Bisikletle yolculuk yaparken karşılaştığım insanların şaşkın bakışlarına tanık oluyorum. Hayret ediyorlar. Bisikletle yolculuk yapmak; deve, at ve eşekle yolculuk yapmak gibi bir şey...😏
26 Ağustos'ta hattımı @TurkTelekom'a taşıdım.Görevli arkadaş yanlış tarifeyi seçmiş. O gün bugündür istediğim tarifeye geçemedim. Müşteri hizmetlerini arıyorum bir şey yapamayız diyorlar. Hatalı işlemi yapan görevliyi arıyorum beni oyalıyor. Ne yapmam gerekiyor?
Bitmeyen rampalar, güneşin kavurucu sıcaklığı ve aşırı susuzluk, Ereğli-Zonguldak arası bisiklet yolculuğumda karşılaştığım en büyük zorluklar değildi. Aksine karşı karşıya kaldığım en büyük zorluk, bu yolu tamamlama azim ve kararlılığını kaybetmemekti.
Sabah saat 04.45'te pedallamaya başladım. Güneşin doğuşuna tanıklık ettim. Fırından en taze simidi ben aldım. Kapılarını henüz açmış marketten alışveriş yaptım. Yoldan geçen insanlara selam verip gülümsedim. Sislerin içinden geçtim. Sabah melteminde huzurlu bir yolculuk yaptım.
Bisikletle köy ve kasabalardan geçerken çocukların bana 'Hello' ve 'Good Morning' gibi sözcüklerle seslendiklerine şahit oldum. Demek ki bisikletle dolaşan birisi varsa bu kişi kesin yabancıdır ve İngilizce de biliyordur algısı oluşmuş.
İstanbul-Şile-Ağva-Akçaova-Kandıra-Kaynarca-Büyükyanık-İhsaniye-Karasu-Akçakoca-Alaplı-Ereğli-Kozlu-Zonguldak arasını (yaklaşık 380 km) 2,5 günde pedallayarak geldim. Rampalardan ve yokuşlardan çıktım. Bayorlardan geçtim. Yokuş aşağı indim. Rüzgara ve güneşe meydan okudum.
Yolda güzel şeylerle de karşılaştım. Yokuşta bisikleti ittiğimi gören tanımadığım bir motosikletli durup, "Yapış bana yokuşu çıkalım" dedi. Tabi ben olumsuz cevap verdim ve motosikletli gitti. Ben iniş inerken karşı yönde yokuş çıkaş aynı motosikletli kornasıyla selam verdi...
İstanbul-Şile yolunda bisiklet yolculuğunda en çok da işaretli bölgede zaman harcadım. Trafik nedeniyle kıdım kıdım ilerledim. Yol sapaklarında karşıdan karşıya geçmek için arabaları durdurmak zorunda kaldım. Neyse ki o kesmekeş trafik geride kaldı.
Saatçi, "Saatin ne sorunu var?" diye sordu.
Ben de "Saniye ibresi, akrebin üzerinden geçerek, başladığı noktada yani yelkovanın üzerinde duruyor" dedim.
Saatçi, "Bakalım" dedi.
Şu an akrep, yelkovan ve saniye ibresi vakti göstermek için birbiriyle uyum içinde hareket ediyor.
Doktor "Şikayetiniz nedir?" diye sordu. "Dolgum düştü" dedim. Dişime bakıp "Evet düşmüş" dedi ve dolgu yapmak için malzemeleri ayarlamaya başladı. Tam işe koyulacaktı ki "Hocam, dişimde iltihap da var" dedim. Sonra dolgu yapmaktan vazgeçti. Çok ilgili bir doktorudu. Sağolsun😁😁