Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc
Kılıçdaroğlu'nun bugünkü rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından çok sayıda figüran tutuldu.
Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
https://t.co/qCEs8mB9ME
Gazeteci Ebru Çelik: Daha önce çalıştığı işyerinde uğradığı hak kaybı nedeniyle haberini yazdığımız bir kişinin attığı mesajla olaydan haberim oldu. Kılıçdaroğlu’nun rozet takacağı tören için 950 TL ücret verileceği yazılıyordu. Ben de kendimi figüranların arasına yazdırdım.
YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
I have been a journalist for 32 years and spent many of those years as a diplomatic correspondent. I have covered numerous NATO meetings and summits, including those held in Washington and Brussels.
Unfortunately, due to NATO’s accreditation restrictions, I will not be able to cover the NATO Summit taking place in my own city, Ankara.
This shame is yours Allison Hart @NATOpress .
Ramazan Gülten’in avukatı Enes Ermaner savunmasına başladı. Ermaner, “Savcılık iddianameyi 4 bin sayfa yapabilmek için sürekli aynı ifadeleri kopyalamış. Müvekkilimin adı eylemin hiçbir yerinde yok, sadece ceza istenen kısımda adı geçiyor" dedi.
Ermaner, "İşadamlarından biri 'Çaktım İmamoğlu'na çıktım' demiş. Mehmet İlhan Gülay da öyle yapmış. İfade verdikten bir gün sonra tahliye olmuş" ifadelerini kullandı. Ermaner ayrıca, eylemlerin hiçbirinde Ramazan Gülten'in adı geçmiyor. Adı geçmediği için biz buna savunma diyemeyiz" diye konuştu.
Tek bir tanığın bile müvekkilinin adını zikretmediğini, tek bir baz kaydı olmadığını söyleyen Ramazan Gülten’in avukatı Hazal Algan, savunmasını şu sözlerle bitirdi:
“Sayın heyet, ben bugün size yalnızca bir avukat olarak seslenmiyorum. Ben de babasını 3 yaşında kaybetmiş bir çocuk olarak sesleniyorum sizlere. Bir çocuğun hayatındaki en büyük eksikliğin ne olduğunu ben çok iyi biliyorum. Babanın gölgesinde büyüyememenin nasıl bir eksiklik olduğunu ben çok iyi biliyorum ama lütfen bu sözlerim yanlış anlaşılmasın. Ne ben, ne de bu salondaki hiçbir müdafi sizden merhamet istemiyoruz. Biz sadece hukukun gereğinin yapılmasını talep ediyoruz Sayın Başkan. Çünkü hukuk, nasıl ki Ramazan Gülten'e az önce anlattığımız şekilde davranmayı emrettiyse, bugün de o şekilde emrediyor.
Önümüzdeki pazar malum Babalar Günü. O günün Ramazan Gülten'in kızı için bir eksiklik ve özlem günü olmasına izin vermeyeceğinizi umuyorum. Bu Babalar Günü'nde babaların çocuklarına, çocukların da babalarına kavuşmasını arzu ediyorum. Bu salondaki annelerle babalar artık çocuklarına cezaevinden mektuplar yazmasın. Ramazan gibi cezaevinden masal kitapları yazmasınlar çocuklarına; geceleri başuçlarında masallar anlatsınlar istiyorum. Bu salondan adalet adına çocukların hayatlarına umut çıkmasını talep ediyorum Sayın Heyet. Açıkladığım sebeplerle öncelikle müvekkilimin tahliyesine, devamında da açıkladığım hususlar dahilinde tüm suçlardan beraatine karar verilmesini talep ediyorum.“
İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal, Maltepe’deki evinin önünden kaçırıldı. 14 saattir haber alınamıyor. Erhan Karaal dün akşam saat 21.00 sıralarında evinden çıktı ve arabasının yanına gitti. Ailesi ile bir ziyarete gideceklerdi ve aracın başında onları bekliyordu. Bu sırada yanında duran araçtan inen 3 kişi Erhan Karaal’ı kafasına vurarak darp etti ve geldikleri araca bindirdiler. Bir iddiaya göre; kafasına siyah çuval geçirdiler. Erhan Karaal’ın çocuğu ve bir komşusu kaçırıldığı anları gördü.
