Son söyleyeceğimi ilk söyleyeceğim. Kuruluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz.
Kimse için değil, kendi hakkın ve kendi oyun için mücadele et, kahraman bekleme.
Şimdi üye ol:
https://t.co/77RkuVlrT0
#İBBDavası'nda 47.gün
"AKP döneminde Medya A.Ş'den bir yapımcıya 4.5 milyon dolar ödenmiş"
İBB Başkanı #Ekremİmamoğlu
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'e soru sormak için söz aldı.
🔺️Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan önce sorularımı soracağım sonrasında müsaadesinizle düşüncelerimi paylaşmak isteğim var sizinle ilgili
Ben tabii insan kaynakları sürecinden sonra benimle gelip tanıştırıldığınız zaman şunu hatırlıyorum. Geçmişte de genel olarak bu süreçlerde, son aşamada yönetici arkadaşlarımızla tanıştırılırdı. Sürecin öncesinde insan kaynakları birimi değerlendirmesini yapar ve kararını verirdi elbette.
Size de şunu söylemiştim: Bu bir kamu hizmetidir. Zor bir süreçtir, zorlukları vardır. Serbest piyasadan ya da özel sektörden farklı bir boyutu vardır. Farklı fedakârlıklar gerekebilir. Buna hazır mısınız? Maddi yönden beklentinizi karşılamayacak bir alan olduğunu biliyorsunuz. Çünkü özel sektörden çok arkadaşımız aramıza katıldı. Sizin gibi değerli arkadaşlar.
Bu bağlamda siz de bana o buluşmamızda, “Ben tam da bu iş için buradayım” tarzında bir cevap vermiştiniz. Ben de açıkçası çok mutlu olmuştum. Kadın yönetici olarak aramıza katılmanızdan da gurur duymuştum.
Umarım karşılıklı olarak görev arkadaşı, yol arkadaşı olarak geçirdiğimiz süreci hep beraber anacağız uzun yıllar boyunca.
Burada işinizi, kurumunuzun gelişimini, atacağız adımları, yapacağız atılımları ve benzeri birçok hususu tartışmanın dışında; bu iddianamede bahsi geçen ve daha önce tarif ettiğim gibi kötü bir kahvehane dedikodusu şekilde tasarlanmış iddianame kapsamında, bizimle ilişkilendirilen biçimiyle herhangi bir dünyamız oldu mu sizinle?
Böyle bir süreç, bu tarz konuşmalar ya da iddianamede yazıldığı şekliyle dayatmalar, önünüze kabul edemeyeceğiniz teklifler getirilmesi gibi şeyler oldu mu aramızda?
🔺️Pınar Türker:
Başkanım, olmadı.
Bilakis, rutin olarak her sene iştirakler yılı kapattıktan sonra sizinle sunum yapıp o senenin nasıl geçtiğine dair bir özet geçerdik.
İlk toplantımızda da, benim daha iki buçuk ayım olmuştu
Medya AŞ'de.
Bana tam olarak şunu söylediniz, onu çok net hatırlıyorum:
“Aman Pınar hanım, mümkün olduğunca havuzda çok fazla firma alıyorsunuz değil mi?
Hem bakış açısı açısından hem yaratıcılık açısından. Aman rahatsız olmasınlar, mümkün olduğunca çok firma, her taraftan firmanın havuzunuzda bulunmasına dikkat edin.”
🔺️Ekrem İmamoğlu:
Tabii sizden önceki dönem olduğu için analiz edilmemiş olabilir ya da önünüze düşmemiş olabilir. Az önce 2025 rakamlarıyla ilgili konu geçti. Ben de gördüğümde üzülmüştüm.
Medya AŞ yılı 200 milyonu aşan bir zararla kapattı. Ne yazık ki bu kumpas operasyonuyla beraber zarar etti.
Orada aklıma şu geldi. Sizden önceki dönemde bir TRT dizisine, daha doğrusu bir yapımcıya, TRT'ye değil, yapımcıya yaklaşık 4,5 milyon dolar civarında sponsorluk parası ödendi Medya AŞ tarafından.
Yani bugünün rakamlarıyla neredeyse tam da o zarar kadar, 200 milyon liranın üzerinde bir rakam.
Milletin parası, İstanbul halkının parası, 16 milyon insanın parası bir dizi için ödendi. Başka örnekler de var ama şimdi onlara girmeyeceğim.
Size böyle bir talimat verildi mi? Ya da buna benzer bir talimat gelseydi, siz böyle bir şey yapar mıydınız?
Pınar Türker:
O konuyu ben Medya AŞ'ye ilk başladığımda, az evvel de söyledim, yaptırdığım ilk denetimlerde fark ettim.
