Bu yılın Instagram'lık köpek modası da Poddle olmuş. Yer gök herkesin elinde bir Poddle. Gelecek kış yazlık yerlerde ve çöplüklerde sokağa atılmış halde görürüz artık bol bol. Barınaklar köpek dolu diyoruz ama sizinki hayvan sevgisi değil, dekoratif eşya tutkusu...
Bugün artık sosyal medyanın insan davranışlarını ne kadar etkilediğini hepimiz görüyoruz. Tabii ki insanlar fotoğraf çektirebilir, anı biriktirebilir ve bunu paylaşmak isteyebilir. Ama artık iş sadece güzel bir anı kalsın noktasında değil. Çoğu zaman verilen mesaj, “Ben buradaydım, ben de bunu yaptım.” oluyor.
“Özgüveni yüksek kişiler, başkalarından üstün olmaya çalışmaz. Değerlerini, kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak ölçmeye çalışmazlar. Onlara mutluluk veren şey, kendileri olmaktır, başkalarından üstün olmak değil.”
Nathaniel Branden
Sokakta kedi köpek olmaz diye çığırtkanlık yapan insanların derdi sokakların temiz kalması diye olsaydı yuva ilanlarında en başta onlar destek olur çevreye zarar vermez çöplerini çöp kutularına atarlardı sapığı hırsızı katili konuşur güvenli ortamlar için uğraşırlardı. Ama hepsi kötülükten geçilmeyen yüzlerine bakılmayacak iki sohbet edemeyeceğimiz tipler. Yazık kendileri ile yaşamak onlara bile zor...
“Kendimize saygı duymamız gerektiğini anlıyoruz ancak değerimizin başkalarının takdirine ve ilgisine bağlı olduğuna inanma eğilimindeyiz.”
Yoon Hong Gyun
@Jascatttt Olsun en azından almadan engellemiş Yasemin Hanım. Vardır bir hayır. Bir kediyi sahiplendirdikten sonra engellemişti biri beni her yerden. Zar zor ulaşmıştım hayvana.
Hayatın içinde hepimiz farklı deneyimlerle büyüyor; kimi zaman görünür, kimi zaman görünmez yaralar taşıyoruz. Travmalar, kırgınlıklar ve duygusal hasarlar insan olmanın bir parçasıdır. Asıl mesele, bu yaraların var olup olmaması değil; onlarla nasıl bir ilişki kurduğumuzdur.
Çünkü yaşadığımız travmalar yalnızca bizi etkilemez. Fark edilmediğinde, onarılmadığında ve yüzleşilmediğinde nesilden nesile aktarılabilir. Ancak bu döngüyü durdurmak da mümkündür. Hepimizin, bu aktarımı sonlandırabilecek bir seçim hakkı vardır.
Bu değişim, insanın önce kendine dürüstçe bakabilmesiyle başlar. Farkındalık, yalnızca bir şeyleri görmek değil; gördüğünü kabul edebilme cesaretidir. Asıl kırılma noktası da tam burada yaşanır. Çünkü insan, kabul ettikten sonra onarmaya başlar. İşte o andan itibaren travmanın yönettiği yaşam sona ermeye, onun nesiller boyunca sürecek etkisi ise kesintiye uğramaya başlar.
@ntv Bilinçsiz talep arttıkça, kaçakçılık, kötü üretim koşulları ve hayvanların yaşadığı bu sıkıntılar da bitmiyor. Satın almayı tercih eden herkes, farkında olarak ya da olmayarak bu düzenin devam etmesine de katkı sağlıyor.
“İtici davranışlar kadar aşırı koruyuculuk da çocuğun gelişimini engelleyici bir etmendir. Çocuk, duygusal ihtiyaçlarının doyurulmaması ya da aşırı doyurulması sonucu kendi benliğinin sınırlarını oluşturamazsa, diğer insanları da kendilerine özgü ihtiyaçları olan varlıklar olarak kabul etmeyi öğrenemez.
Böyle bir durumda çocuk, diğer insanları kendi ihtiyaçları açısından değerlendirir ve onları kendi benliğinin bir uzantısı gibi görür. Yetişkinliğe ulaştığında ise çevresindeki kişilerin de ihtiyaçları olabileceğini idrak edemeyen, durumları salt kendi ihtiyaçları açısından algılayan, “ben” ve “o” ilişkisi yerine, “ben” ve “o” ilişkisi görüntüsünde aslında “ben” ve “ben” ilişkileri kurabilen bir insan olarak yaşamını sürdürür. “Ben” ve “ben” ilişkisi ise maskelenmiş bir yalnızlığın anlatımıdır ve narsisizm sözcüğüyle adlandırılır.”
