Şehbal bir dönemin çok mühim dergisidir. Çöpe atacağız mecburen, işimiz çok olmasa kurtarırdık. Emek verip ben kuruturum diyen varsa gelip bedavaya alabilir; yazıktır yok olmasın...
🔴 Prof. Mehmet Ali Büyükkara:
Otizm & Engelli Dernekleri Federasyonu olarak yaklaşık 5 senedir herhalde gitmediğimiz belediye kalmadı.
İsteğimiz ise, ailelerin +18 otizmli çocuklarını bırakabilecekleri 1 gündüz bakımevi.
Belediyelerin köpekler için art arda açtığı şu yerleri görünce insan ağlamaklı oluyor.
@syrianpolanyi Katılım bankacılığı piyasadaki hacmini büyütemiyorken neden kamuya ait 3 tane katılım bankası olsun? Birleşik bir banka kamu için daha mantıklı değil mi?
Benzer bir örnek olarak 3 şirketin birleşimi olan Türkiye Sigorta var. Güçlendi ve yoluna devam ediyor.
Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın tensipleriyle;
Göç İdaresi Başkanlığı görevine Sayın Muhammet Selami Yazıcı, Başkan Yardımcılığı görevine Sayın Murat Karakaya, Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine Sayın Ahmet Türköz,
Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğü görevine Sayın Mehmet Balıkçılar, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı görevine Sayın Levent Yazıcı,
AFAD Barınma ve Yapım İşleri Genel Müdürlüğü görevine Sayın Elif Bağ atanmıştır.
Kendilerini tebrik ediyor; üstlendikleri görevlerin devletimize, milletimize ve teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyorum.
Görevlerini bugüne kadar büyük bir özveriyle yürüten kıymetli çalışma arkadaşlarımıza da emekleri ve hizmetleri için teşekkür ediyorum.
@yenisafakwriter Değerli Hocam,
İlgili şahsın uluslararası koruma başvurusunu alacağız, bu şekilde sorun çözülmüş olacak. Ayrıca Uygur Türkü Hanımefendi geri gönderme merkezimizden de serbest bırakıldı.
Bilginize.
Hayır. Zira istediği şey teknik olarak mümkün değil. Benim doğumum ya da 1 hafta sonraki hava durumu da simule edilemez. O kadar saçma bir şey istediğini öngöremedim. Demek istediğim evrimin basit simülasyonları olduğu. Ama zaten biyoloji simülasyonla çalışılan bir alan değil
Programda türleşme ile ilgili genetik veriler verdim sonrasında. Ona cevap vermediler.
🔴 History Nerd:
▪️KIZILELMA neredeyse görünmez bir uçak. Düşman radarında bir kuş gibi minicik görünüyor.
▪️Süper akıllı bir beyni var. Dünyanın en iyilerinden biri olan MURAD adlı Türk radarına sahip.
▪️Isı algılayan ve aynı anda her yöne bakabilen kameraları var. GÖKDOĞAN gibi çok sayıda füze taşıyor.
▪️Diğer KIZILELMA'larla uçarken onlarla iletişim kuruyor. Biri düşmanı görürse hepsi anında haberdar oluyor.
▪️Uçağın fiyatı 30-40 milyon dolar civarında. Bir Amerikan F-35'i 100 milyonun üzerinde. Yani Türkiye, bir F-35 fiyatına üç KIZILELMA'ya sahip olabilir.
▪️İnsansız bir jetin gerçek bir uzun menzilli füzeyle başka bir uçağı düşürmesi tüm dünyayı şok etti.
▪️Amerika, Çin ve Rusya gibi büyük ülkeler bile bunu henüz yapmamıştı. Tüm bunlar video oyunu değil, gerçek hayat.
📍KIZILELMA ANALİZLERİ DÜNYAYI ÇEPEÇEVRE SARDI.
Garanti BBVA, yaklaşık 2 milyar TL’lik faizli takip alacağını çeşitli varlık yönetim şirketlerine sattı.
Bu alacakları satın alanlardan ikisi ise Adil Varlık Yönetim A.Ş. ve Dünya Varlık Yönetim A.Ş. oldu.
