Eda Ece veya diğerleri. Pişmanlık duyduğunu söyleyen kim varsa. Umurumda değiller.
Bu bireysel bir hata değil. Yaptıkları toplumsal birliğe hançer saplamaktı. Depremzedeler üzerinden siyaset biçtiler.
Ben daha 1 haftalık bebeğini başı olmadan enkazdan çıkaran babalar gördüm. Elimiz ayağımız boşaldı. Çaresizlik içinde donduk kaldık.
Bütün ailesini yitiren, bir başına kalan anneler gördük. Dağ gibi duran kadınlara şahit olduk. -18 derecede donan bebeklerin şahidiyim ben.
O sırada bunlar, oturdukları sıcak evlerinde ülkenin altına dinamit koyuyorlardı. Ellerini ceplerine bile atmamışlar.
Yok öyle pişmanım, üzgünüm deyip sıyrılmak. Asla affetmeyeceğim. Bu utancı bir ömür boyu sırtınızda taşıyın şimdi.
🔵 Elon Musk:
▪️"Kazandığınız şeyden vergi ödüyorsunuz, satın aldığınız şeyden vergi ödüyorsunuz ve sahip olduğunuz şeyden vergi ödüyorsunuz."
▪️"Peki bu para neye harcanıyor?" Onaylamadığınız bir sürü şeye."
▪️"İşte bu yüzden hükümetin boyutunu küçültmemiz, daha az para harcamamız ve insanların zor kazanılmış paralarının büyük bir kısmını ellerinde tutmalarını sağlamamız gerekiyor."
Kadın tanga ile adliyede çalışıyor, yetmiyor sosyal medyada paylaşıyor…
Bu dünyada örneği olmayan manyaklığı savunmak için yorumlarda Atatürk’ü örnek gösteriyorlar.
Ulan Atatürk, tangayla çalışın, kendinizi ifşa edin mi dedi?
Siz ne gerizekalı bir kitlesiniz?
Bir hikmet sahibine sordular:
“İnsanların özü nasıl anlaşılır?”
Şöyle dedi:
👨 Erkek,
eşinin hastalığında belli olur.
👰 Kadın,
kocasının fakirliğinde belli olur.
🤝 Dost,
sıkıntı anında belli olur.
👨👩👧 Evlat,
anne-baba yaşlandığında belli olur.
💰 Kardeş,
miras paylaşımında belli olur.
🌍 Akraba,
gurbet zamanında belli olur.
❤️ Gerçek sevgi,
menfaat bitince belli olur.
✨ İnsan,
zor zamanda gerçek yüzünü gösterir.
🤲 Mümin ise;
bela ve imtihan anında belli olur.
Her şeyin özeti…
Türk F-16 savaş uçağı, mühimmat yüklü şekilde yakıt ikmalinde…
Arkadaki ada Meis…
Şov yapmaya çalışanların, muharebe esnasında buraya yaklaşaması İMKANSIZ.
Burası, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin arka bahçesi.
Yüreğiniz yetiyorsa, maça bekliyoruz… 🇹🇷
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hükümdarının öldüğünü öğrendiklerinde “La Grande Aquite e morta!” diye bağırdılar. (Büyük kartal öldü) Batı yakasında çanlar çalınmaya başlandı, top atışları yapıldı, fener alayları düzenlendi.
Oysa Fatih, şehri fethettiğinde Bizans İmparatoru’ndan sonraki en önemli kişi Büyük Dük Lukas Notaras’ın evine giderek ona ziyarette bulundu ve “keşke direnmeseydiniz şu ölenlere ve esirlere yazık oldu” diyerek üzüntüsünü dile getirdikten sonra Notaras’ın hasta yatağında yatmakta olan eşine geçmiş olsun dileklerinde bulundu. “Kaybettiklerinizden daha fazlasını kazanabilirsiniz” diyerek de onların gönlünü almaya çalıştı.
Dini lider Skolaris’i patrik ilan ederek daha o yüzyılda din ve vicdan hürriyetinin en güzel örneğini sergiledi. Savaş sırasında ölen Bizans İmparatoru’nun da “ imparatorlara imparator gibi gömülmek yakışır” diyerek uygun bir şekilde defnedilmesini sağladı.
Tüm bunlara rağmen 74 imparator tarafından savunulan, dünyanın ilk Hristiyan şehri muhteşem Konstantinopolis’in Müslüman bir hükümdar tarafından fethedilmesi ruhlarında derin yaralar açtı.
Batı o günden beri bu büyük korkuyu ve nefreti üzerinden atamadı.
