“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl”
(Bu hesap Seyda ABDULĞANİ EL-ARİNCİ'nin talebeleri tarafından yönetilmektedir.) 🇹🇷
Ateş kusar gökler bugün, taşlar kanar Gazze’de.
Mazlumun ahı yükselir, arş titrer Gazze’de.
Geçer elbet bu kara gün, kalmaz zulmün izi de.
Zafer bir gün yazılır: Kazanan Gazze’dir Hakk’ın izniyle.
#FreePalestine#GazzeyiUnutma
Elhamdülillah, Yusuf Ziya Hoca serbest kalması bizleri sevindirdi. Hak er ya da geç ortaya çıkar. İftiralarla, karalamalarla gerçekler örtülemez. Rabbimiz mazlumların yardımcısı olsun.
#elhamdülilah#YusufZiyaHocayaAdalet
Bir mazlumun gasp edilen hakkı, her türlü ideolojik tartışmanın üzerinde bir değere sahiptir. Gerçek hukuk anlayışı; kim olduğuna bakmadan, en zayıfın hakkını en güçlüye karşı savunabilmektir. Adalet, ancak herkes için olduğunda anlam kazanır.
#YusufZiyaHocayaAdalet
Bir mazlumun gasp edilen hakkı, her türlü ideolojik tartışmanın üzerinde bir değere sahiptir. Gerçek hukuk anlayışı; kim olduğuna bakmadan, en zayıfın hakkını en güçlüye karşı savunabilmektir. Adalet, ancak herkes için olduğunda anlam kazanır.
#YusufZiyaHocayaAdalet
"ينبغي للإنسان إذا أصيب ولو بشوكة، فليتذكر الاحتساب من الله على هذه المصيبة."
"İnsana, bir diken batsa bile başına gelen bu musibetten dolayı
Allah'tanﷻ sevap beklemeyi hatırlaması gerekir."
Cumanın hayrı ve bereketi üzerinize olsun. 🤲🌹
İkinci bölümdeki valf, ürünün üçüncü bölmeye geçişini büyük ölçüde sınırlar; yalnızca zorunlu hâllerde çok az bir miktarın geçişine izin verilir. Üçüncü bölüm ise arının iç organlarını barındırır; arı, uçuşu sırasında bu sınırlı miktarla beslenerek yolculuğunu sürdürür.
Arıda üç işlevsel karın bölümü olduğu tespit edilmiştir: Toplanan nektar önce birinci bölümde depolanır, ardından bir valf aracılığıyla ikinci bölmeye geçer ve burada enzimatik süreçlerle bala dönüştürülür.
"İman, yetmiş (veya altmış) küsur şubedir.
En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür,🌹
en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır.
Haya da imandan bir şubedir."❤️
(Buhârî, “Îmân”, 3; Müslim, “Îmân”, 57, 58)
"Her gün, ömürleri azalmasına rağmen malları arttığından dolayı sevinen ahmaklar gibi olma.
Mal artıyor; ancak ömür azalıyor.
Bunun neresinde hayır var?
İlmin ve amelin artması dışında bir şeye sevinme."
(İmam Gazâlî)
Bir gün herkes;
- Allah'ın yolu dışındaki tüm yolların çıkmaz sokak olduğunu,
- Kalbin ancak iman ile aydınlanacağını,
Ruhun ancak Rabbine kulluk ile huzura ereceğini,
- Günahın geçici lezzetinin sonunda pişmanlığa dönüşeceğini kavrayacak.
Can tende iken kavrayana ne mutlu❗
قال سفيان الثوري رحمه الله:
"يأتي على الناس زمان تموت القلوب، وتحيى
الأبدان".
Süfyân es-Sevrî (Rah.a) şöyle demiştir:
“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, bedenler yaşayacak; kalpler ise ölecektir.”
Rabbim kalbimizi Diri eylesin 🤲
RAMAZANA SON 1 GÜNÜMÜZ KALDI.
YARIN AKŞAM İLK TERAVİH NAMAZINI KILACAĞIZ. RAMAZAN BOYUNCA HERGÜN TERAVİHİN FAZİLETİNİ PAYLAŞACAĞIZ.👇
1.gece teravih namazını kılanın: Bütün günahları bağışlanır. Annesinden doğduğu gündeki gibi günahlarından arınır.
O GÜNÜ HATIRLIYOR MUSUN?
Doğduğunuz günü hatırlıyor musunuz? Hani çok ağlıyordunuz, fakat anneniz ve yakınlarınız gülümsüyordu. İnsanın gözlerini dünyaya açtığı ilk an. Yoksa bu kadar özel bir anı hatırlamıyor musunuz? Belki de bu bize bir hakikati fısıldıyor. İnsana en derin izleri bırakan anlar bile zamanla siliniyorsa, dünya dediğimiz şey ne kadar kalıcı olabilir ki?
En mutlu olduğumuz zamanlar veya kederli anlarımız... Hangisi ebedi? Bize kalacak olan sadece tercihlerimizin sonuçlarıdır. Bu hayat, rüyada eline diken batması gibi geçici bir acıdan ibarettir. İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar.
Sıkıntıların için endişe etme! Dert de fanidir, sevinç de. Hepsi geçer. Zaman unutturur pek çok şeyi. Ama Allah için atılan adım, dökülen gözyaşı ve verilen emek silinmez.
