öfkeyle değil, dürüstlükle konuş. Anlık patlamalar kazanmış gibi hissettirir ama ilişkiyi kaybettirir. Dur, nefes al, gerçekten ne hissettiğini söyle.
Kısaca: Gözlemle → Hisset → İhtiyacını bul → Rica et.
Gündüz Vassaf’ın “Cehenneme Övgü” kitabında, gündüz vakti insanların nasıl görünmez bir tutsaklık yaşadığı anlatılır. Güneşin doğuşuyla birlikte herkesin üzerine belirli kimlikler yapışır. İşçi, patron, memur veya öğrenci gibi ünvanlar gün boyu davranışları sınırlar. Gece bastırdığında ise toplumsal hiyerarşiler silinir. Resmiyetin bittiği saatlerde toplumsal kimlikler hükmünü yitirir ve insan, üzerine giydirilen rollerden sıyrılarak kendi varlığıyla baş başa kalır.
İnsan, gün içinde başkalarının beklentilerini karşılamak için sürekli farklı yüzler takınır. Toplumun biçtiği rollere uyum sağlamak, zamanla asıl benliği gölgeler. Kişi, çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirirken çoğunlukla kendi iç sesini susturur. Asıl yorgunluk bedensel bir çabadan değil sürekli başkalarının kurallarına göre kurgulanmış bir yaşamı sürdürmekten kaynaklanır. Birey ancak kimsenin kendisini izlemediği anlarda, tüm sıfatlarından arınarak gerçekten kim olduğunu hatırlar.
Stoacılık yalnızca duygusuzluk ve bireysel bir güç arayışı mıdır, yoksa erdemli bir akılla tüm insanlığı kucaklayan pratik bir yaşam felsefesi mi? Dr. Tufan Kıymaz (@tfnkymz) ile gerçekleştirdiğimiz “Stoacılık Nedir Ne Değildir?” başlıklı konuşmada; Stoacılığa dair popüler yanılgılar eleştirilerek bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adaletten oluşan dört temel erdem ele alınırken; oikeiosis kavramı üzerinden şekillenen kozmopolitizm ve teoriyi eyleme döken pratik bilgelik anlayışı tartışmaya açılıyor.
https://t.co/vKNTQczpAX
''TÜRKİYE'NİN MANEVİ ÜÇ NÖBETÇİSİ VAR! BU ÜÇ ZAT VEYA ÜÇÜNDEN BİRİ BİR SAAT NÖBET YERİNİ TERK ETSE YERLİ YABANCI İSLAM DÜŞMANI KAFİRLERE TÜRKİYE TESLİM OLUVERİR'' AHMET İSLAMOĞLU HOCAEFENDİ
Montaigne, Denemeler eserinin "Alışkanlık" bölümünde, bir köylü kadının hikâyesini anlatır. Kadın, yeni doğan bir danayı kucağına alıp sevmeyi âdet edinir ve her gün kucağında taşır. Sonunda duruma öylesine alışır ki, dana büyüyüp koskoca öküz olduğunda bile kucağında taşımaya devam eder.
İnsan ilişkilerinde başlangıçta sıradan görünen tavizler, sürekli tekrarlandıkça katı kurallara dönüşür. Biri sınırlarınızı ilk kez ihlâl ettiğinde mesele basit görünür ve genellikle sessiz kalınır. Ancak eylem tekrarlandıkça mevcut durum karşı tarafın hakkı, sizin ise göreviniz hâline gelir. Başta kolayca reddedilebilecek basit talepler, zamanla mecburi bir düzene evrilir. Kişiyi asıl yıpratan şey âniden beliren sorunlar değil, vaktinde itiraz edilmediği için yavaşça büyüyen ve sonunda insana tamamen boyun eğdiren alışkanlıklardır.