İngiliz yazar Andrew Wheatcroft, "Kapıdaki Düşman” adlı kitabında “1071 Malazgirt savaşıyla Türkler Anadolu'ya girdi ancak asıl İstanbul'un fethi Avrupalıların gözünü fena korkuttu” der.
Papaz Martin Luther, Türkler için “Tanrı'nın gönderdiği cezadır.” “Türkler, Tanrı'nın öfkeli kırbacı, yakıp yıkan şeytanın uşağıdır” demiştir. Voltaire ise Rus Çariçesi II. Katerina'ya yazdığı bir mektupta; “Türk dilini ve onu konuşanları Avrupa'dan sürmek gerek. İnsanlığın iki büyük baş belası var: Birincisi veba, ikincisi Türkler.” diyordu.
Victor Hugo, “Bu katil imparatorluktan, Osmanlı'dan yakamızı kurtaralım.” Engels ise: Türklerin ortadan kaldırılmaları gerekir” demişti. Leibniz, Goethe gibi birçok aydın, sanatçı, siyasetçi yüzyıllardır bu korkuyu ve nefreti içlerinde yaşadı/yaşıyor.
O yüzdendir ki Mehmed, onların nazarında ikinci Lusifer, tiran, cehennemin çocuğu, yedi kafalı kırmızı ejderha vs. olarak anıldı. Bugün dahi öfkelerinde hiç azalma olmamıştır.
İki imparatorluk, dört krallık ve on bir prensliğe son veren bu genç hükümdar devletini bir dünya imparatorluğu yapmak istiyordu. İstanbul merkezli bir dünya imparatorluğu. Ne ulvi ne muhteşem bir ülkü bu.
Trabzonlu Georgios, Fatih’i şöyle tarif ediyordu. “İkinci Mehmed, Kirus’tan da Büyük İskender’den de Sezar’dan da büyüktür. Hatta tek cümle ile söylenecek olursa; o, gelmiş geçmiş bütün hükümdarlardan üstündür.” Öyle ki ”Doğu da Batı da Allah’ındır” diyen bu cihan hükümdarı Sultan-i İklim-i Rum, Kayser ve Basileus gibi unvanlarla anıldı.
Diğer taraftan da bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Molla Hüsrev, Molla Gürani ve Akşemseddin gibi hocaların ellerinde yetişen Fatih’in, Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. İlmi tartışmalara giren, soru soran, üreten, okuyan, araştıran bu büyük sultan aynı zamanda tarihin en derin filozof padişahlarından biriydi.
Peki, neden Fatih’e ilgisiz kalıyoruz? Neden bu büyük fetih için tüm okullarda “Fetih Haftası” düzenlenmiyor? Neden Fatih'e İstanbul'u fethettiren tedrisatın mahiyetini sorgulamıyoruz? “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” dediğimiz gençlere neden onun bir dünya imparatorluğu kurma ülküsünü aşılamıyoruz? Neden, neden, neden…?
İspanyol boğa şişleyince: Spor.
Danimarkalı balina avlayınca: Ticaret.
Çinli köpek kesince: Festival.
Hristiyanlar hindi kesince: Yılbaşı.
Kanadalılar fok avlayınca: Kürk ticareti.
Amerikalı zengin aslan vurunca: Safari.
Yahudiler Kaparot yapınca: Arınma.
Fransızlar kazı zorla besleyince: Gurmelik.
İngiliz aristokratı tilki avlayınca: Gelenek.
Avustralyalılar kanguru itlaf edince: Nüfus kontrolü.
Japonlar yunus avlayınca: Kültürel miras.
Müslümanlar Allah rızası için kurban kesip etini dağıtınca ise “katliam” oluyor, öyle mi? Demek ki derdiniz hayvanlar değil; mesele İslam düşmanlığı.
Vergilerimin üç şeye harcanmasını kesinlikle helal etmiyorum.
Gereğinden fazlaca istihdam edilmiş ve her bayram 9 gün Yunanistanı zengin eden memurlara.
Hiçbir fonksiyonu olmayan milletvekillerine.
Ve sokak köpeklerine.
GAZAP'ın tadına ilk kim bakacak diye düşünürken...
Eski İsrail donanma istihbaratçısı Jonathan Pollard:
Bir sonraki savaşa hazırlıklı olmalıyız, bu savaş muhtemelen Türkiye ve Mısır’a karşı olacak. Fırtına geliyor. Dünyanın daha önce görmediği bir süreç olacak.
Türkiye başa çıkılması zor bir tehdit. Türklerle, İranlılarla olduğu kadar kolay bir süreç yaşamayacağız, bu apaçık ortadadır.