28 yaşındayım ve 5 senedir habercilik yapıyorum.
Beni seversiniz, sevmezsiniz ama hiçbir karşılığı olmadan ve hiçbir parti gözetmeden milyonlarca insanın daha iyi bir ülkede yaşaması için elimden geleni yaptım.
Sizin güvende olmanız için hapse girdim, geri adım da atmadım. Sonrasında da haklı olduğum ortaya çıktı, işime devam ettim.
Küçük çocukların, kadınların, herbir vatandaşın hangi partiden olursa olsun iyiliği için uğraştım. Bir gün bile maddi destek istemedim.
Bu haberlerimden dolayı son 2 aydır çok ciddi şekilde tehdit edilmeye başlandım ve kendi evimden ayrılmak zorunda kaldım. Bunu paylaştığımda kimse aramadı bile, yanımda durmadı.
Aldığım risklere baktığımda toplumdan iftiralara uğradım ve kaçak gibi farklı şehirlerde yaşamaya başladım. Bunları utandığımdan da hiç anlatmadım.
Bu yaşımda uluslararası medya kuruluşlarına en fazla katılan Türk gazetecilerden biri oldum. Yaptığım haberler tüm gündemi değiştirdi, haber kanalları emeklerimi çaldı ama bir gün ödüle, tebrike bile laik görülmedim bu ülkede. Latin Amerika'da katıldığım kanallarda hiç benim kültürümde olmayan insanlardan daha fazla değer gördüm ama kendi ülkeme önem verdim.
Başarıları ödüle laik insanlara baktığımda ise hiçbir riske girmeden yaşayan insanlar olduğunu fark ettim. Hiçbir şey yapmadan korumalarla gezen gazetecilerle tanıştım.
Benim amacım kendimi övmek değil, kendimi çok iyi de görmüyorum ama yaşadığım hayat gerçekten artık çok kötü bir hale vardı. Zor zamanda yanıma baktığımda ise kimse yok ve belki bir köşede öldürülsem en fazla 1 hafta konuşulacak.
O nedenle uzun bir süre dönmemek üzere Türkiye'den tamamen taşınma kararı alıyorum. Türkiye'de hiçbir mahkemeden ceza almadım, hepsinden aklandım. Erdoğan'a karşı bile kazandım. Bir köşede öldürülmek istemediğim için bu kararı alıyorum.
Muhalif vekillerden geçinip kendine gazeteci diyen Halk Tv elemanlarından ve A Habercilerden olmadığım için bu yalnızlığı yaşıyorum. Pişman da değilim. Öyle değerli görüleceğime böyle yalnız kalırım. Bunları bilmelerine rağmen 1 tane siyasi, gazeteci, yetkili aramadı. Aramamaları umrumda değil ama sizler bilin istiyorum.
Yine de milyonlarca insanın dertlerini dile getirdiğim için mutluyum, buna devam edeceğim. Bugüne kadar da hiçbir zaman yanlış bir iş yapmadım. Eksikliklerim ve kırdıklarım oldu tabi ki, bunun için özür dilerim.
Bundan sonra yaptığım işe Türkiye'den devam etmeyeceğim. Destekleyen herkese teşekkür ederim. Haksızlık edenlere de hakkımı helal etmiyorum.
Kapıyı kapattı; bir koltuğa yığılır gibi oturdu; eliyle işaret ederek beni de oturttu. Çok yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu; bir sigara yaktı:
"Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum!” dedi.
“Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte! Bunda bizim günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. Büyük istidatlara mâlik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış.
Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı. İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki.
Münasebet düştükçe daima tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, feragat ve ihtisas sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesi. Bu itibarla evvela kafaları ve vicdanları köhne, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin. İşlerinin ehli, idealist ve enerjik insanlardan mürekkep, muntazam, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddi ve manevi her türlü istidat ve kaynaklarımızı faaliyete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacak. Başka çaremiz yoktur, ileri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır. Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, beşer takatinin üstünde gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?
Biraz durdu, gözleri dolmuştu; elleri hafifçe titriyordu, “Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de, gel!” dedi.
Anlamıştım; aşikâr bir hal alan heyecanını yenmek için yalnız kalmak, vakit kazanmak istiyordu. Kendisini ilk defa böyle bir halde görüyordum. Demek ki teşhisim doğru idi. Dışarıda birkaç dakika oyalandım; odaya döndüğüm zaman, epeyce sakinleşmişti, susuyordu. Getirilen kahveyi yavaş yavaş içti, sonra gözlerimin içine bakarak, her zamanki metin sesiyle konuştu:
“Her ne hal ise! Yeise değil, hatta ufak bir tereddüde dahi düşmeye mahal yoktur; halimizi bilmekle beraber cesaretimizi kaybetmemeli, ümit ve şevk içinde yolumuza devam etmeliyiz; er geç, fakat muhakkak gayemize varacağız. Hadi artık seni bırakayım; ben de hazırlanıp sofraya ineceğim.”
Salondan nasıl çıktığımı bilmiyorum; Çelik İradeli Adamın, velev beş, on dakikalık olsun, böyle bir sinir buhranı geçirmiş olması, beni çok sarsmıştı; günlerce bunun tesiri altında kalmıştım.
Hasan Rıza Soyak - Atatürk'ten Hatıralar, 389-390...
İktidar kaybettikçe sertleşen sertleştikçe daha çok kaybeden bir sarmala girmiştir. Buradan çıkış yoktur! Türkiye’yi yönetememektedir! Bizatihi iktidar ülkemizi felakete sürüklemektedir. Erken seçimden başka çıkış yoktur. Muhalefet yumuşama ve normalleşme saçmalığı ile yanlış yapmıştır ve çıkıp bunu mertçe açıklamalıdır. Mış gibi yaparak ve konfor alanlarını terk etmeden mücadele edilemez.