SON DAKİKA | Tanju Özcan, CHP’den istifa ettiğini açıkladı:
“İşbirlikçi kayyum ve çetesi beni YDK'ya sevk etmiş. Ben, atanmış kayyumun sözde YDK'sına savunma vermem. Gelinen noktada, siyasi cunta işgali bitinceye kadar CHP üyeliğinden istifa ediyorum.”
Özgür Özel'den Muharrem İnce'ye cevap: Butlan yöntemiyle gelmiş genel başkan, eğer partiyi hızla kurultaya götürmek dışında başka bir plan veya başka bir program dayatıyorsa bunu meşrulaştıramazsınız.
"Muharrem Başkan'ın ben bazı siyaset okumalarını beğenirim. Ama bazı siyaset okumalarında da çelişirim. Butlan yöntemiyle gelmiş genel başkan, eğer partiyi hızla kurultaya götürmek dışında başka bir plan veya başka bir program dayatıyorsa bunu meşrulaştıramazsınız.
Yani benim durumum o. Şu kadarını söyleyeyim. Ben Muharrem Başkan'ın bu söylediğini Kemal Bey'e teklif ettim. Nasıl teklif ettim?
Dedim ki eğer kürsüye çıkıp şu tarihte kurultay yapıyoruz diyecekse ben grup toplantıma giderim, toplantımı açarım. Arkadaşlar, parti büyük bir krizin içinde. Ülke büyük bir felakete sürükleniyor ancak bu soruna bir çözüm bulunuyor. Şimdi hepimiz bu kapıdan benim peşimden gelin, çıkıyoruz ve salonu Kemal Bey'e bırakıyoruz ve arkadaşlarına bırakıyoruz. O da bu kürsüden tarihi bir açıklama yapacak, kurultay tarihini belirtecek ve sorun çözülecek. Sonra da kendisini çay içmeye davet ediyorum derim dedim ve bu haberi yolladık.
Ama kurultay tarihi açıklamayı ve bir an önce kurultay yapmayı kabul etmedikleri için bu uzlaşma olmadı. Muharrem Bey'in söylediğini söyledikten sonra, atanmış bir genel başkan olarak partiyi yönetmeye devam etme kararlılığı, ona benim elimde bir meşruiyet veriyor, bu olacak iş değil. Ama deseydi ki tamam ben çıkıp kurultayı ilan ediyorum.
Ben bu teklifte bulundum zaten. O yüzden bir yanlış, hani bu vakitten sonra veya o aşamada bizim kendisini kürsüye davet etmemiz çok yanlış olurdu. FETÖ'cüler meselesinde mağdur benim. 2011 yılından beri partinin verdiği Balyoz, Ergenekon meselelerindeki mücadele, 15 Temmuz darbesine karşı mücadele, yani tabii bu mevzular olduğunda FETÖ'cüler veya işte geçmişte FETÖ'yle irtibatla iltisaklı olan birtakım hesaplar, bilmem neler, ortalık karışınca kendiliklerinden aktive oluyorlar.
Hani onlar her iki tarafa da olumsuz şey de yazabilirler. Ama ben bu FETÖ konusunda mağdurum. Kemal Bey'in benim hakkımda kullandığı ifadeler çok kırıcıydı, bayramlaşma diye parti bahçesindeki konuşmada söylediği sözleri düşünsünler. Ben onları Muharrem Bey'in söylediklerini kendi üstüme alınmadım, herhalde Kemal Bey’e söylüyor."
(T24)
Bugün vatandaşlık hakkımı kullanarak Ankara CBS’ye suç duyurusunda bulundum.
Kemal Kılıçdaroğlu, Berhan Şimşek, Müslim Sarı, Ahmet Uyanık, Hasan E. Uyar, Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş hk.; TCK 309 ve siyasi parti faaliyetlerinin engellenmesi dahil sair soruşturma talep ettim.
İstifalarla Parti meclisi düşüyor kurultay olmaz, 1000 delege imza topluyor kurultay olmaz.
Tedbir kararı var, Yargıtay kararı netleşmeden kurultay yapılamazmış.
Adam mabadından hiçbir yazılı metin olmadan hukuk uyduruyor.
Ahlaksız ahlakçılar bu haliyle insan içine çıkamaz.
Özgür Özel'den şok iddia:
"Bizim suçumuz; seçim kazanıp AKP'ye tehdit oluşturmak, ABD ve İsrail'in bölgede planladığı düzene ve nizama uyum gösterecek makul bir aktör olmayı reddetmek."
🚨SON DAKİKA | ÖZGÜR ÖZEL’DEN HARİKA BİR HAMLE!
Seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’e bağlı 28 Parti Meclisi üyesi istifa etti!
Parti Meclisi’nin yarıdan fazlası istifa ettiği için tüzük uyarınca Kayyum Kemal Kılıçdaroğlu 45 GÜN İÇİN kurultay yapmak ZORUNDA!
Buradan şunu anlamış oluyoruz, eğer kurultay kararı alınmazsa YENİ BİR PARTİ kurulacak!
Kayyum Kemal Kılıçdaroğlu hakkında da Anayasa ve yasaları ihlalden SUÇ DUYURUSUNDA bulunulacak!