Eşi karakola giderek başvurdu. Erhan Karaal’ın aynı sokakta bulunan bir araçla aynı model, renk olan plakası kopyalanmış bir araçla kaçırıldığı tespit edildi. Arama çalışmaları devam ediyor.
Ramazan Gülten, imar ve şehircilik alanında yürütülen tüm işlemlerin; kanun ve yönetmeliklerden oluşan imar mevzuatına, teknik kriterlere ve imar planlarına bağlı olduğunu söyledi. Gülten, “Bu görev kişisel takdirle değil; ancak ve ancak hukuk, teknik raporlar ve yazılı düzenlemeler çerçevesinde yürütülür. Hepsinin temelinde ise ‘kamu yararı’ ilkesi bulunmaktadır. Ben de tüm meslek hayatım ve İBB‘deki görev sürem boyunca, tam da bu ilkelere bağlı kalarak imar mevzuatının gereklerini yerine getirdim” dedi.
Gülten, “Tarafıma yöneltilen isnadların; görev, yetki ve sorumluluk sınırlarım, idari hiyerarşi içerisindeki konumum ve şahsıma atfedilebilecek somut bir işlem, talimat, müdahale veya kişisel tasarruf ortaya konulamadığından hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıktır” diye devam etti.
Hayatının tamamını kamu hizmetine adamış bir şehir plancısı ve bürokrat olarak geçirdiğini, 7 ay ne ile suçlandığımı bilmediğini söyleyen Ramazan Gülten, “Tutuklanmama gerekçe gösterilen, beyana dayalı iddialar ne denli gerçeklikten uzaksa, bugün huzurunuzda sanık olarak bulunmama dayanak teşkil eden iddianamedeki iddialar da aynı ölçüde gerçeklikten uzaktır” dedi.
Gülten, devamında şunları söyledi:
“İdare hukukunun en temel ilkeleriyle bağdaşmayan; idari süreçler ve ceza hukuku bakımından da uyumsuz; maddi gerçek ve delillerle örtüşmeyen, tek bir somut delile dayanmayan; yalnızca sözde itirafçı ve diğer beyanlarla ayakta tutulmaya çalışılan iddialardan ibarettir. Bu itirafçı beyanlarının uydurma ve hayal ürünü olduğu, peşin cezalandırmadan kaçınmak amacıyla verildiği zamanla ortaya çıkmakta ve bizzat itirafçılar tarafından geri çekilmektedir.
Herhangi bir suç işlemediğim gibi; cevaplayamayacağım tek bir soru, hesap veremeyeceğim tek bir işlem, açıklayamayacağım tek bir karar ya da imza da yoktur. Burada asıl acı olan, hayatım boyunca titizlikle koruduğum kamu görevlisi kimliğimi ve mesleki itibarımın, bu gerçek dışı iddialarla yan yana getirilerek kirletilmeye çalışılmasıdır.”
Üsküdar sahilindeki kaçak kafelerin sahipleri tarafından saldırıya uğrayan Ramazan Gülten, “Kaçak yapının yıkımını engellemek amacıyla 10 gün boyunca 2 TOMA ve 8 otobüs çevik kuvvet bölgede nöbet tuttu. Tüm bu engellemelere rağmen söz konusu yapı nihayetinde büyük olaylarla yıkıldı” dedi.
Gülten, şunları anlattı:
“Üsküdar Salacak Sahili’nde, halk oylamasıyla belirlenen projenin uygulanmasının önünde engel teşkil eden ve kamusal alanı işgal ederek ticari faaliyet yürüten 12 yapıyı tespit ettik. Bu yapılardan 8 tanesinin yıkımını 2 yıllık süreçte gerçekleştirdik. 9. yapının yıkımı sırasında ise, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından gece saat 02.00’de, yıkıma engel olunması yönünde emniyete, yıkım yapanlar hakkında işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı gönderildi. Kaçak yapının yıkımını engellemek amacıyla 10 gün boyunca 2 TOMA ve 8 otobüs çevik kuvvet bölgede nöbet tuttu. Tüm bu engellemelere rağmen söz konusu yapı nihayetinde büyük olaylarla yıkıldı.