Prof.Dr. Engin Geçtan
“Narsisist kişilerle iletişim kurabilmek oldukça güçtür. Çoğu o anda aklında ne varsa onu konuşur ki bu da genellikle kendisine, duygularına, düşüncelerine ve yaptıklarına ilişkindir. Söylediklerinin karşı tarafta nasıl bir etki yarattığına aldırmadığından ve onların anlattıklarını anlamaya çalışmayarak salt kendi bakış açısından değerlendirdiğinden böyle bir insanla gerçek bir diyalog kurulamaz. Narsisist kişi ancak karşısındaki insanda kendisine ilişkin bir yaşantının yansımasını gördüğünde onunla ilgilenir. Bunun dışındaki konuları çoğu kez algılamaz bile.
Narsisist insan, çalışma yaşamındaki yardımcılarını, eşini veya çocuklarını da kendi varlığının bir uzantısı gibi görür. Dolayısıyla bu insanlar onun ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdürler. Böyle bir insan, birlikte çalıştığı insanları kişisel sorunlarıyla sürekli işgal eder. Onların kendisine ilgi göstermesini ve isteklerinin karşılıksız yerine getirilmesini bekler.”
Prof.Dr.Engin Geçtan
“Önce kendine, sonra başkalarına” ilkesi, ilk bakışta bencilce bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Ne var ki, bir insan ancak kendisine verebildiğinde diğer insanlara da “gerçek anlamda”verecek şeyi olur. Örneğin, çocuk, ihtiyaçlarını bir görev yaparcasına karşılayan ana babadan çok, kendisini dürüstçe yaşama ve yaşama doğrudan katılma yürekliliği gösterebilen bir ana-babayı yeğler. Çünkü yaşayan ve ona nasıl yaşanabileceği konusunda örnek olabilecek bir modele ihtiyacı vardır.
Nasıl yaşanacağını bilemeyen ana babaların çocuklarına verdikleri öğütler ve uyguladıkları kurallar, çocuğun ileriki yaşamı için gerekli olan rehberliği sağlayacak nitelikte olamaz. Buna karşılık iniş ve çıkışlarıyla yaşamı olduğu gibi kabul edebilen, duygusal tepkilerini gizlemeyen ve çevresindeki olaylara yüreklice katılabilen ana-babaların çocukları, yaşama etkin bir biçimde katılmayı ürkütücü bir durum olarak algılamazlar.”
Prof. Dr. Engin Geçtan
“Duygusal rahatsızlığınızın şiddeti ne olursa olsun, kendinize yardım etme kararınız, en kısa sürede kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak anahtardır.”
David D. Burns
İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkan Topuz, bir insanın yanında sadece 10 dakika durmanın bile vücutta biyolojik değişim yaptığını söyledi.
"Negatif insanlarla uzun süre vakit geçirmek sadece moralinizi bozmaz.
Adeta sizi enfekte eder.
Bilimsel olarak buna 'duygusal bulaşma' diyoruz. Nasıl mı oluyor?
Beynimizde 'ayna nöronlar' dediğimiz özel hücreler var.
Karşınızdaki insanın yüz ifadesini, ses tonunu, hatta beden dilini milisaniyeler içinde kopyalarsınız.
Yani biri somurtuyorsa, siz farkında olmadan yüz kaslarınız bile o şekle girer.
Vücut bu mimikleri gerçek sanır. Beyin der ki, 'Demek ki ben de mutsuzum,' ve otomatik olarak stres sistemini aktive eder.
Kortizol yükselir, kalp atışı değişir, sinir sistemi 'tehlike var' moduna girer.
Yani ortada gerçek bir tehdit yokken siz biyolojik olarak stres yaşıyorsunuz.
Daha da ileri gidiyorum, uzun süre negatif insanlara maruz kalırsanız beyninizin sinir ağları yeniden şekillenmeye başlar.
Buna nöroplastisite diyoruz.
Yani siz zamanla daha çabuk sinirlenen, daha çabuk kaygılanan birine dönüşebilirsiniz.
Fark etmeden, sessizce, yavaş yavaş."
“Acı da verse hoşlanmadığımız kendimizle yüzleşebilmeli ve bu yüzden asla kendimizi lanetlememeliyiz. Kendini lanetlemek ya da kendine acımak, insanın sorumluluklarını görebilmesini engeller. Güçlülük, yürekli olmayı gerektirir. Yüreklilikse insanın kendi gerçekleriyle yüzleşebilmesini içerir. İNSANIN KENDİNE YABANCILAŞMASI PAHASINA KAZANILAN GÜÇ, GERÇEK GÜÇ DEĞİLDİR. Bazı insanlar kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman, diğerlerinin bunu “açık”tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görüşünü savunurlar. OYSA BİR İNSAN ANCAK KENDİ İÇİNDE DEVRİKSE BAŞKALARI TARAFINDAN DEVRİLEBİLİR.”
Engin Geçtan
“Her bir insan kendi benliğiyle yüzleşmeyi göze alabildiği ve değişmeyi istediği oranda değişebilir. Böyle bir değişim sürecini başlatabilmek için insanın davranış alanını daraltan katı savunma sistemlerini görebilmesi gerekir.”
Engin Geçtan