Diziyle ilgili önce bir sunum yapılmış. Sonrasında da Medya AŞ tarafından sponsorluk verilmiş.
Bu zaten bizim kamu iştiraki olarak asla yapamayacağımız bir şeydir. Çünkü biz karşılığında bir hizmet ya da mal almadığımız hiçbir şeye sponsor olamayız. Sadece sponsorluk amacıyla para aktaramayız.
Bize de böyle bir talep ya da istek asla gelmedi.
Ekrem İmamoğlu:
Evet. Bu tespitlerimizin de yine, ne yazık ki, kötü anılarınızda anlattığınız gibi savcılık tarafından görmezden gelindiğini, yargılama aşamasına sokulmadığını ya da kamu zararına yol açan bu tür işlerin hasır altı edildiğini burada tekrar Yüce Türk Yargısı huzurunda beyan etmiş olalım."
EKREM İMAMOĞLU'NDAN PINAR TÜRKER'E YAŞANTILANLAR İÇİN SORUŞTURMA TALEBİ
VAHŞİ DENEYİM, ADALETİN İNFAZI
Ekrem İmamoğlu Fatoş Pınar Türker'e soru sormak için kalktı:
Yaşadığı psikolojik fiziksel tacizlerin etkisinin altından çıkabilmiş değilim. Birileri sırıtarak izleyebilir ama çok can yakıcı bir durum. Bu anlatılar uzay boşluğuna mı gidiyor yoksa sizin huzurunuzda yapılan bu işlemler bir soruşturmaya tabi kılınacak mı. Bugünkü vahşi deneyimlerin adaletin infazı başka bir şey denmez buna. Bu hususta bunu bir talep olarak kabul etmenizi istiyorum. Bu hususta bir açıklama yapmanızı isterim. Bunu yaparsanız toplum rahatlar. Umuyorum ki savcı hsk'ye diğerleri hangi kurumdaysa bir ihbarı şeklinde katkınızın Adalet sistemi için umut olacağını düşünüyorum. #İBBDavası
Hain olduğu kadar cahil de.
Bülent Ecevit yabancı basına demeç verdiği için 12 Eylül cuntası tarafından iki kere hapse atıldı. Cunta kafası tam da bu kafaydı işte.
O hapis cezası haksızlıkları yabancı gazetecilere anlattığı için verildi.
Ben bu adama oy verdiğim için utanıyorum. Bu adam kendi suratına aynada bakacak cüreti nereden buluyor.
Ali Mahir Başarır: "Şimdi AKP grubu diyor ki sizin iç meseleniz arkadaşlarınız şikayet etti. Yapmayın ya.
Hüseyin Kocabıyık 'AKP herkese bir şey dağıtıyor. Bana da verdiler. Nitekim bir şeylere itiraz ettiğim için geri aldılar' diyor.
Siz şimdi 'ya içimizden biri bizim için neler diyor' deyip bu arkadaşın beyanlarıyla yargılandınız mı? Hayır. Hüseyin Kocabıyık'ı tutukladınız, tutukladınız siz."
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
“Üçüncü yolcu” CHP’lilerin, “Kılıçdaroğlu nasılsa tutmaz, Özel’ciler de gider; parti bize kalır” diyen hali; aralarından bazılarının da genel başkan olma hayali 🤦🏼♀️
gürsel tekin'in avukatı böcek'in son avukatı
muhittin böcek son verdiği ifadede adaylık için özgür özel'e para verdiğini söylemiş, ferdi zeyrek'e para bıraktığını ifade etmişti. bu ifadede gürsel tekin'in avukatı muhittin böcek'e eşlik etmiş!👇
https://t.co/7m8XGsHKTd
SAVCI Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'i ÇOCUKLARI İLE TEHDİT ETMİŞ
Cezaevinde SEGBİS'le görüşmen var dediler. Ekran açıldı karşımda savcı var.
Savcı bana “Böyle ağlarsın işte"dedi.
“Niye konuşmadın sen?” “Vereceksin ifadeni, gideceksin” dedi.
Ben de dedim ki: “Savcı bey, ben yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız avukatıma bir danışayım.”
Çünkü karşımda savcı var.
Yok diyemem diye düşündüm.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyorum bile.
Dedim ki: “Tamam, avukatıma bir danışayım.”
Elini masaya vurdu
“Hâlâ avukat diyorsun bana” dedi. “Sen bu kafayla çocuklarının velayetini asla alamayacaksın” dedi.
“Sen bekârsın değil mi?” dedi.
“Evet.”
“Velayet de sende değil mi?”
“Evet.”
“Senin çocukların reşit değil değil mi” dedi.
“Artık sosyal hizmetler alır çocuklarını” dedi.
Şimdi anlamıyorum.