10. yapının yıkımı sırasında, gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradım; linç edilmek istendim ve ciddi şekilde yaralandım. Kalan 2 kaçak yapıya ilişkin yıkım süreci ise halen Danıştay’da devam etmektedir. Kamu düzenini ve kamusal alanları korumaya çalışırken bana yönelik gerçekleştirilen bu fiili saldırıya ilişkin yargılama 3 yıldır sürüyor, bugüne kadar hiç kimse 1 haftadan fazla tutuklu kalmamıştır. Buna karşılık bugün ben, ismimin dahi açıkça zikredilmediği, soyut beyanlara dayalı isnatlar nedeniyle 14 aydır özgürlüğümden yoksun bırakılmış bulunuyorum.
Yalnızca hukuktan yana durduğu için hedef alınan, bu nedenle fiili saldırıya uğrayan ve maruz kaldığı saldırıya ilişkin yargılaması 3 yıldır sonuçlandırılmamış bir kamu görevlisinin; bugün suç örgütüne üye olmak, kamu görevini kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak ve menfaat temin etmek gibi son derece ağır suçlamalarla yargılanıyor olması, adalet duygusunu derinden zedelemektedir.”
Ramazan Gülten, İstanbul’daki AKP döneminde imar planları değiştirilerek yapılan "rant projelerini" anlattı.
Hakim araya girdi, "Bunları neden bana anlatıyorsun. Tüm İstanbul'un imar durumunu anlatmayacaksın herhalde” dedi. Gülten, “Anlatıyorum, devam edeceğim” dedi. Duruşmaya, yarın devam edilmek üzere ara verildi.
Tutuklu eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, "80 milyarlık rantı anlattı burada, biz tutukluyuz" diyerek tepki gösterdi. Ekrem İmamoğlu, “Ramazan’ın anlattıklarını tüm Türkiye’ye anlatın” dedi.
3 GÜNDÜR AÇLIK GREVİNDE OLAN ARKADAŞLARIMIZ YERALTINDAN ÇIKTILAR!
Tek bir madenciyi geride bırakmayacağız dedik. BIRAKMADIK!
Hakkımızı patronlara yedirmeyeceğiz dedik. YEDİRMEDİK!
Copla, gözaltıyla, tehditle, kurşunla bizi yıldırmaya çalıştılar. Ailelerimizle birlikte direndik. VAZGEÇMEDİK!
1200 metre yer altında da, yer üstünde de direndik.
Zafer direnen madencinindir! Zafer bizimdir!
Cumhuriyet gazetesi olarak ortaya çıkardığımız Konya’daki yurt skandalı olayında içimizi bir nebze rahatlatacak bir haber verelim.
Çocuğa vicdansızca saldıran M.G tutuklandı.
İşte bağımsız medya bu yüzden ekmek gibi su gibi önemli.
Bu olay haber olmasaydı M.G çocuklara saldırmaya devam edebilirdi.
Madenciler, yerin 1200 metre altında açlık grevinde.
Bulundukları noktadaki internet ve yukarıyla iletişim kurdukları telefon Holding tarafından kesildi.
🎥 (Halk TV)
Kimlik bilgilerimi isteyen jandarmanın bana ve madencilere anlattığına göre, Kiremitçiler şikayetçi olmuş, savcılık da soruşturma başlatmış.
Nedeni ise yukarıyla bütün iletişimini kestiği, yerin 1200 metre altında açlık grevinde olan madencilerin yanına inip onların sesini yukarı taşımamız.
Bilmiyorlarsa öğretelim yapmış olduğumuz gazeteciliktir ve gazetecilik suç değildir. Yukarıya duyurmaya çalıştıkları ses olduk, o kadar!