bu görme engelli çocuğu bu videoda beğenirler, övgüler dizerler, “müzik öğretmeni” olabileceğini söylersen “olsun, olmalı” diyen çok kişi bulursun
“ama senin müzik sınavına girecek çocuğunun öğretmeni olacak” dediğinde bu insanların % 80-85’i bunu istemeyecektir, bunu ben söylemiyorum araştırmalar söylüyor, engelliler bu ülkede herkesin ötekisidir
bu ülke engelliler konusunda son derece ikiyüzlü bir tavır içindedir
İyi niyetle yapılan öneriler yaşadıklarımız için çözüm üretemez. İki gündür yaşanan şiddet bir sistemdir, zamanla oluşur. Bu çocuklar bir anda şiddet üretmediler.
Onlar, içinde yaşadıkları sistemin ve zamanın birikimini taşıyorlar. Meselemiz güvenlikçi bir bakış açısı ile bu şiddeti yalnızca durdurmak değil. Şiddeti mümkün kılan çevreleri, bu şiddetin ekolojisini görmek zorundayız. Tüm gelişimsel çevre katmanlarını birlikte düşündüğümüzde, şu gerçek daha net görünüyor;
Mikrosistemde çocuklar, gençler duygularını taşıyamıyorlar. En yakın ilişkilerde, ailede, okulda, arkadaş çevresinde çocukların öfkesini, utancını, dışlanmışlık hissini tutabilecek, anlamlandırabilecek bir ilişki alanı kurulamıyor.
Mezosistemde; aile, okul ve psikososyal destek mekanizmaları birbirinden kopuk, Yapısal sorunlar devasa, yoksulluk eşitsizlik ve kutuplaşma dili.
Ekzososistemde dijital dünya filtrelenmiyor. Gençler, şiddeti estetize eden, öfkeyi besleyen ve görünürlük ile şiddet arasında bağ kuran içeriklere maruz kalıyorlar.
Makrosistemde değerler benimsenmiyor. Dindarlık, tek başına ahlaki bir gelişim zemini kurmaz. Bunu görmemenin bedelini daha çok ödeyeceğiz gibi görünüyor. Şiddetin dili normalleşirken, kutuplaşma artarken, çocuklara sunulan değerler sorgulanmıyor.
Kronosistemde ise, tüm bunlar zaman içinde birikiyor.
Ve bu birikim, bir noktada yıkıcı davranış olarak dışarı çıkıyor. Bu ekolojiyi dikkate almadan güvenlikçi yaklaşımlar durumu değiştirmez. Ayrıca ülkeyi senelerdir yönetme sorumluluğunu taşıyanların da bir nebze olsa düşünmeleri gerekiyor. Bütün bunlar neden mümkün oldu?..
Arkadaşlar; Bourdieu’ye göre okul, toplumdan ayrı bir yer değildir; toplumda ne varsa okula da o yansır.
Yani insanlar dışarıda sürekli eşitsizlik, dışlanma, baskı ve değersizlik duygusu yaşıyorsa, bu gerilim okula da taşınır. Bazıları hayata daha güçlü başlar, bazıları daha geriden gelir. Okul da bu farkları kapatmak yerine bazen daha görünür hale getirir.
Bu yüzden okullarda yaşanan şiddeti sadece “bir kişinin öfkesi” diye açıklamak eksik kalır. Aslında bu olaylar, toplumda biriken adaletsizliğin, huzursuzluğun ve değersizleştirilmenin okulda patlak vermesidir.
En basit ifadeyle okuldaki şiddet, sadece okulun değil; toplumun hastalığının okula yansımasıdır.
Bayramda ne yapalım diye akıl verenler olur ya? Ben size "bayramda ne yapmayın?" aklı vereyim bari. Mesela buraya sakın gitmeyin. Anıt mezar gibi boş kalsın. Bu daha memleketin doğasına , dağına taşına el uzatan üç kere düşüne dursun. Buradan ev almayın. Tatile gitmeyin... Bol bol fotoğraf çekin . Çocuklarınıza bir zamanlar memleketin doğasına böyle zararlar verildi dersiniz.
Küçük yaşta okumadan evlendirilen teyzelerimize kimse feminizm öğretmedi, gördükleri her genç kıza önce okuyup kendi paranızı kazanın demeyi kendileri icat etti.
Dünyanın en saçma videosu. Doğadaki kuşları alıkoyup etkileşim kasmak maksatlı çekilen kıytırık videolar. Bir kişi de demiyorki, senin kucağında ne arıyor bu puhu! Orta Asya maalesef bu konuda en rezil bölgelerin başında geliyor. Kartallar ve yırtıcı kuşların, doğada doğan yavruları yuvalarından çalınarak evcilleştiriliyor. Aileler öldürülüyor. Sonra da bu tarz etkileşim videoları yüz binlerce beğeni alıyor. Bu rezilliği böyle desteklemeyin. Tam tersine köstek olup suratlarına yaptıkları iğrençliği vurun…
“‘Çalışan kadın’ ifadesi bir totolojidir, çünkü çalışmayan kadın diye bir şey yoktur. Sadece emeğinin karşılığı ödenmeyen kadın vardır.” 💜
Caroline Criado Perez
kendi tecavuzcusuyle evlendigi halde sesini cikaramayip aynisini evladinin yasadigina sahit olunca bir saniye bile adalet aramaktan vazgecmeyen fatmanur celik en cok senin kadinlar gunun kutlu olsun
“Evlenmeyin ya da çocuk sahibi olmayın demiyorum. Şunu söylüyorum: Belirli bir özgürlük, yalnızlık alanını mutlaka koruyun. Hayal kurmak için, okumak için, müzik dinlemek için, düşünmek için, ne için olursa olsun.”
—Simone de Beauvoir
Öğretmenler, yeni nesil artık sizlerin eseri değil. Hayatları boyunca özel hissetmemiş, bütün travmalarını çocuklarına yüklemiş, ben yapamadım çocuğum yapsıncı ebeveynlerin narsist, sorunlu, kendine her şeyi hak gören çocuklar yetiştirmesinin eseri.
Veliler kendi cocukları dokunulmaz olsun ama sınıfta da sorun cıkmasın istiyor. Kendi cocugu her ne suç işlerse hata yaparsa ceza almasın ama cocuguna zarar verenler en büyük cezayı alsın istiyor. Sınıfta sorun oldugunda problemin ilk cocuklarda degil öğretmenin sınıfı yöntememesinden biliniyor. Veliyi okula cagırdıgımızda dünyanın en mesgul insanı oluyor ama biz bir aramasına bakmayınca cimere şikayet ediyor. Çocugu ders çalışmıyor ama "öğretmen ödev vermiyor ki" oluyor. Sınavda düsük alıyor "öğretmen kagıdı düzgün okumamıs, benim çocuğuma takmıs" oluyor. Veli idareye şikayete geliyor "hocam idare ediver" oluyor. Biz uzun zamandır bunları haykırmaya calısırken öğretmenin yaz tatili oldugu icin kimsenin umrunda olmuyor.