İnsan hiç tanımadığı birinden nasıl bu kadar nefret edebilir?
Beni tanımıyor ki.
Tanımadığım insanlar.
Nasıl olur?
Mesela annesi yok mu bu insanların?
Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum.
Çok düşündüm bunu."
Demokrasi İçin Yurttaşlar; İstanbul, Ankara ve İzmir'den başlayarak Cumhuriyet Halk Partisi'nde yeni bir siyasi kültürü var etmek için çalışıyor, taban ağları inşa ediyor. Önümüzdeki günlerde, her gün bir başka yol arkadaşımızın mesajını paylaşacağız. Takipte kalın❤️@diyhareketi
Çok basit bir cümle: CHP'nin Genel Başkanı Özgür Özel'in yanındayım.
Bu basit cümleyi kuramayan herkes kendi siyasi menfaatinin peşindedir, kimse kusura bakmasın.
TİP Milletvekili Sera Kadıgil'den Kılıçdaroğlu'na:
"Saray yargısının kararıyla o koltuğa oturup, bir de gelip burada kargaşalık çıkarmayı Saray'ın payandalığının bir delaleti, en açık delili olarak görüyorum."
(60saniyehaber)
K. Kılıçdaroğlu'nun konuşması hukuki ve teknik gibi görünen tüm bu kaosun arkasındaki siyasi formasyonu dört kelime ile belli etti: "Devletin çıkarları", "Osmanlı coğrafyası", "Türki Cumhuriyetler" ve "Akdeniz" (yani MENA bölgesini kast ediyor). Kast ettiği öylesine bir söylem olarak 'yeni-Osmanlıcılık' vizyonu değildi.
Türkiye'nin ekonomik, askeri ve diplomatik olarak güç temerküzünü yoğunlaştırdığı, çok sayıda şirketin faaliyet gösterdiği yatırım ve ticaret alanlarını sayıyor. Türkiye kapitalizminin bu coğrafyalardaki örgütlenme biçimlerini ve iktidar çevrelerinde "iç cephe" olarak adlandırılan stratejiyi göz önünde bulundurunca Erdoğan'ın "Güçlü Türkiye" söylemini yeniden ürettiğini ve benimsediğini söylemek mümkün. Çünkü Kılıçdaroğlu konuşmasında sıkça "bölgedeki gelişmeler", "Hürmüz boğazı" şeklinde jeo-politika vurgusu yaptı.
R. T. Erdoğan da yine bugünkü konuşmasında "Güçlü olmak tek seçeneğimiz. Gardımızı indirdiğimiz anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar" dedi. Birbirine bakışımlı konuşmalar.
Şu anda Erdoğan ve Kılıçdaroğlu "devletin çıkarları" bağlamında "güçlü devlet" tezi etrafında aynılaşma yoluna girmiş. Kılıçdardoğlu'nun kullandığı söylemlerin iktidarın söylemlerine benzemesi de bir ölçüde bundan kaynaklı çünkü bu tip aynılaşma, söylem evrenini (anlam matrisini) de şekillendiriyor; benzer kelimelerle düşünmeyi olağan kılıyor.
Ancak Kılıçdaroğlu'nun "muhalefet" vurgusu için sıkça tekrarladığı "5'li çete" vurgusu epey arkaik kaldı. Vaktiyle "5'li çete" -Andre Gunder Frank'ın "lümpen burjuvazi" olarak nitelendirdiği- komprador veya yarı-komprador tipte bir şey üretmeyen ama devlet ihaleleri ile büyüyen sermaye kesimini bizde tanımlamanın popüler (ve sorunlu) bir ifadesiydi. Şu anda öyle bir "5'li" kalmadığı gibi, bunların yatırım ve faaliyet alanları da çeşitlenmiş durumda. Yani somutta eleştiri karşılığı olmayan bir şeyi tekrarladı durdu.
@vekilince Genel merkezine polisle girilmiş biri için fazla umursamaz davranıyorsun. Senin de rengin belli oluyor. Aradan bana bir başkanlık çıkar mı diye ucuz beklentiler içinde değilsindir umarım.
Özgür Özel:
“O binada bugün, Çubuk’ta linç girişimi yaşanırken Kemal Bey’in yanında duran Murat Emir yok ama 1980 öncesi 7 TİP’li genci öldüren Haluk Kırcı’nın ekibi selam veriyor 12. kattan, Genel Başkan katından”
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu Özgür Özel'i ayaklanma çıkarmakla, meydanları tahrikle suçlayıp aba altından sopa gösterirken, DEM Parti, 27-28 Haziran'da İstanbul, Mersin, Diyarbakır ve Van'da terörist başı Öcalan için özgürlük mitingi yapacak.
Ayaklananlar da ayaklandıranlar da belli!