Bir yüksek yargıç, Danıştay 9. Daire Başkanı, adliyeden ümidini kesmiş, adalet için yollara düşmüş… Başka hiçbir ülkede göremeyeceğiniz cinsten, yüreğimizi acıtan bir olay bu.
Padişahım çok yaşa (!)
3900 sayfa iddianame,
142 eylem,
İstenen ceza 2500 yıla varan hapis.
16 aydır tutuklu ve esas savunması için yarım gün veriliyor.
Ekrem Başkan bunun hesabını yaptı:
"Yarına kadar kalan 11 saatten, avukatlarımızın savunması, soruları, savcının mütalaası... Düşünün, bana 6-7 saat kalıyor"
Düşünün; üç eylemle suçlanan sanıklar bir tam gün savunma yaptı ki yapmalı, doğrusu bu. Onlara kimse 'acele et' demedi.
Ama 142 eylemle suçlanana birkaç saat veriyorsunuz.
Bu matematiği hangi hukuk fakültesinde okuttular bu hakimlere?
İmamoğlu'nun savunma saati hangi saate denk getirildi?
Ankara'da NATO liderlerinin basın açıklaması yaptığı saate.
Savunma sadece kısıtlanmadı; dünyanın herhalde haber bakımından en gürültülü saatine gömüldü.
Konuşulmasın, görünmesin, duyulmasın istendi.
TRT’de canlı yayınlansın noktasından geldiğimiz yer Ekrem Başkan’ın savunma hakkının elinden alınması oldu.
Bugün Aykut’a diyorum ki arada; o lanet ettiğimiz Yassıada’da Menderes’i konuşturdular, 80’de askeri mahkemelerde konuşturdular, yahu Antik Yunan’da Socrates bile savunma yaptı! Gel gör ki Ekrem İmamoğlu’nu konuşturmadılar..
Hani dalga geçiyorduk ya ellerinden gelse doğum belgesini de iptal edecekler diye, işte bugün böyle bir şey oldu, “sen yoksun savunma hakkın da yok” dediler.
Ölümüne korkanların yaptıkları şeyler bunlar, ölümüne..
Ben artık mahkeme başkanının yüzünü okuyabiliyorum mesela. Tahammül edemediği bir konuşma yapılırken konuşanın yüzüne bakmıyor, kıpır kıpır kıpırdanıyor koltuğunda. Bacaklarını sallıyor sürekli. Kaşları bir aşağı bir yukarı iniyor. Gözlerini devirip duruyor. En son dilini yanağına “lan ben senin” der gibi dayayıp yuvarladığında, “tamam” diyorum, şimdi mikrofonu açıp kesecek. Ve öyle oluyor.
Hani biliriz ya, hakimler kürsüde mimiksiz öylece put gibi oturur. En ufak mimiklerinin bile ihsas-ı rey olarak algılanmasından çekinirler. Normalde. Yani eski Türkiye’de. Öylesine dikkat gerektirir tarafsızlık ve bağımsızlık çünkü. İşte bizim mahkeme heyetini görmeniz lazım, hepimizden ama özellikle Ekrem Başkan’dan nefret ettiklerini o kadar belli ediyorlar ve bundan çekinmiyorlar ki ben duruşmanın her saniyesinde ne yaşadığımızı sorguluyorum. Örneğin, dizlerini sallayıp bir kaşını havaya kaldırıp gözlerini devirip ağzını yayarak, kısmi Orta Anadolu şivesiyle “Savunma yap dedig yapmadı” diyebiliyor.
Silivri’de bu ülkede hiç yaşanmamış şeyler yaşanıyor. Ankara’da NATO zirvesi, İstanbul’da “Adaletsizlik Zirvesi” gerçekleşiyor. 100 yıl sonra Kurtuluş Savaşı’nın merkezi İstanbul’a kaydı. Sultan makamı da Ankara’da.
Yargılama yapılmıyor; 100 yıllık intikam alınıyor.
Bu arada Aykut Erdoğdu’yu yine bırakmadılar. Artık sebebi iyice netleştiği için açıklama bile yapmıyorum. Zaten artık kimse de sormuyor.
İyiyiz ama. İnadına.
Kamuoyunun yakından takip ettiği onlarca dosyada müdafilik yaptım. Hiçbir Savcılığın, Mahkeme huzurunda “savunma yaparken” söylenen sözlere “resen” soruşturma başlattığına şahit olmadım. Eğer Mahkeme, “savunma sınırlarını aşan bir beyan” tespit ederse Savcılığa suç duyurusunu kendisi yapar. Duruşma Savcısı da böyle bir tespitte bulunursa Mahkemeden suç duyurusunda bulunmasını isteyebilir. Duruşmada söylenen sözlerin sert ve rahatsız edici olması tek başına suç olarak nitelendirilemez. Savunma Hakkı geniş yorumlanır ve tölere alanı çok geniştir. Beyanları yorumlama hak ve yetkisi Mahkeme Heyetine aittir. Bu tip açıklamalar, sanıklar üzerinde baskı oluşturur ve yargılama sürecine de olumsuz etki eder. #SavunmaHakkı #AdilYargılanmaHakkı
Gerekçeli kararlar artık şöyle bir hal aldı. Tarafların beyanlarını kopyala yapıştır, vekillerin beyanlarını kopyala yapıştır, konuya ilişkin teorik bilgiyi kopyala yapıştır ve hükmü yaz. Somut olay incelemesi yok, delilleri tartışma yok, pratiğe dökme yok. Bunu hukuk fakültesi pratik sınavında yapsanız dersi geçemezsiniz.
Oysa Yargıtay; kararların denetime olanak verecek biçimde açık, gerekçeli ve okuyan herkesi tatmin edecek nitelikte olmasını istiyor.
Ülkenin namuslu vatandaşlarının vergileriyle faaliyetlerini sürdüren bir üniversitede, o ülkenin vatanseverleri ve bayrağına taarruz edilmesini demokrasinin hiçbir tanımına sığdıramazsınız. Bu şahısların ne öğrenci olarak üniversitede, ne de vatandaş olarak bu ülkede yerleri yok.
“Kahraman ırkıma” denilen bir marşı, kutsal sandıkları ve ihanetleriyle o marşın yazılmasına sebep olan arapların diliyle okumak…
Arap sıçsa eline, yüzüne sürecek soyu bozuklar!
Yıllardır avukat kökenli adalet bakanları avukatların lehine en ufak bir düzenleme yapmazken hakim savcı kökenli bir bakan hakim savcıların lehine hemen düzenlemeler icra ediyor. İşte burada avukatların örgütlü bir meslek ruhu olmadığını anlarsınız. Bir avukat az buçuk adını duyursa hemen dedikodusu çıkar yemedik iftirası kalmaz. Aşağı çekerler ama başka mesleklerde bu böyle değildir.
“Ezan Türkçe okutuldu” diye ortalığı ayağa kaldıranlar, Türk İstiklal Marşı arapça okununca tek kelime etmezler.
Dertleri Arap’a tapmak, Arap’a muamele çekmek, Arapçılığı din sanmak. AHMAK SÜRÜSÜ!