“Kanser cerrahı bile kendi prostat kanserinde tarama istemiyor”
• Richard Spicer (82 yaşında emekli kanser cerrahı) prostat kanseri olmasına rağmen rutin PSA taraması yapılmasına ve kitlesel tarama programlarına karşı çıkıyor.
• Cerrah, “tarama istemiyorum” diyerek PSA testinin yarardan ��ok zarar verdiğini savunuyor.
• PSA testi çok sayıda yavaş ilerleyen, düşük riskli kanseri tespit ediyor → aşırı teşhis (overdiagnosis) ve gereksiz tedavi (overtreatment) riski artıyor. Bu tedavilerin yan etkileri (idrar kaçırma, cinsel fonksiyon kaybı, hormon tedavisi komplikasyonları vb.) hastalar için ağır sonuçlar doğurabiliyor.
💥 Richard Abimle tamamen aynı görüşteyim ama bu bizim görüşümüzdür. Yaptırmayın tavsiyesi değildir!
Bundan 25 yıl önce Finlandiya’da 10 yıl yaşadım. Çocuklar çamurda, karda oynuyorlardı hep. “Kirlendin, üşütürsün, düşersin…. “ sözlerini duymadan büyürler. Ömürler uzundur o karanlık ve soğuk ülkede. Şimdi bir de yasak getirmişler “plastik kökenli döşemeleri kaldırın oyun yerlerinden”diye. Çünkü çocukların kan tablolari daha sağlıklı oluyor toprakla oynadıklarında. Her türlü hayvanat pisliği de var o ormanlık memlekette. Millet neleri düşünüyor, biz nelerle uğraşıyoruz.
Tek bir insan hücresinin 3D görüntüsü bu iken… endoplazmik retikulumlar, mitokondriler, ribozomlar/proteinler/enzimler vs. Yani hepimiz gerçek bir mucize bir varlıkken… nasil oluyorda kendimizi değersiz hissettiriyorlar? Unutmayın..süpersiniz ♥️
Bir ya da birkaç müdür münasebetsizlik yapmış, cezalandırılsınlar ama ne demek gerekirse hepinizi sıraya dizer, ararım. Siz iyice kırdınız kafayı. Ortamı germek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Lütfen bu hesapla ilgilenin. Nzi güvenlik güçlerimizi seviyor ve saygı duyuyoruz ama hiç kimse eğitimcileri bu şekilde aşağılayamaz. @EmniyetGM
SONER YALÇIN - Bir kadın ezberi bozdu
Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.
Doktor tavsiyesi sebebiyle:
– Yumurta yemezdi…
– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…
– Tereyağı eve sokmazdı…
Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!
Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!
Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:
İyi kolesterol ve kötü kolesterol!
İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!
Annem 17 yıl önce vefat etti…
Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!
Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.
Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…
Annem…
– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.
– Gluten nedir duymadı.
– Kandida nedir duymadı.
– Probiyotik nedir duymadı.
– Glutatyon nedir duymadı.
“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!
Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…
Hele…
Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…
Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…
KİM BU DOKTOR?
Elazığ 1943 doğumlu.
Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.
Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.
İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.
Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.
1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…
Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.
Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.
1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.
İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…
Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…
Peki annemle ne ilgisi var?
50'NCİ YIL “ÖD��LÜ”
Yıl, 2010…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:
– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”
– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”
Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?
Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…
Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.
Canan Karatay ezber bozuyordu:
– Yumurta yiyin, diyordu.
– Tereyağ yiyin, diyordu.
– Kırmızı et yiyin, diyordu.
– Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.
Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!
Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…
Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.
Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.
– “Bilim karşıtı” dendi.
– “Şöhret peşinde” dendi.
– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.
Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.
Bu yıl…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!
Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da başına geliyor! Burası, vasatın iktidar olduğu ülke çünkü…
Urfa'daki saldırıyı yapanla Maraş'taki saldırıyı yapan çocuk aynı oyun grubundaymış ve bu grupta çok sayıda çocuk varmış. O oyunlar ve oyun grupları incelenmeli.
