Bakın, tecavüze direndiği için ağzından kanlar akana kadar dövülmüş ve direnecek gücü kalmayınca tecavüz edilmiş bir kadın.
Demek ki sıfır değilmiş tolerans?
Şaka bir yana, Türkiye’de ne sayıda potansiyel tecavüzcü olduğunu gözler önüne serdiğiniz için teşekkürler.
Darısı ligimizin tüm takımlarının başına, kim kaç kuruşluk adammış hep beraber görmüş oluruz.
Bir kadının ağzını burnunu kırarak döve döve tecavüz etmeye “basit bir gençlik hatası” olarak bakan bu şahsın katıldığı programlardan, çıktığı kanallardan tutun; içtiği su markasına kadar her türlü iş birliğini tek tek boykot edeceğim.
Başta feminist örgütler olmak üzere bütün insanlarımızı da bunu yapmaya davet ediyorum.
En duyarsız insan bile en azından kendi annesini, kız kardeşini, kızını düşünür ya.
Yazık, bu zihniyetteki insanlarla gün içinde otobüste yan yana oturduğumuz düşüncesi bile tüyler ürpertiyor.
Mason Greenwood ile ilgili bazı şeyleri görmezden gelmek ahlaki açıdan büyük sorundur.
Ancak bunun savunuculuğunu yapmak, başta ülkemizdeki kadınlar olmak üzere tüm kadınlara karşı işlenmiş suçtur bana göre.
Kalitesini anlatırken “yaşanmamış olsa” diye bir şart koyuyorsan, o şartı meşrulaştıramazsın.
Böyle insanlardan ve onların şakşakçılarından hem kendimizin hem de sevdiklerimizin uzak kalabilmesi dileğiyle.
Hayat futboldan büyüktür.
Bu sitede atılmış en kötü tweetlerden biri…
Greenwood sürecini “gençlik hatası” seviyesine indirgemek, futbol tartışmasının çok ötesinde ahlaki bir problem.
Bazı konularda daha özenli bir dil kullanılmalı, her şey rekabet malzemesi yapılmamalı.
"Bahsettiğin süreci yaşamasa" müthiş bir ifade tarzı.
Sanki Greenwood tutuklandığı cinsel saldırı, ölümle tehdit etme, şartlı salıverilme şartını ihlal ederek mağdurla iletişime geçme gibi suçları işlememiş ve bu suçların kurbanıymış gibi...
Birçok şeyi aklayacak kadar alçalmanızı anlıyorum da, bazı şeyleri de aklamaya kalkmayın artık.
karısı affetmiş bize ne diyenler şöyle düşünün bu olay sevdiğiniz birinin başına gelse ve o kişi her şeye rağmen o herifi affetse siz de affeder misiniz, o olay olmamış gibi davranabilir misiniz?
Greenwood’u Beşiktaş’ta istemediğimi daha önce çok açık söylemiştim. Bugün Türkiye’de oynayacak olması bile bana garip geliyor.
Mesele sadece futbol kalitesi değil. Geçmişi bu kadar tartışmalı bir oyuncunun goller attıkça alkışlanması, çocuklar tarafından idol alınması ve zamanla her şeyin normalleşmesi gerçekten rahatsız edici.
Futbolcu değil de başka herhangi bir pozisyonda ülkeye gelseydi, eminim çok daha büyük tepki olurdu. Ama futbolda başarı ihtiyacı ve kötü geçen yılların yarattığı çaresizlik insanları bazı şeylere karşı hissizleştirebiliyor.
Bu bakış açısına saygı duyduğumu söyleyemem; ama neden oluştuğunu anlıyorum.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.