şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Bazı insanlar bekar olsalar da kendilerinden ve sevme biçimlerinden ödün vermez. Düşüncelerine, hislerine sadık kalır, hayatlarındaki boşluğu sırf biri olsun diye herhangi biriyle doldurmazlar.
@leylibedik@buseyaben Biz kadınların zihinsel özgürleşmelerini destekleyici finansal güçleri yoksa bu özgürleşme çok farklı bir prangaya dönüşebiliyor. Her şeyin tam olup tek eksiğin para olması kadar içinden çıkılmaz bir durum yok maalesef. Her ikisini birden elde edebilmek dileğiyle
Hepimiz sessiz bir inançla yaşarız: bir gün doğru sistemi kurduğumuzda, işleri yetiştirdiğimizde, hayatı nihayet rayına oturttuğumuzda asıl yaşamak istediğimiz hayat başlayacaktır. Heyhat ! O gün hiç gelmez.
Yapılacaklar listesi her zaman ömürden uzun, gelecek her zaman belirsiz, hayat hep pamuk ipliğine bağlı. Kusur hayatın içinde. Gerçek özgürlük, bu kusurluluğu bir eksiklik değil, insan olmanın ta kendisi olarak kabul etmekle başlar.
Mükemmel planı beklemek yerine kusurlu da olsa bugün bir adım atmak, dev hedefler karşısında donmak yerine taşınabilecek tek çakıl taşını taşımak, geleceği garanti edemeyeceğimizi kabullenmek lazım.
Hayatın en değerli anları zorla üretilemez, ancak kontrol gevşediğinde kendiliğinden gelir. Sıradan bir gün, asıl hayatın provası değil hayatın ta kendisidir; içimizden geçen cömertliği ertelemeden yapmak, belirsizliğe korkuyla değil merakla bakmak, sıradan eylemleri mesela bulaşık yıkamayı bile keyfe dönüştürmek mümkün.
Hayatı zapt ü rapt altına alma projesinden vazgeçtiğimizde hayat elimizden kaçıp gitmez. Tam tersine, bu kabullenişle ilk kez gerçekten elimize geçer. Anlamlı bir hayat sorunlarımızı çözdükten sonra değil, onlar hâlâ oradayken, bugün başlar.