Akıllıca ve mantıklı bir hamle!
#SONDAKİKA | Özgür Özel’in İletişim ekibi:
• CHP’de 'mutlak butlan' kararıyla göreve dönen 57 Parti Meclisi üyesinden 28’i istifa etti.
• Parti Tüzüğü'ne göre, Parti Meclisi üye sayısının, üye tam sayısının üçte ikisinin altına düşmesi durumunda 45 gün içinde kurultaya gidilmesi zorunludur.
1/ I’m deeply moved by the case of Fatoş Pınar Türker, one defendant in the farcical #İBBdavasi designed to politically destroy @ekrem_imamoglu. I’m equally horrified by the thought of how many other women, unknown to the public, may have endured a similar horrible experience.
İstanbul Emniyeti suç işlemeye devam ediyor.
Fatoş Pınar’ın iddialarının gerçeği yansıtmadığını bu kadar kısa sürede nasıl tespit ettiniz?
Disiplin soruşturması açtınız mı?
Soruşturmacı görevlendirdiniz mi?
Bu açıklama, suçu gizleme açıklamasıdır. Bu da suçtur.
Çıplak arama sıradan bir prosedür değildir. Gözaltına alındığınızda polisler sizden iç çamaşırınızı çıkarmanızı isterse çıkarmayın. Ayrıca “otur/kalk” deriz biz, yapmayın. Bu muamele işkence kapsamındadır, insan onuruna aykırıdır. Amacı yüzde yüz aşağılamaktır.
Ne yazık Saraçhane’deki genç kadınlardan da dinledim bu iddiaları. Toplu şikayet yapacaktık fakat korktukları ve utandıkları için geri durdular. Zaten hemen hepsi bu kötü muameleyi sıradan bir emniyet prosedürü sanmışlar. Bu konuda kimseyi yargılayamayız fakat korkmayın, utanmayın. Başınıza böyle bir şey gelirse şikayet edin, ceza alıyorlar. Bizler geri durdukça bu aşağılayıcı uygulama devam eder.
Bu arada maalesef bazı meslektaşlar da bu işkenceye maruz kalan müvekkillerini “Aman konuşma, boşver, başımıza dert almayalım, bak tahliye etmezler” vs. diyerek sessiz kalmaya itiyorlar. Bunun hiçbir faydası olmadığı gibi şiddet sustukça büyür unutmayın. Özellikle temel hak ve özgürlüklerinize sahip çıkın.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’dan Butlan Kılıçdaroğlu’na:
“Dün diyor ya, ‘Ben sizi asla utandırmayacağım.’
Bundan daha fazla bizi utandıramazsın zaten. En üst limittesin. Bari burada kal.”
Düşünsenize, kendi kadınlarının saç telinin gözükmesine karşı çıkıyorlar ama başka mahallenin kadınlarının çırılçıplak soyunduulup cinsel organlarının içine kadar arıyorlar. Fatoş Hanım’ı tebrik ederim! Utanmamış yaşadığı her şeyi anlatmış, utanması gereken bunu ona yapanlar!
Ekrem İmamoğlu'ndan Kılıçdaroğlu çıkışı:
"Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker mahkemede, uğradığı şantajı, işkence ve taciz gibi zorbalıkları anlattı.
Yargıyı yerle bir eden bu zihniyetin peşinden koşan ve ‘arınma’ ifadesini dilinden düşürmeyen, pankartlar asan ‘saray kayyumu’ da bu vahim ifadeleri derhal okusun!"
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, İBB davasında savunma yapıyor:
"Tutuklanıp cezaevine girdiğimde ertesi gün mazgal açıldı, gardiyan bana 'SEGBİS' dedi.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyordum. Bana 'mahkeme' dedi.
'Ben dün mahkemeye' çıktım dedim. Ekran açıldı ama mahkeme salonuna benzemiyordu.
Bir ofisti orası kırmızı kahve makinasından tanıdım savcı karşımdaydı.
Savcı bana 'ya Fatoş ben sana ne dedim. Böyle çocuklarından ayrı kalırsın. Reşit değiller değil mi? Şimdi sosyal hizmetler de alır' dedi.
Sonra mal varlığımı sordu. 'Ya bana gelirsin konuşursun ya da malvarlığını da elinden alırım' dedi."
(Kayhan Ayhan)
Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını canlı izledim. Sonra videoda tekrar dinledim. Terörsüz Türkiye süreci ve dış politika ile ilgili sözlerinin anlamı şu:
-Terörsüz Türkiye süreci kayıtsız şartsız desteklenecek,
-Anayasa değilikliğine “evet” denilecek,
-Atatürk’ün “ulus devlet” yapısı yerine Osmanlı millet sistemi savunulacak.
-Bunlar, ABD’nin hedefi. Lozan’ı bir türlü hazmedemeyenlerin hedefleri. Ve Türkiye’yi parçalar.
--“Butlan vakası” sanıldığı gibi sadece koltuk/makam olayı değil, çok ötesinde stratejik hedefi var.
Kılıçdaroğlu’nun konuşması, “100 yıldır devlet olmamız engellendi” diyenlerle, “Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyenlerin hedefleriyle örtüşüyor.
-SORU: Bu konuşmayı kim hazırladı? Açıklanmalı.