Prof Dr Ahmet Küçükusta: Tüm sağlık reçeteleri yalan dedi sosyal medya sallandı...
Prof. Küçükusta: Tüm sağlık reçeteleri yalan..‼️‼️
Profesör Ahmet Rasim Küçükusta ezberleri bozdu.
Dünya sağlık kartellerini eleştirdi. "Hastaneye giderseniz sizi zorla hasta ederler" dedi.
- Mr'ların yüzde 90'ı gereksiz yere çekiliyor.
- Kanser taramalarının çoğu kandırmaca. Insanlar kendilerini kullandırmasın.
- İlaçların çoğu boşa veriliyor. Yüzde 37'si çöpe gidiyor.
- Antibiyotik yazan değil, yazmayan doktor makbuldür. Ama bizde tam tersi geçerli maalesef.
- Grip aşılarının etkinliği sıfır.. Ben hayatta vurdurmam.
- Her yıl gereksiz yere binlerce biyopsi yapılıyor, röntgen çekiliyor.
- Leblebi çekirdek yer gibi anjiyo yapılıyor. Stent takılıyor. Bunlar vücuda zarar veriyor. – Check-up kampanyaları gerçek bir tuzak. Akciğer filmi vücudunuza zarar veriyor.
– Insanlar kendiliğinden geçecek hastalıklar ıcın kesinlikle hastanelere gitmesinler. Tahliller vücuda radyoaktif ışın veriyor. Gereksiz ilacın faydası yok zararı var.
– “Başlangıç” diye birşey uyduruldu. Hastalara, alzheimer, reflü, astım başlangıcı teşhisi konuyor. Amaç hastayı boş çevirmemek. Başlangıç diye birşey yok. Ya hastasın ya değilsin.
– Kolestrol ilaçlarının tedavi yüzdesi çok düşük. Zararı daha fazla. Hayat tarzınızı değiştirmek ilaçtan çok daha etkili. Doğal beslen, hareket et bu beladan kurtul.
– Nodül çok abartılıyor. Nodülün kansere dönüşme ihtimali çok düşük. Bunun için gereksiz tahlil ve teşhisler yapılıyor.
– Vitamin haplarının sağlam insanlara hiçbir faydası yok. “Ben yorgunum” diye vitamin hapı alınmaz.
– Köpek balığı kıkırdağı ile kanser tedavi edildiği iddiası tamamen uydurma. Köpek balıklarının kansere yakalanmadığı düşüncesi de safsata. Bu hayvanlarda kırk çeşit kanser tespit edildi.
– “Bitkisel ilaçların hepsi masumdur. Yan etkisi yok” düşüncesi doğru değil. Unutmayın, haşhaş, tütün, zehirli mantar da birer bitki…
ayçiçek yağı, Mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her Sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun.
Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin. Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin. Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin. Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın…
Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”
Değerli dostlar bu yazımız diğer yazılarımızdan çok farklı.
Lütfen bunu herkese ulaştıralım.
İşin edebi yanını tarihi yanından ayıramadığımız bir dönemdir İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı. Şu, kendilerine dinsiz dememek için tengrici diyenleri gördükçe gülüyorum. İnanç sistemleri yok. O kadar yok ki, Uygurlar bile yazılı metinlerini Budizm ve Maniheizm dinlerinin etkisiyle yazmışlar. 751'den itibaren terk edilmeye başlanmış, 9. yüzyıldan itibaren de yerini hızla İslâm'a bırakmış bir pagan inancını diriltmeye çalışırken komik duruma düşüyorlar. Tarihin gördüğü en Türkçü adamdır Kaşgarlı Mahmud. O kadar milliyetçidir ki, bütün Türk dünyasını dolaşmış, sözlü ürünleri derlemiş ve ilk kez yazıya geçirmiştir. O bile der ki: "Yere batası kafirler göğe tengri derler. yine bu adamlar büyük bir dağ, büyük bir ağaç gibi gözlerine ulu görünen her şeye tengri derler. bu yüzden bu gibi şeylere yükünürler (secde ederler) yine bunlar bilgin kimseye tengrigen derler. bunların sapıklıklarından tanrıya sığınırız.”