304,5 milyon TL’lik faizli takip alacağı Adil Varlık’a
795, 8 milyon TL’lik faizli takip alacağı Dünya Varlık’a devredildi.
Peki bu neden önemli?
Çünkü dijital katılım bankacılığı yapan Adil Katılım Bankası ile Adil Varlık Yönetim ve Dünya Varlık Yönetim'in aynı isimler ve aynı çevreler etrafında şekillenmiş olması görmezden gelinemeyecek bir gariplik olarak karşımıza çıkıyor.
Bir taraftan İslami finans gayesiyle katılım bankası kuracaksınız diğer taraftan aynı yapı içerisindeki farklı şirketler üzerinden konvansiyonel bankaların faizli kredi, kredi kartı ve gecikme faizi alacaklarını toplayacaksınız…
Hakikaten absürt, katılım finans çok garip bir noktaya doğru gidiyor. İnsan “yuh artık” demeden edemiyor. Neresinden bakarsanız tutarsızlık!
Son dönemde ortaya çıkan dijital katılım bankaları maalesef sistemi daha fazla örselemeye başladı. Kendilerini katılım bankası olarak konumlandırmayan ve katılım bankası olduklarını dahi ifade etmekten kaçınan bu kurumların neden katılım lisansı ile dijital bankacılığa giriş yaptıkları da anlaşılır şey değil. Bu durum ayrıca sorgulanmalıdır.
Demek ki katılım bankacılığı dijital lisans alınması sürecinde bizim nazarımızda büyük bir sorun varken talep edenler nazarında önemli kolaylıklar var.
Bu durumun yol açtığı güven ve tutarlılık probleminin önüne geçmek şart.
Bilginize, vesselam.
Mecburen alacağız.
Netanyahu, cebinizde akıllı telefon olduğu müddetçe İsrail sizi izliyor demişti.
Çin'in yaptığı gibi app'lerde de bağımsız hale gelmek lazım.
Akıllı telefonu verdiğiniz bir çocuğun aklını elinden alırsınız; elindeki o cihaz çocuğun kapasitesini, düşünme, gözlem yapma, sosyalleşme ve iletişim becerilerini devralır. İşte bu yüzden, bir önceki nesilden daha aptal olan tek nesil, ne yazık ki artık yeni jenerasyonlar oluyor.
Bunun temel sebebi, günümüz insanını ve özellikle çocukları esir alan "hayattaki her şeyi eğlenceli kılma" çabasıdır. Bir teknik, bir süreç veya bir öğretmen eğer eğlendirmiyorsa kötü, gereksiz ve yanlışmış gibi algılanıyor. Sürekli eğlence, neşe ve etkinlik arayışı yüzünden kafamızı kaldırıp etrafa bakacak halimiz kalmadı. Oysa hayat eğlenceden ibaret değildir; önemli ve ciddi şeyler sıkılarak, emek verilerek öğrenilir.
Bir insan sıkılmayı, sıkılmaya tahammül etmeyi ve zamanın çıldırtıcı baskısını yönetmeyi öğrenemiyorsa, nitelikli bir idrake ve yüksek bir bilince ulaşması kesinlikle mümkün değildir. Sıkıcı gelen ilk zorlukta işi bırakan, sabredemeyen, şımarık ve beceriksiz nesiller yetiştiren, ahmaklığın yollarına döşenen taşlar işte tam olarak bunlardır.
Kimse kendi evladına bu kötülüğü yapmamalıdır. Ancak bakıyorum da ebeveynler son çıkan akıllı cihazları küçücük çocuklara vermeyi bir maharet zannediyor, doğum günlerinde tabletler hediye ediyor.
Bana sorarsanız, lise bitene kadar bir çocuğun şahsına ait akıllı cep telefonu ve tablet kesinlikle olmamalıdır. İletişim ve konum takibi çok zorunluysa çocuğa sadece tuşlu telefon veya akıllı saat verilmelidir. Bilgisayar ve tablet kullanımı ise yalnızca evin herkese açık ortak alanlarında ve kesin zaman sınırlarıyla sınırlandırılmalıdır.
