Bir terapist olarak söyleyebilirim ki; İnsanların zihinlerini okumaya çalışmayı, davranışlarına anlamlar yüklemeyi bırak. Başkalarının düşüncelerini ve duygularını yönetmeye çalışmayı bırak. Sana söyleyecek bir şeyleri varsa söylerler, yoksa bu onların sorumluluğudur, senin değil. Aşırı düşünmek mutluluğu öldürür…
Havaalanında bir bebiş annesiyle babasına küstü bavulunu aldı ters yöne doğru gidiyordu annesi de arkasından gitme konuşarak halledebiliriz dedi çok komik bir aileler bayıldım
sadece sen öldükten sonraki gün değil, sen kırıldığında da hayat böyle. senin içinden hiçbir şey yapmak gelmezken de sabah oluyor, sen dağıldığını hissederken de insanlar normal hayatlarına devam ediyor. dünya, kimsenin acısına göre yavaşlamıyor. zaman, kimse hazır olana kadar beklemiyor. ve insan bunu fark ettiği an büyüyor.
8- Sonunu görmek zor değildi.
Ben bir şey uydurmadım. Sadece gördüklerimi ciddiye aldım.
Senin “aşk�� dediğin yerde ben eksikleri fark ettim.
Senin görmezden geldiklerin zamanla büyüdü… ve sonuç ortada.
En sonunda bana şunu söyledi:
“Doğru insan seni hiç üzmeyecek biri değildir… seni yormayacak olandır.”
7- Senin halin değişmişti.
Onunlayken daha huzurlu olmanı beklerdim.
Ama seni daha gergin, daha hassas gördüm.
Doğru insan seni tüketmez… seni rahatlatır.
6- Evliliğin yükünü değil, süsünü seviyordu.
Düğün, planlar, heyecan… bunlar hoşuna gidiyordu.
Ama ben işin sorumluluk kısmına baktım.
Evlilik sadece güzel anlardan ibaret değildir. Sabır ister, emek ister, fedakârlık ister.
Ben onun bu yükü taşıyacak olgunlukta olmadığını hissettim.
5- Ego, sevgiden daha öndeydi.
Geri adım atmakta zorlanıyordu. Özür dilemek onun için zordu.
Sen bunu “gurur” sandın.
Ben ise bunun ileride seni yoracağını gördüm. Çünkü ego varsa, uzlaşma olmaz.
4- Sorun çözmek yerine büyütüyordu.
Bazı insanlar tartışır ve çözüm arar.
Bazıları ise tartışmayı kazanmak ister.
O, haklı çıkmaya odaklıydı. Sakinleşmek yerine yükseliyordu.
Şunu unutma: Evlilikte “ben kazandım” diye bir şey yoktur. Ya birlikte kazanırsın ya birlikte kaybedersin.