Cumanın hayrı ve bereketi üzerinize olsun. Dua eder dua bekleriz 🤲🌹
Kimi çıkıyor şeriata dil uzatıyor, kimi içki masasında selâyı alaya alıyor. İnsanın içi acıyor. Bu sözler sadece bir inanca değil, bu milletin hafızasına, duasına, değerine söyleniyor. Ezanın yankılandığı, selânın omuz verdiği bu topraklarda kutsalla dalga geçmeyi “özgürlük” sanan bir pervasızlıkla karşı karşıyayız.
Asıl yoran da bu zaten: Alışmamız bekleniyor. Görmezden gelmemiz, susmamız, normalleştirmemiz… Oysa burada susmak erdem değil; susmak yanlışa alan açmaktır. Bugün alay edilen selâ olur, yarın ezan olur, sonra Allah’ın dininin kendisi hedef alınır.
Biz kim olduğuna bakmayız; adı, makamı, tarafı ne olursa olsun. Yanlış yanlıştır. Hakka dil uzatıldığında hakkı söylemekten geri durmayız. Bu bir öfke meselesi değil, bir duruş meselesidir.
Ve bilinmeli ki: Nerede olursa olsun, kimden gelirse gelsin, şeriata yani Allah’ın dinine sahip çıkacağız. Çünkü bu din sahipsiz değil. İnançla alay edenler büyümez, küçülür; hakka sahip çıkanlar kaybetmez, iz bırakır. Biz bıktık susmaktan. Kim olursa olsun, hak neredeyse orada durmaya devam edeceğiz.
-Şeyh Seyda ABDULĞANİ EL-ARİNCİ
Ey insanlar! Sizden önceki toplumlar türlü günahlar işlemeleri sebebiyle helâk olmuşlardı. İlim sahipleri ve fakihleri onları kötülük işlemekten alıkoymadığı için Allah onların üzerine çeşitli azaplar indirdi. İyi dinleyin! Onlara inen belâ size de inmeden mârufu emredin, münkeri yasaklayın. (Böyle yaparsam başıma bir kötülük gelir, diye endişe etmeyin.) Mârufu emredip münkeri yasaklamak ne rızkı keser, ne de ölümü yaklaştırır.
| Hz. Ali (r.a)
biz âhir zamanda hazreti ebubekir (رضي الله عنه) edâsıyla sesleniyoruz miraç’a;
“O ﷺ söylediyse doğrudur.”
Cumanın hayrı ve bereketi üzerinize olsun. Dua eder dua bekleriz 🤲🌹
﴿وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولٰئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ﴾
“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”
(Mâide, 5/44)
BU AYETİ NASIL ANLAMALIYIZ?
Mâide sûresinin 44. âyeti, “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” buyruğuyla, ilâhî hükmün bilinçli biçimde terk edilmesinin ne kadar ağır bir suç olduğunu bildirir. Bu âyetin iniş sebebi Medine’deki Yahudilerle ilgilidir. Tevrat’ta zina eden evli kimseler için recm cezası bulunduğu hâlde, Yahudiler kendi içlerinden itibarlı bir kişi bu suçu işlediğinde bu hükmü uygulamak istememiş, cezayı hafifletmeye çalışmışlardır. Bunun üzerine meseleyi Hz. Peygamber’e getirerek daha yumuşak bir hüküm çıkmasını ummuşlardır. Ancak Hz. Peygamber Tevrat’ı getirterek gizlenen ayeti ortaya çıkarmış ve Allah’ın hükmünü aynen uygulamıştır. İşte bu tavırları sebebiyle Mâide sûresinin 44, 45 ve 47. âyetleri nazil olmuş; Allah’ın indirdiği hükmü bilip de onu değiştirenlerin veya gizleyenlerin büyük bir sapma içinde oldukları bildirilmiştir.
Âyetin iniş sebebi Yahudiler olsa da mesajı sadece onlarla sınırlı değildir. Kur’an ilimlerinde kabul edilen temel bir kaideye göre, sebep özel olsa bile hüküm geneldir. Bu sebeple Allah’ın hükmünü bilerek terk etme, onu geçersiz görme veya beşerî hükümleri ilâhî hükmün önüne geçirme fiili, kim tarafından yapılırsa yapılsın aynı tehdidin kapsamına girer.
Ehl-i Sünnet âlimleri bu âyeti itikad merkezli bir ölçüyle anlamışlardır. Eğer bir kimse Allah’ın hükmünü inkâr eder, onu adil bulmaz veya çağ dışı görürse bu tutum kişiyi dinden çıkaran büyük küfür sayılır. Ancak bir Müslüman Allah’ın hükmünün hak olduğuna inanmakla birlikte hevâsına uyarak, menfaat, korku veya zayıflık sebebiyle onunla amel etmezse, bu durum küfür değil büyük bir günahtır. Sahabeden Abdullah b. Abbas’ın “Bu, dinden çıkaran küfür değildir; küfrün altında bir küfürdür” sözü, Ehl-i Sünnet anlayışının temel dayanaklarından biridir.
Bu âyet Müslümanları iki aşırı uçtan sakındırır. Bir yandan, Allah’ın hükümlerini önemsiz gören, onları çağın dışında sayan anlayışı reddeder; diğer yandan, her hatayı küfür sayarak insanları tekfir eden Haricî zihniyeti de kabul etmez. Müslümandan istenen, Allah’ın indirdiği hükmü kalben tasdik etmek, onu üstün ve adil kabul etmek ve hayatın her alanında bu bilinci korumaktır. Yönetim, adalet, aile, ticaret ve sosyal ilişkilerde ilâhî ölçüleri hafife almak büyük bir tehlikedir; fakat günah işleyen her Müslümanı da dinden çıkmış saymak Ehl-i Sünnet’e göre doğru değildir.