Kitap yayımlamak aşık olmaya ne çok benziyor.
Bir heyecan: Ya okurun gönlünde bana yer yoksa, ama ya varsa…
Sonra biri geliyor, fikrini söylüyor, diğerleri de.
“Derken karanfil elden ele.” 🌿
Romanım artık siz değerli dostlarıma emanet.
YAKINDA!
Düşlerimizin Evi Burası / Erdem Özgül
Erdem Özgül, ilk romanında bizi devasa bir çöplüğün etrafında topluyor. Taşradan göçle gelip şehir içinde yeniden "göçertilenlerin" hikâyesi bu; evlerinin yıkılıp yerine yüksek katlı konutların yapılacağı günü bekleyenlerin dünyası...
Ragazzo'nun "Gasteci Kız" dediği genç kadının kaleminden dökülen yıkım ve umut haberleri; Çöpoğulları, Seyis Amca, Kosta Papadopulos ve Mehmet Bey gibi büyüklerin hayatlarıyla kesişiyor.
Çöplüğün çamurlu yolları müzikhollerle çevrili; hayat kadınları, muhabbet kuşları, Çöpoğullar ve Seyis Amca hikâyeyi büyütüyorlar. Bir şenlik var burada, bir feryat figan. Orhan Kemal'in "Arkadaş Islıkları"nı duyuyoruz, onun sesi Marmara'nın hırçın sularında yankılanıyor.
Mahalle yıkımın eşiğindeyken, bakanlık yetkilisi; “Ama burası çöplük hanımefendi. Anlıyor musunuz” diye soruyor, sonra gerçeği tüm çıplaklığıyla itiraf ediyor: “Burası düşlerimizin evi...”
Sayfalar içinde şiirler, şarkılar, aşklar ve kahkahalar birbirini kovalarken; İstanbul'un eteğinde yutulmayı bekleyen bir evin penceresinde oturmuş, insan ruhunun derinliğine tanıklık ediyoruz. Mizah ve trajedinin harmanlandığı bu romanı okuyup kapağını kapattığımızda, "keşke bitmeseydi" diyoruz.
Editör: Nagihan Korkutata
Kapak Tasarımı: Hakan Kaya
Çok severdim yahu. Ezilmiş aşağılanmış bir yörenin insanısın, yatılı okuldan dönüp köyüne gidemiyorsun, askerler darlayıp duruyor “annen baban ne yapıyor evinizde kaç terörist var?”
Eve geliyorsun, televizyonda Tatar Ramazan o ünlü tiradını atıyor:
“Merhaba yarenler, selam felaket arkadaşları!
Gelenler gidenleri aratır derler, gelenler gidenleri aratmaz... Gelenler yıkar, talan eder, ezer geçer!
Biz buraya adalet aramaya geldik!"
Merhaba Kadir abi güle güle Kadir abi.
"Bizi de üzdüler sabah kalktık işe geldik." Çocukların elinde telefon biri Amerika'dan bi oğlanla yazışıyor, diğeri Hindistan'dan bi hatunla. Gençliğin enternasyonal tutumu gözlerimi yaşartıyor. Etrafımızda su gibi kızlar oğlanlar, uzaklar ne demeye var şimdi.
Hepimize bundan oldu. Yalnız kalıyoruz ki gücümüzü koruyalım, kimle karşılaşsak, bir ağlayış, bir yıkılış, hayat hep onun üzerine gelmiş. Bu arada bir nasılsın? bile yok. Böyle olunca sessizliğimiz bizi mutlu ediyor.
Devletler artık alenen yalancı. Venezüella depreminde belli onbinler öldü. 30 kişi diyorlar, 40, 50, onlar sayı verirken yaşlı kadınlar çığlık çığlığa. Evler yıkılıyor, bizdeki gibi iki gündür ordu yok. Sevdiklerimizin ölümünü izletiyorlar bize.
Bağış toplayan olursa üç beş demeyin gücünüzü paylaşın yahu.
İngeborg Bahcman 100 yaşında.
Bu yıl Avusturya Bachman'ı andı. Onun eserlerinden uyarlanan filmleri, onunla ilgili belgeselleri gördük Sinema Arşivi'nde. Söyleşilere katıldık, büyük gazetelerde güzel yazılar çıktı. Daha devam eder etkinlikler.
Yaz günü. Komşu evlerden birinden yemek kokusu yayılıyor. Kadın çocuğuyla sımsıcak. Dinledik durduk. Arkadaş, bir babaları yok galiba, dedi. Şansını denemeye gitti. Kadına diyecekmiş ki, ben taş taşırım duvar örerim. Sen de yemek pişir. Yaşlanır gideriz.
Öldürülmezse şansı var😀
Bi tepsi börekle döndü Avanak Apti. Ver şurdan bi dilim yiyelim, diyorum. Anasına sövmüşüm gibi yüzünü ekşitiyor. İddiaya girerim, yemez de yanında yatar bu gece böreğin.
Bi tepsi börekle döndü Avanak Apti. Ver şurdan bi dilim yiyelim, diyorum. Anasına sövmüşüm gibi yüzünü ekşitiyor. İddiaya girerim, yemez de yanında yatar bu gece böreğin.