(Divânü Lügati't Türk, 3. cilt, s. 377)
Kalbim durdu.
Kolunuzda ışıltılı bir saat olsam belki daha çok bakardınız.
Rugan ayakkabılarınızda bir toz olsam belki daha çok silerdiniz hüznümü.
Antika vazonuz olsam düşecek olmamdan çok korkardınız biliyorum .
Hediye paketinde bir düğüm olsam heyecanla çözerdiniz belki.
Efendilerinizin kalbi olsam kırmaktan korkardınız eminim.
Vitrinde bir pasta olsam üflerdiniz acımı,
Kiraz ağacı olsam kulağınıza küpe olurdum,
Bir ağaç olsam meyvemden dolayı gölgeme katlanırdınız,
En sevdiğiniz pembe ceketinizde düğme olsam kopmamdan korkardınız anlıyorum.
Bozuk paranız olsam öyle bir köşede illa ki sayacaktınız beni.
Rütbeniz olsam omuzlarda taşınır
Markanız olsam leke kondurmazdınız,
Size sağlıklı yaşamın sırlarını verseydim beni tane tane dinlerdiniz,
Yakın gözlüğünüz olsam bu kadar uzak bakmazdınız bana..
Etkileyici bir kitap olsam filmimin çekilmesini isterdiniz.
Hediye çekiniz olsam hangi tarihe kadar geçerli olurdum sorardınız.
Hiçbir şeyiniz olsam ölürdüm evet.
Siz kazandınız.
Kalbim durdu
Bombalar saatlerden daha çok çalışıyor.
Siz kazandınız .🇵🇸🇵🇸🇵🇸
“Kadınlar bedeninize değer verin çocuk yapmayın, erkeklerle özgürce takılın.” fikrini topluma enjekte ettikten sonra 10 tane çocuk yapıp haremlik selamlık takılan Yahudiler 😊
Yau yıllarca nelerden yoksun kalmışız be.
Çocuklar cıvıldaya cıvıldaya oynuyorlar, oynadıkları şarkının içinde izlerken canını sıkacak bel altı bir söz ya da yaşlarına uygun olmayan kadın erkek ilişkisi yok.
“Okullarda bile çalıyor amma popüler oldu” diye düşündüğün kişi uyuşturucu, kumar, karı kız meselelerinde yüzlerce ahlaksızlığı ile bilinen birisi değil.
Olm gayet normal güzelliklerden nasıl bu kadar mahrum kalmışız ? Bizden ne kadar çok şeyi çalmışlar.
Normal bir güzeli garipseyecek kadar çirkine alıştırılmış olmamızı garipsedim cidden.
Neredesiniz lan mor halkalılar, kadına şiddet diyerek ortalığı ayağa kaldıranlar, benim bedenim/benim kararım diye yırtınanlar, düşünce özgürlükçüleri, yaşam tarzımıza müdahale ediliyorcular? Neredesiniz lan? Neredesiniz Gülben ve Berna ikilisi? Kadın metalaştırılmayınca kadınlıktan mı çıkıyor?
Genel olarak ifade edeyim ;
Eğitimde her insana lazım olan nefis terbiyesi, iş bitirebilme ahlakı, disiplinli çalışma gibi nosyonlar çok zayıf.
Hâla insanların “çocuklar istedi mi yhaaa” diye düşünmesi bile bunun aileler cihetini gösterir. Şekerden başka yiyecek istemeyen çocuk bir eğitimi istemediyse o eğitim yanlış yani.
Çocuk yetiştiren bilir ki çocuklar her faydalı şeyi de koşa koşa yapmazlar. Bu illa ki zorlama değildir. Bolca teşvik c sabır gerekir.