Gördüğüm kadarıyla, bu sorunu tüm dünya artık görüyor ve dünya genelinde gençlere ve çocuklara dönük dijitalleşmenin önüne geçme planları yapılıyor. Zaten eğitimde de dijitalleşme günden güne azaltılmalı, eski nesil kitap ve defterlere geri dönülmelidir. Tablet ve telefonu mecbur kılan ödevlendirme yöntemleri terk edilmelidir.
Çünkü bu cihazlarla yapılan eğitimin bir faydası varsa, on zararı vardır; çocuk eline bu materyali aldığında bir birim eğitimle ilgileniyorsa, on birim lüzumsuz ve aptallaştırıp konsantrasyonu bozan saçma sapan işlerle vakit öldürmektedir.
Dijital eğlence ve etkileşim bağımlılığı bir beladır ve tüm gerçek güzellikleri gaspeder. Bir seyahat esnasında ağaçları, dağları, yolları izleyemeceksek; sevdiğimiz insanlardan oluşan bir ortamda etrafımızdakilerle sohbet muhabbet edemeyeceksek, zaten hayatın en nitelikli keyiflerini de kaçırıyoruz demektir...
Mesela İsrail’e göre bu, ateşkes ihlali değil. Çünkü içinde askerî hedefi de olan bir binayı vuruyor. Oysa normalde savaş zaten askerî hedefleri vurmaktır. İsrail’e göre ise savaş, öldürebildiğin kadar sivil öldürmektir; yani ateşkeste bile askerî hedefleri tek taraflı vurabilir.
🔴 HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu:
Sokak hayvanı diye bir tabir olamaz.
Evet hayvan da bir candır fakat insanın önüne hayvanın konulması anormaldir.
Çözüm ne gerekiyorsa odur, gerekirse itlaf.
İnsan öleceğine köpek ölsün.
SON DAKİKA - Kamuoyu tepkisi sonrası Kastamonu Valiliği’nden ekipler, başıboş köpekleri toplamak için Akbük Köyü’ne geldi.
Valilik çalışanlarına direnerek köpekleri saklamaya çalışan köpekçi militan gözaltına alındı ve tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Bu kişi kesinlikle tutuklanmalıdır. Aksi halde köylüye zulmetmeye devam edecek. @MeftunDalli@abakingurlek
Almanya'da sokakta başıboş köpek yok.
Peki nasıl oluyor bu iş?
Bir sihirbazlık numarasıyla mı?
Hayır. Tamamen "acımasız" diyebileceğimiz kadar katı kurallar, tavizsiz denetimler ve ağır bedellerle...
Gelin, şu işin somut verilerine, o çok merak edilen Alman sisteminin detaylarına bir bakalım.
BİR: KÖPEK DEMEK, VERGİ DEMEK (HUNDESTEUER)
Almanya'da köpek sahiplenmek, belediyeye her yıl tıkır tıkır vergi ödemek demektir. Öyle sembolik bir rakamdan bahsetmiyorum. Şehre göre değişir ama sıradan bir köpek için yıllık 100 ile 180 Euro arası bir vergi ödersiniz.
İkinci köpeği mi aldınız? Vergi katlanır.
Daha bitmedi! Bir de "Listenhunde" yani tehlikeli ırklar listesi var. Eğer bu listeden (örneğin Pitbull, Staffordshire vb.) bir köpek beslemek isterseniz, yıllık verginiz bir anda 800 hatta 1000 Euro’lara fırlar. Neden? Çünkü devlet açıkça "Bu köpeği almanı istemiyorum, alırsan da lüks tüketim bedelini ödersin" der.
İKİ: ÇİP, KARNE VE MUTLAK KAYIT
Almanya'da "benim köpeğim kimliksiz yaşasın" diyemezsiniz.
Sadece vergi dairesine kayıt yetmez; hayvanlar TASSO gibi ulusal veri tabanlarına da kaydedilir.
AB Evcil Hayvan Pasaportu (Heimtierausweis) zorunludur. Tüm aşıları bu karneye işlenmek zorundadır. Kaçak göçek köpek bakamazsınız. Her köpeğin devlette bir adresi, bir nevi kimlik numarası vardır.
