Basın Meslek Örgütlerinden ortak açıklama:
Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki yönetim değişikliğinin ardından gazetecilerin para karşılığı haber yaptıkları veya yapmadıkları yönünde hiçbir bilgi ve belgeye dayanmayan iddialar ortaya atılmaktadır.
Bugün gerçekleştirilen CHP Parti Meclisi toplantısının ardından, Parti Sözcüsü’nün danışmanı olduğu iddia edilen bir kişi tarafından gazetecilere yönelik bu iddialar sürdürülmüştür.
Halkın haber alma hakkı için çalışan gazetecilerin herhangi bir kanıt ortaya konulmaksızın zan altında bırakılması, mesleki itibarlarının hedef alınması ve kamuoyu önünde suçlanması basın özgürlüğüne zarar vermektedir.
Söz konusu iddialara ilişkin somut bilgi ve belgeler varsa hemen kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Aksi halde gazetecileri hedef alan, mesnetsiz suçlamalara ve imalara son verilmelidir.
Basın Meslek örgütleri olarak gazetecilik mesleğini ve meslektaşlarımızı töhmet altında bırakan bu yaklaşımları kınıyor, tüm kişi ve kurumları gazetecilere yönelik suçlayıcı ve hedef gösterici söylemlerden kaçınmaya davet ediyoruz.
Basın Konseyi
Çağdaş Gazeteciler Derneği
DİSK Basın-İş
Ekonomi Muhabirleri Derneği
Gazeteciler Cemiyeti
İzmir Gazeteciler Cemiyeti
KESK Haber-Sen
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği
Parlamento Muhabirleri Derneği
Türkiye Foto Muhabirleri Derneği
Türkiye Gazeteciler Sendikası
Elif Güven savunmasının son kısmında, “‘Sen Ekrem İmamoğlu’nun örgütündensin’ denildi. Kendi kendilerine hüküm verip beni yargıladılar. Hatta neredeyse terör örgütü mensubuymuşum gibi davrandılar. Oysa ben vatan haini değilim” dedi.
Suçsuz olduğunu söyleyen Güven, savunmasını şu sözlerle bitirdi:
"Sayın Başkan, bana bazı görevliler tarafından ‘Sen Ekrem İmamoğlu’nun örgütündensin’ denildi. Kendi kendilerine hüküm verip beni yargıladılar. Hatta neredeyse terör örgütü mensubuymuşum gibi davrandılar. Oysa ben vatan haini değilim. Böyle bir şey yok. Sözde örgütü de bilmiyorum. Ortada bir örgüt de görmüyorum. Biz cezaevlerinde sağlığımızın da güvenliğimizin de tam anlamıyla korunduğunu hissedemiyoruz.
Ben cezaevinde, iki buçuk ay hücrede kaldıktan sonra koğuşa geçtiğimde hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşadım. İçeri girdim. İnsanlar ‘Allah kurtarsın’ diyorlardı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim. Ama içlerinden biri bana: ‘Burada Allah’ın kurtarması gereken insanlar da var.’ dedi.
Sonra: ‘Burada bardağı kırarlar, insanın boğazını keserler.’ dedi. Ben daha yeni gelmişim. Zaten korkuyorum, titriyorum. O an gerçekten çok kötü hissettim. Tam o sırada bir avukat görüşü çağrısı yapıldı. ‘Memur, avukat görüşü’ diye seslendiler. Ağlaya ağlaya görüşe indim. Çünkü aklımdan gerçekten: ‘Acaba burada bana bir şey mi olacak?’ sorusu geçiyordu. Sonuçta yaşadıklarımız çok ağır şeyler. Gerçekten çok zor şeyler. Kolay taşınabilecek, kolay atlatılabilecek deneyimler değiller.
Ama ben kendimden eminim. Alnım ak, başım dik. Bu suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Beraat edeceğime de inanıyorum. Artık son beş-altı yıldır yaşadıklarımızı düşündüğümde, burada gerçekten çocuğum olmadığına sevindiğim zamanlar bile oldu. Kendimi bir kenara bırakıyorum.
