“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Cumhuriyetimizin 102. yılı kutlu olsun! 🇹🇷
Herkese selamlar,
Sofrada bereket, sokakta selamet, insanda dürüstlük ve daha niceleri gibi dertlerimiz varken,
başka bir derdimiz yokmuş gibi günlerdir yazdığım şarkı sözleri sosyal medyada konuşuluyor. Kasıtlı, son derece art niyetli ve aklıselim biri tarafından algılanması imkansız olacak şekilde bambaşka bir yerlere çekiliyor. Şaşkınlıkla izliyorum.
100’ü aşkın eserin söz yazarı olarak, ilk ve son kez, Perperişan şarkısı özelinde kafaları biraz netlemek gereğini görüyorum. Şarkılarım her zaman hayatın pek çok alanından ilham almış ve hayatın kendisini anlatmıştır. Benim yazım tarzımla ortaya çıkmış bir üründe herkes, her dinleyen, kendine ait, kendine dair kişisel anlamlar bulabilir. Sanatın ve edebiyatın çekici ve güzel yanı da budur zaten.
Bu şarkı halk edebiyatı geleneğine öykünerek, metaforlar üzerinden bir aşk hikayesini anlatıyor.
Dinleyenlerimin son derece aşina olduğu muzip bir anlatım tarzı. Misal, kuş dediğin yuva da kurar göklere de uçar. Artık nereden almak istersen.
Sadece bir noktayı son derece net olarak ifade etmem gerekir ki, şarkıda geçen “toy bebe”, “kelek / ham / hayattan derslerini almamış ruh” manası taşımaktadır. (Kuşkusuz biçimde ve de tabii ki!)
Benim bu hikayenin neresinde olduğumun yorumunu ise sizlerin temiz kalplerine bırakıyorum. En kadim kültürel değerlerimiz arasında olan “ozanlık” gereği, bunun şahit olanı ve anlatıcısı da olabilirim.
Son olarak, kamu düzeni ve genel sağlığımızın alt tarafı bir şarkıdan bozulacak kırılganlıkta olmadığına inanmak istiyorum. Bu algı yaratma çabaları arasında, zihni ve kalbi rencide olan ne kadar sevenim varsa her birine yürekten sarılıyorum.
"Bir tebessüm, bir bakış, bir omuz yüzünden aşık oluruz. Bu kadarı yeterlidir; sonra, umut veya hüzün dolu uzun saatler boyunca, bir insan imal eder, bir kişilik yaratırız." Proust, Albertine Kayıp'da 'aşkın imalini' böyle anlatır.. Olmayan birisiyle, eksiğimizi paylaşmak..
İki güzel âşıktan, bir yaz esintisinden, su sesinden, bebek gülümsemesinden çok yakışan ne var ki bu dünyaya? Bir de umut, evet kendini her şeye rağmen var eden o umut. Gülümseyin, hayat da gülümsesin.
Günaydın.
Öfkeliyken bile incitmemek, yaralamamak için özen göstermek, şefkatli davranmaya devam edebilmek. Gerçek bir bağın ve olgun bir karakterin en önemli göstergesi.
İnsan bir noktadan sonra, hiç kimsenin olmamışlığını, hasetliğini, kötülüğünü, aptallığını, şımarıklığını tolere etmekle uğraşmak istemiyor. Zamanı azalınca, hayatın bunlarla uğraşılmayacak kadar kısa olduğunu anlıyor ve diyor ki, “Herkes yerinde sağ olsun.”
Geçer
“Izdırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,
Ömr-i fânî gibidir; gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyleyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şâdî de geçer, gussa-i mâtem de geçer...”
Neyzen Tevfik
Her şey koca bir oyundan ibaret. Güçlü olan senaryoyu yazıyor, oyunu kurguluyor. Güce yamananlara rolleri dağıtıyor. Aparatlar kitleleri coşturuyor. Kimi cehaletten kimi güçten faydalanmak için rolünü coşkuyla oynuyor. Gerçeği gören gözlerse ruh bulantısıyla hayata devam ediyor.