fazla farkındalık bir meziyet değil, olsa olsa bir yük. değişen havanın, kalkan kaşların, sıkılan içlerin, dolan ve gülen gözlerin hemen farkına varmak, insanı fazlasıyla tüketen bir şey. dozunda olunca muazzam bir yeti iken sınırı aşınca insanın kendi kalbine zulmü oluyor.
kimse kimseyi bu kadar sevmemeli ve kimse kimseyi bu kadar yıkmamalı. insan, sevginin bir gün zalimliğe dönüşebileceğine inanamıyor. o saf duygu, yerini intikam almaya bırakınca insan anlıyor ki, hiçbir şey ilk hâli ile kalmıyor. sevgi de elbet nefrete kalbolabiliyor.
ihtiyacından fazla suladığın çiçek ölür. fazla sevdiğin insan gider. sevgini, ilgini, bakımını fazla fazla vererek iyi bir şey yapıyorum zannederken esasında bir ayrılığın zeminini hazırlıyorsundur. bu yolun sonunda kimseye bir şey olmaz. hüsrana uğrayan bir tek sen olursun.
kimseye şifa dağıtmıyorum. ben de yaralıyım herkes kadar. dünya benim de boynumu büktü. peşinden koştuğum pek çok şeyi yakalayamadım. darıldım, kırıldım ama parçalarımı dönüp yine kendim topladım. umdum. çok umdum. ama "ummak küsmek"miş bunu çok geç anladım.
aşamadım. birinin, ötekinin hayatını mahvetmesini ve sonra kendi hayatına kaldığı yerden devam etmesini aşamadım. bir tarafta yerle yeksan olan bir hayat varken öteki tarafta en ufak bir hasar almadan hayatına devam eden insanlar var. bu hak mıdır? reva mıdır?
bir kalemde silip atanlardan olmadım. sevgi ile çabanın hep yanyana yürüyeceğine inandım. vazgeçmezsen eğer, iki kalbin arasına dizilmiş sıra dağlar aşılırdı. yılların emeği vardı ve bunca emeği heba etmek olmazdı. böyle diye diye kendim heba oldum da hiç farkına varamadım.
birini unutmak ve unutabilecek gücü kendinde bulmak, sanıldığı kadar kolay ve pürüzsüz bir yol değildir. dağları tepeleri aşman, hasret denen hasıma karşı durman gerekir. unutmak o yüzden pek bir zahmetlidir. bazen eski bir anı yürüdüğün onca yolu baştan yürütmeye yetebilir.