Babalar için üzüldüm. Anneler için üzüldüm. Herkes ayrı bir acı yaşıyor burada. Her insanın hikâyesi başka, yükü başka. Bu nedenle benim sizden talebim elbette tahliyedir. Ama bunun yanında, burada yargılanan insanların da insan olduğunu göz önünde bulundurmanızdır. Bunun kolay olmadığını biliyorum. Farklı sorumluluklarınızın olduğunu da biliyorum. Ama dosyaların biraz daha ayrıntılı incelenerek tahliye taleplerimizin değerlendirilmesini istiyorum. Ben annemle yaşıyorum. Babamı pandemi döneminde kaybettim. Annem artık her görüşe geldiğinde kendisini büyük bir yalnızlığın içinde hissediyor. Her gelişinde kaygı var. Her gelişinde gözyaşı var.
Bu yüzden sizden talebim hem tahliye edilmek hem de aileme kavuşabilmek. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.”
timur soykan:
“bir koltuk aşkına yaptığınız şey insanlığın katli.”
“bir koltuk uğruna bu insanlara yaşattığınız unutulacak mı zannediyorsunuz… tarih boyunca bu zulümlerle hatırlanacaksınız.”
İBB Davası’da Fatoş Pınar Türker, savcı tarafından küçük çocuklarının velayetinin alınmasıyla tehdit edildiğini, çıplak aramaya maruz bırakıldığını gözyaşları içinde anlatıyor. Bu sırada Kılıçdaroğlu ve ekibi İBB Davası’nın savunuculuğunu CHP Genel Merkezi’nde yapıyor. İBB Davası üzerinden kendilerine koltuk devşirenlerde, bu operasyonları savunanlarda, bu insanlık suçuna ortak olanlarda hiçbir insanı değer, nebze vicdan, ahlak yok. Yazıklar olsun.
Bu çok kötü niyetli bir açıklama. Kemal Kılıçdaroğlu, "iç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar" diyerek kendisine yönelik muhalefeti kriminalize etmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu, ne tabanda ne de CHP kadrolarında desteği kalmadığı için kendisine itiraz edenleri kavgacı olarak gösterip, iktidar yargısı tarafından tasfiye edilmelerine zemin hazırlıyor.
Mustafa Adıgüzel: "Bizim de A Haber'imiz Halk TV"
Şule Aydın: "A Haber ile Halk TV'yi eşitlemeyi çok hakkaniyetsiz buluyorum.
A Haber'de hiçbir zaman bir adalet arayışı olan bir insanın sesini duyamazsınız. Ekonomik yangında ezilen bir insanın sesini duyamazsınız. Halk TV'de 24 saat boyunca ezilen herkesin sesini duyabilirsiniz, insan ayırmaksızın herkesin sesini duyurabilirsiniz."
Mustafa Adıgüzel: "Halk TV iktidara karşı hiçbir şey yapmadı, sadece kendi içerisinde çalışıyor."
Şule Aydın: "'İktidara karşı hiçbir şey yapmadı diyerek bana bile burada haksızlık yaparsınız. Sadece bizim yayınlarımızdan yaptığımız dosyalar yüzünden ben ve ekip arkadaşlarım, onlarca yılla yargılanıyoruz."
Hakikaten aşağılıksınız.
Kemal Bey’e sorun bakalım; doğru zamanda doğru yerde durduğum için, kendisinin uğradığı haksızlığı savunurken para mı vermiş bana?
Fiyatı olan başka bir türlü hayat bilmez.
Hadi başka kapıya.
Kılıçdaroğlu hakkımda suç duyurusunda bulunmuş. Haber kaynağımı basın etiği gereği açıklamayacağım. Umarım Silivri Cezaevi’nde tutuklu Belediye Başkanı Kılıçdaroğlu’nun teklifini açıklayacaktır. Haberin doğruluğundan şüphem yok. https://t.co/kCjhan1Rjy
Madencilerin aileleriyle bekleyişi sürüyor.
Günler önce yollarının kesildiği noktada, Beypazarı çıkışındalar. "Biz varamazsak da siz orada olun" demişlerdi.
📸 @_Jaltuk
Kılıçdarcı çetenin azıcık ortalıkta gezmeye cesareti olsaydı bugün madencilerin yanında olurlardı. Bunu da fırsat olarak görüyorlardır zira. Ama bir gitseler onları rezil ederlerdi orada, gidememişler.