ÜÇ: BİRİNİ ISIRIRSA YANDINIZ (SCHMERZGELD)
Diyelim ki köpeğiniz birini ısırdı veya yola atlayıp bisikletli birini düşürdü. "Köpektir, olur öyle" deyip geçemezsiniz. Anında dava açılır ve "Schmerzgeld" yani "acı ve ıstırap tazminatı" ödemek zorunda kalırsınız.
Çok uç bir örnek vereyim mi?
Diyelim ki köpeğiniz parkta yürüyen bir cerrahın elini ısırdı ve adam mesleğini yapamaz hale geldi. Veya bisikletli biri köpeğiniz yüzünden kaza yapıp felç kaldı.
Geçmiş olsun.
Ödeyeceğiniz tazminat hastane masraflarıyla bitmez; o adamın ömür boyu kazanamayacağı maaşı da sizden tahsil ederler. Rakamlar 50 bin, 100 bin Euro'ları, hatta daha fazlasını bulur. Kelimenin tam anlamıyla ocağınıza incir ağacı dikilir. İşte bu yüzden çoğu eyalette "Köpek Mali Mesuliyet Sigortası" yaptırmak zorunludur.
DÖRT: O DIŞKIYI YERDEN ALACAKSINIZ, BAŞKA YOLU YOK
Köpeği tuvalete çıkardınız, işini gördü ve siz de yürüyüp gittiniz...
Almanya'da bunu yapamazsınız.
O meşhur "Kotbeutel" yani dışkı poşetini yanınızda taşıyacak ve o pisliği yerden alacaksınız. Almazsanız ve "Ordnungsamt" (belediye zabıtası) veya bir komşunuz sizi görürse şikayet eder. Cezası şehre göre 50 Euro'dan başlar, 150-200 Euro'ya kadar çıkar. İş o kadar ciddidir ki, bazı sitelerde sahipsiz dışkılardan DNA testi yapıp suçluyu bulmayı tartışıyorlar artık.
BEŞ: SOKAĞA KARTONDA MAMA, ARTIK YEMEK KOYAYIM? SAKIN!
Bizdeki gibi köşe başlarına yoğurt kabında su, dünden kalan makarnayı bir ağaç dibine bırakmak mı?
"İyilik meleği" olayım derken suçlu duruma düşersiniz.
Almanya'da sokağa, parka, ormana yemek artığı veya mama bırakmak kesinlikle yasaktır. Sebebi çok net: "Sokaktaki fareleri ve haşereleri besliyorsunuz."
Bunun yasal dildeki karşılığı "illegale Müllentsorgung" yani yasadışı çöp atmaktır. Çevre kirliliğine neden olduğunuz için yüzlerce Euro ceza yersiniz. Hayvan beslemek istiyorsanız bağış yapacağınız adres bellidir: Barınaklar.
ALTI: OTOYOLDA BAŞIBOŞ KÖPEK Mİ? GEREKİRSE VURULUR!
Almanya otoyolunda (Autobahn) kenarda başıboş gezen bir köpek görmek, UFO görmek kadar nadirdir.
Ama oldu da bir köpek çitleri aştı ve otoyola çıktı. Sistem anında "kırmızı alarma" geçer. Otoyol polisi ve itfaiye sevk edilir, gerekirse trafik durdurulur ve köpek yakalanıp barınağa götürülür. Tüm bu devasa operasyonun faturası da çipten bulunan sahibine kesilir.
Peki ya köpek panikledi, yakalanamıyor ve hızla akan trafiğe girmek üzere?
İşte Alman sisteminin en net ve tavizsiz olduğu yer burasıdır.
Eğer köpeğin yola fırlaması insanların zincirleme kaza yapmasına, yani insan hayatının tehlikeye girmesine neden olacaksa ve başka hiçbir müdahale şansı kalmamışsa...
Polis o köpeği vurur.
İnsan hayatı söz konusu olduğunda sistem bir saniye bile tereddüt etmez.
Kısacası:
Almanya’da başıboş köpek yok, çünkü köpeği başıboş bırakmaya veya sokağa atmaya cesaret edebilecek bir "insan" yok.
Sistem köpeğe değil, tamamen sahibine odaklanmış durumda.
Seviyorsan bedelini ödersin.
Sorumluluğunu alıyorsan bakarsın.
Kuralları ihlal edersen de sonucuna katlanırsın.
- Murat Artuğ