Kötü uygulayanı oluyorsa, testi iyi çözsün diye kamçılanıp intihar eden çocuklar da karşısındaki örnektir. İstisna kıyasa asıl olmaz.
Erişkinler bile iradeli, iş bitirebilir değiller ki çocukları öyle yetiştirsinler.
Çocuklar bu eğitimle meslek erbabı da olmadıkları için onun sağlayacağı kazanımlardan da mahrum kalıyorlar.
Yanı sıra bunu kamçılayacak ahlaki eğitim de zayıf. Birlikte hareket etme, bir grubun üyesi hissetme, takımdaşlık hissi ile ortak duygulanım gibi nosyonlar da zayıf.
Hatta zayıf değil neredeyse hedeflenmiyor. Beyaz yakalı olmak için test çözdürüyorsun eğitim dediğin neredeyse bu kadar.
Zaten teorik kısmı da berbat. Malumatfuruş zır cahiller yetiştiriyoruz. 10 yaşında bir çocuk matematik öğrenemez. Test çözecek kadar ezberler sadece.
Ahlak ve irade ise her insana lazımdır. Her yaşta eğitimde olmalıdır.
Dolayısı ile şu eğitimin hedef ürünü zaten kötü. Hedeften daha iyi bir şey çıktıysa bu kişisel kazanımdır.
Dolayısı ile ebeveynlerin eğitimin defolarını gidermek için yaptıkları her ekstra iş faydalı olmaya adaydır.
Her işin çürüğü çarığı olur, eksiği gediği olur. Eksiği de eleştirilir.
Ama burada esas problem “bu eğitimle çocuğum yetersiz kalır” diye ahlaki eğitim vermeye çalışan ailelerde değil.
Ailenin en azından ürüne dair hedefi güzel. Başarabilir ya da başaramaz. Sistemin ise hedef ürünü bile iyi değil.
Ben Öğrenmeyi Öğrenmekte yazdım. Çocuğu okullardan alıkoyamazsın. Bu bir fanus oluşturur ve sosyalleşme kabiliyetini zayıflatır. Başka eksikliklere de sebep olur.
Ama çocuğun gününün yarısını yiyen bir eğitimin de daha temel konularda daha iyi hedeflere sahip olması gerekir.
Sistemin hedeflemediği bu önemli konularda ailelerin alternatiflerle desteklemeye çalışması gayet normaldir.
Gerçekten sizde zekanın zerresi yok...
Ulan burada küçücük çocukları kamuflaj giydirip silah altına almış bir de video çekiyorsunuz...
UCM kararları gereği ÇOCUK ASKER OLUŞTURMAK SAVAŞ SUÇUDUR da bunu ilan edecek kadar da akılsızsınız...
Sonra da bu küçücük çocukları kullanıp savaşta öldüler diyorsunuz, hayır onlar savaşta ölmüyor sizin ellerinizle katlediliyorlar...
Yılmaz Güney film çekiminde performansını beğenmediği oyuncuya saldırıyor.. Hakim katili, çocuk ezip kaçan, kadını arabayla ezen yine kadını hedef yapıp ateş eden bu dağdan inme bölücüyü hala sanatçı ikon diye bize yutturmaya çalışanlar var..
Babamın teyze torunuydu Ahmet. Benden büyüktü ama aynı dönemde yatılı okula gittik. Çok mazlumdu, hep dayak yerdi. Yüzü gözü kızarmış bir şekilde yanıma gelir, Emine, beni dövdüler derdi. Dört kaplan gücünde gider, Ahmet'i dövenlere saldırırdım. Çok iştahlıydı, doymazdı karnı. Yemeğimin yarısını ona verirdim. Yüzüme bakar, sen benim ablamsın derdi. Ben üniversiteye gittim, o uzman çavuş oldu. Sonra bir gün duydum ki şehit olmuş Ahmet. 34 sene oldu. Artık Ahmet'i hatırlayınca içim daha az yanacak. Nur içinde yat manevi kardeşim, intikamın alınıyor çok şükür.