Bak evladım
Senin özüne ait
Hiçbir şeyin yok
Okuduğun Cumhuriyet tarihi
Yaralı parmağa
Şifa niyetine bile olsa işemeyecek
Ingiliz tarihçiler tarafından yazılmış..
Ve müfredata konulmuştur..
O yüzden..
Kahraman olanları..
Hain..
Hain olanları da..
Kahraman olarak biliyorsun..
Hiç istemezdik bir “siz-biz” ayırımı yapmayı ama bize tekrar bizi hatırlattılar. Öyleyse bir kez daha “biz” kimiz kayıt düşelim buraya; ola ki tanırlar bizi…
BİZ BU ÜLKENİN TA KENDİSİYİZ‼️
"Maymun Deneyi" ve "Devrimler Kanlı Olur" ve "Şapka Devrimi Kutlamaları".
Kafese beş maymun koyarlar. Kafesin tepesinde bir demet muz vardır.
Beş maymundan hangisi muza ulaşmaya çalışırsa bütün gruba soğuk su sıkarlar. Muza ulaşmaya çalışmaktan vazgeçerler. Bir süre böyle şartlanırlar.
Daha sonra kafesteki maymunlardan biri, yeni bir maymunla değiştirilir. O da maymunluğun f��tratından muza ulaşmaya çalışır ama bu sefer diğer maymunlar su gelecek diye yeni maymunu muzdan uzak tutarlar.
Bir süre sonra “orijinal beş maymun”dan ikincisi de kafesten alınır, yerine bir başka yeni maymun konur. O da aynı şekilde muza ulaşmaya çalışır ve aynı şekilde diğer dört maymun onu muzdan uzak tutarlar.
Bu şekilde üçüncü, dördüncü ve beşinci “orijinal maymun” da kafesten çıkarılır ve üzerine bir damla su gelmemiş olan beş “yeni” maymun, bilmedikleri bir sebepten ötürü muza ulaşmaktan korkarlar.
Bir imparatorluk düşünün. Darbe ile yönetimine el konulduktan 10 sene sonra parçalanıyor. Bir Cumhuriyet kuruluyor.
İktidarı elinde tutanlar, önce farklı düşünenleri meclisten atıyor. Sonra tartışmalı mahkemelerde farklı düşünen binlerce insanı, alimi, önderi, hainlikle suçlayıp idam ediyor.
Sonra, tıpkı maymun deneyinde olduğu gibi, "suya maruz kalmış" şehirlilerde katı bir şartlanma, en ufak eleştiriye tahammülsüzlük. Mevcut düzeni adeta bir dinmiş gibi savunma...
Maymunun, muza ulaşamamasını bir devrim olarak görüp kutlaması ve kutsaması gibi...
Belki devletin ayakta kalmasına o gün, o şartlarla izin verildi (İngiliz yazışmalarında Ayasofya'nın müze olması gerektiği bile geçiyor). Belki eski etki alanına tekrar nüfuz edemeyecek bir devlet kurmamıza izin verildi sadece.
Ama yine de, o dönemki acıları sorduğunuzda; gözlerini devirip, bazen de biraz alaycı bir tebessümle "devrimler kanlı olur" diyenler olur.
Bazı marjinallerden "keşke tekrar olsa da siz kalanları da temizlesek" sözünü bile duyarsınız.
Nasıl bir devrimmiş ki, 100 yıl sonra bile kavgalı bir toplum çıkartmış ortaya? Oysa, Ahmet Yesevi'nin Anadolu'yu birleştiren öğrencileri erenler, sözle, gönüllere girerek yaptılar devrimlerini; 72 milleti huzur içinde yüzlerce yıl yaşatmak devrim değil mi? Necmettin Erbakan'ın hayalleri devrim değil mi? Recep Tayyip Erdoğan'ın, ülkenin bütün prangalarını kırması, Türkiye Yüzyılı ideali devrim değil mi?
Bu devrimler halka rağmen değil, halkla yapıldı. Halka sorarak; gönüllere girerek...
Devrim kanlı olmaz. Kanlı olursa onun adı başka bir şeydir.
Türkiye Yüzyılı'nda suyun çatallarının tekrar birleşmesi lazım.
Çocuklarımıza, Ortadoğu'nun çocuklarına, Afrika'nın çocuklarına, Dünya'nın tüm çocuklarına daha adil, daha kavgasız bir gelecek bırakmak için, bizim de geçmişe çıpa atmış kavgaları bırakmamız lazım.
Geçmişi, kimseyi hainlikle suçlamadan, kimseyi kutsallaştırmadan, hatasıyla, sevabıyla, bugünü birleştirip daha güzel bir yarını kurmak için kullanmamız lazım.
Cumhurbaşkanımızın dediği gibi:
"Bizim nazarımızda, her insan bir cihandır. Hangi kökene, hayat tarzına, kültüre, gelire, statüye sahip olursa olsun, tüm vatandaşlarımız değerlidir, hürmete ve hizmete layıktır. Kalbi Türkiye için atan herkese kapımız da gönlümüz de sonuna kadar açıktır."
Kalbi Türkiye için atan herkesle, geçmişin tozlu demir parmaklıkları arasından çıkıp yanyana yürüyeceğimiz günler temennisiyle...
Vesselam.
Tunç