İnsanoğlu bazen gerçeği olduğu yerde değil, kendini rahat hissettiği yerde çözüm arar. Kendini oyalar oysa… Sorunun kaynağıyla yüzleşmek yerine, konfor alanının aydınlığında oyalanır. Oysa kaybolan anahtar nerede düştüyse, onu ancak orada bulabiliriz.
Nasreddin Hoca bir gün sokak lambasının altında bir şeyler arıyormuş.
Yoldan geçenler:
— Hoca, ne arıyorsun? Yardım edelim, demiş.
— Anahtarımı kaybettim, onu arıyorum, demiş Hoca.
Bir süre birlikte aradıktan sonra sormuşlar:
— Peki Hoca, anahtarı tam olarak nerede kaybettin?
— Kömürlükte, demiş.
Şaşırmışlar!
— İyi ama kömürlükte kaybettiysen neden burada arıyorsun?
Hoca da:
— Orası çok karanlık, burası daha aydınlık da ondan…
Bu fıkra tam Nasreddin Hoca’lık… Yalnızca bir mizah değil, insan tabiatına dair güçlü bir hatırlatmadır.
Bizde hayat yaşanmak için değil, sergilenmek için kurgulanıyor. Kendi değerini başkasının bakışına emanet eden, ömür boyu o bakışın esiri kalır. En büyük lüks, başkası yokken de kendine özen göstermektir. Sen, başkası izlemiyorken kimsin?