@Baybars4hh6 28 şubatta kendi kurslarına bir şey olmasın diye islam düşmanlarıyla işbirliği yapan bir cemaat 28 Şubat eleştirmesin bir zahmet. Siz kendi kurslarınıza bir şey olmasın diye İsrail’le bile işbirliği yaparsınız.
@kavukluzade O zaman Almanya'da dua ederken kastettiğiniz devlet hangisi? Bankasından faiz almayı helal gördüğünüz "dinsiz" devletin daim olması için dua etmek nasıl çelişkili olmuyor anlamış değilim.
@Emirhaanann Merak etmeyin o kadar yüzsüz bir grupsunuz ki bu mezar açma olayından da bir sürü menkıbe uydurur tabanınızı uyutursunuz. Mesela: “ Kabri açmışlar büyüğümüzden misk-i amber kokusu yayılmış, cesedi çürümemiş, hatta gelen polis ve savcılar yanlış iş yaptık diye korkmuşlar baya”
@MehmetA27559883@EKisayi39996 Buna ancak dünyada Süleymancı dışında insan görmemiş saf tabanınız inanır. Ayrıca bunların hiçbiri açıktan İsrail’e lanet okumanıza engel değil ya da boykot etmenize de engel değil
@IVSultanmurat Peki dua okuyup aynı zamanda şu an yaptığınız gibi İsrail’e lanet paylaşımları da yapamaz mıydınız bunlar birbirine engel mi? Bu mantıkta şu an dışarıya niye çıktınız madem dua yeterli ise? Şirketlerinizde mensuplarınızda boykot hassasiyeti bile yok neyin duasından bahsediyorsun
Beyefendinin gözünde 7. yüzyılda çorak bir coğrafyada yaşamış eğitimsiz bir adam olan Hz Ömer’in olmayan eşeği üzerinden yapılan darb-ı meselin bile müslümanlar arasında kendini çok zeki, çok analitik düşünen biri olarak gören bir tefsir profundan daha tanınır ve bilinir olmasının ezikliğinin çok ilginç tezahürleri oluyor:)
Hz Ömer o zamandan beri kalbinde hastalık olanları ve münafıkları incitmeye devam ediyor!
Yardım nedir, nasıl yapılır bilmiyorlardı. Sadece klişe cümlelerde kullanırlardı. (Hacca gideceğinize yardım yapın vs.) İlk kez doğa hayvan falan değil gerçekten yardım yapacaklardı baya şölenle falan, alt yapıları yoktu, kurumları yoktu, tecrübeleri yoktu, neyse, nasip olmadı.
Zafer Partililerin hedef göstermesiyle Kayseri’de Suriyelilerin evleri yakılmıştı.
Ali Yerlikaya’da ertesi gün Kayseri’ye gidip gülerek pastırma kesip, Suriyelileri ziyaret etmeden dönmüştü.
Ve Mustafa Çiftçi döneminde haksız yere zalimlere teslim edilen göçmenler kurtarıldı, göç idaresi başkanı görevden alındı.
Özlediğimiz davranış bunlar.
Belki sırası değil ama dünden beri gördüğüm bir durumu da yazmak isterim. ABD ve İsrail hayvanlığı İran'a saldırmaya başladığı andan itibaren Türkiye'deki Sünni-İslamcı blok bütün amaları, bütün fakatları paranteze alıp ABD ve İsrail'in tam karşısında, İran'ın ise yanında yer aldılar. Bunun tam aksine olarak dünden beri tüm İrancı Türkler'in (evet oksimoron bir tanım: İrancı Türkler) belirgin hedefi Suriye ve Türkiye oldu.
Ben bu mantığı hiçbir zaman anlayamayacağım. Dünyadan bulabileceği bütün desteği bulmak için uğraşmak varken dünyada sana en net desteği veren Türkiye'ye ateş etmeye çalışmanın hiçbir rasyonel izahı yok çünkü.
Bir de Suriye'deki İran caniliğini mevcut ABD-İsrail hayvanlığı üzerinden aklamaya çalışmaları var malum. Yok. İkisi birbirinden çok farklı durumlar. Burada İran rejiminin elini yıkayabileceği bir şey yok.
Etliye sütlüye karışmayan, ezik, sünepe tiplere Türklüğü yakıştıramıyor insan. Bulunduğun yeri korumak için reel-politik bile davransan, en azından yarım ağız da olsa İsrail'i kınarsın. Yok yani, bu ve bunun gibilerden çekilip alınmış Müslüman izzeti ve haysiyeti.
Şah İsmail Kürt olsa ne olacak Türk olsa ne olacak!
Kendisi Bağdat'a girdiğinde İmam Ebu Hanife hazretlerinin mezarından kemiklerini çıkartıp yaktıran bir mel'undur.
PKK, kurulduğu 1978’den itibaren Kürtlerin tüm enerjisini çekip sosyalizm çöplüğüne boşalttı; ABD-İsrail çıkarına Kürt enerjisini sömürdü.
48 yılda, HÜDAPAR dışında bağımsız bir Kürt siyaseti, sivil toplumu oluşamadı.
Kürt dili, fikir ve sanatı, şiiri, romanı, sineması PKK baskısı altında gelişmedi. Öcalan’ın deli saçması fikirleri altında özgür, bağımsız bir Kürt entelijansiyası oluşamadı. Sadece kendisini PKK etkisinden kurtarabilen birkaç isim başarılı olabildi.
Yılmaz Güney gibi yeteneksiz, kadın düşmanı bir teröristi sinemanın putu yapan düşünce mesela, Kürt sinemasının gelişmesine izin vermedi.
PKK’ya sempati içindeki Kürtlerin kimlik ve psikolojisi de hırpalandı. Savaşırken korkak, yenilince ağlayıp abilerinden yardım dilenen bir silahlı hareket kendisine umut bağlayan Kürtleri de onursuzlaştırdı. Onurlu insan galibiyette vakur, mağlubiyette dirayetlidir. PKK her yenilgi sonrası sempatizanlarını ağlak birer zavallıya dönüştürdü.
Örgütün hataları hiç sorgulanamadı. Büyük yolsuzluklar, tecavüzler, infazlar telaffuz dahi edilemedi. Suriye’de elde edilen petrol gelirleri nerede mesela? ABD’den alınan yardımlar nerede? Avrupa’dan gelen paralar, toplanan haraçlar nerede? Bu kadar paranın karşılığı 1 haftada Kamışlı’ya sıkışmak mı olmalıydı mesela? Bunu sorgulayacak bir izan, akıl ve irade bile bırakılmadı PKK’cı Kürtlere.
PKK Kürtlerin katilidir. Hem bedenen hem manen katilidir. Bunu kavrayamayan Kürt için de ebeden kurtuluş yoktur.