Kimse kimseyi çekemiyor. Birinin boyu ondan biraz fazla uzasa, bunu asla hazmedemiyor. Tevazuymuş vefaymış hak getire. Hayretle izliyorum bazen. Ya insanlar seni alkışlasa ne olur alkışlamasa ne olur! Bu içindeki -ben arzusu ben hırsı var ya, seni iki cihanda da rezil eder.
İnsan geçmişte yaptığı seçimleri bugünün bilgisiyle değerlendirdiğinde kendisine haksızlık edebilir.
Oysa geçmişteki “sen”, bugünkü bilgiye sahip değildi.
Bu nedenle pişmanlıktan öğrenmek başka şeydir; geçmişteki kendini sürekli yargılamak başka.
Geçmişi değiştiremeyiz. Olgunluk, geçmişle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmektir.
benim tek mücadelem kendimle. daha çok öğrenmek, farkına varmak, gelişmek ve sevdiklerimle hayatı dolu dolu yaşamak için çabalıyorum. biliyorum ki başkasına zarar vermek, birileriyle yarışmak ya da rakip görmek aslında beni hiçbir yere götürmez.
insanın dünyada bıraktığı en kıymetli iz, sahip oldukları değil, dokunduğu hâllerdir. birinin yüzünde güzel bir hatıra, birinin kalbinde temiz bir duygu, birinin hafızasında güzel bir iz olabilmek. gerisi, ömrün ardından burada kalıp gidecek.
insan ömründe bir kere olsun acele etmeden, koşturmadan, geç kaldım telaşı taşımadan bir yere varabilir mi? yoksa hep yetişmeye çalışarak mı geçer hayat?
yol gidilir; kimi zaman isteyerek, kimi zaman mecburen. yorularak da olsa, durup dinlenerek de olsa insan sonunda yine yürür. çünkü yol, üzerinde düşünmekle değil; adım atmakla aşılır.
‘saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır.’ der tanpınar. aslında akıp giden günler değil, kendi sessiz ömrümüzdür. insan kalbiyle ayarlar kendi zamanını, bu yüzden bazen bir an koca bir asır gibi genişler, bazen de koskoca bir ömür bir iç çekişe sığar.
hayatı bütün zorluklara rağmen yaşanır kılan; her şeyin Allah’ın iradesinde olduğunu bilmek ve yarını göremeyişimizdir. isteklerimiz gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, asıl güç bu hakikati kalbinde taşıyabilmektir.