Sevan Nişanyan’ın oğlu Arsen Nişanyan:
📍Suriye’de oluk oluk kan akmıyorsa bunun sebebi Türkiye ve TSK.
TSK’nın bir standart koyucu olmasıdır.
▪️Dün İsrail ile aynı yatağa giren Kürt arkadaşlarımız şu anda hala bir protestoya devam edebiliyorsa hala canlar��nı, mallarını, varlıklarını koruyabiliyorlarsa bu Şara rejimi, ABD veya Rusya sayesinde değil bu Türkiye sayesinde mümkün.
▪️Orta Doğu derin bir bataklık ve Türkiye bu bataklığı kurutmaya talip bir güneş.
Bir medeniyet vizyonu var.
▪️Böyle bir dünyada yaşarken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sığınılabilecek son kale olarak varlığını koruması hepimizin yararına.
▪️Benim sarılabileceğim tek kale Türkiye. Çünkü ABD’de bana Filistinli’ye yaptıklarının aynısını yapacaklar.
🔴 Tokat gibi sözler..
Levent Gültekin Kürt devleti peşinde koşanlara vermiş ayarı.
Gidin Irak'ta uyduruk bir Kürdistan var, kaç gün yaşayabileceksiniz, Kaç kelime iletişim kurabileceksiniz?
Ve Karakozak’tan beklenen video geldi;
“Ben 76. Tümen Komutanı Seyfullah Ebubekir;
Sayın MİT başkanı İbrahim Kalın‘a ve onun ekibine ve tüm Türk dünyasına armağan ediyoruz
Süleyman Şah dedemizin türbesi tamamen teröristlerden temizlenmiştir
Bundan sonra burayı korumak bizim için namus borcudur. Burası Türk toprağıdır ve öyle kalacaktır”
Osmanlı Beyliği kuruluş ilanı.
TRT'nin 1987 yılında çektiği "Kuruluş Osmancık" dizisindeki bu harika sahneyi mutlaka izleyin.
Viking çakması oyuncular ve deri kostümler yok,
Cihan Ünal'dan Aliye Rona'ya kadar harika bir kadro, döneme uygun kostümler içinde "dönem dizisi nasıl olur" dersi veriyorlar.
Arkada çalan da Anadolu Selçuklu hükümdarının yolladığı tabur takımı.
#kaybolantarihinpeşinde
▪️Sevan Nişanyan:
“20. yüzyılın başına kadar Van merkezde Kürtlerin esamesi okunmuyor.
Mardin’e ilk gittiğim yıllarda, 1970’lerde, şehirde Kürtlerin esamesi okunmuyor.
Diyarbakır’a geldiğin zaman, nüfusun yarısından fazlası Türk; Ermeni nüfus, diğer azınlıklar ve bir miktar da Kürt var.”
Mel Gibson:
- Üç arkadaşım var. Üçünün de dördüncü evre kanseri vardı... ve üçünün de şu anda hiç kanseri yok.
Joe Rogan:
- Ne aldılar? İvermektin ve Fenbendazol mü?
Mel Gibson:
- İsa’ya yemin ederim…
Doğuda bir Kürt devleti kurma fikri, Kürtleri Türklerden ayırmakla, Ermeni devletine zemin hazırlamak için yapılmış bir Ermeni projesi olduğunu,
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin, Kürt bir talebesi olan Abdülkadir Badıllı Ağabey anlatıyor.
Biraz önce paylaştığım Mehmet görmez'in üniversite rektörü olarak atanması karşılığında hocaya hakaret eden bir takım cahillere inat buraya Mehmet hocanın Allah resulü döneminde adı Filistin olan bir çocukla anlattı��ı o müthiş hikayeyi tekrar paylaşayım.
Sonuna kadar dinlerseniz harika bir ders alırsınız.
“Baba… başka bir okulda okuyabilir miyim?”
“Bir şey mi oldu?” dedim. “Hayır.” “Arkadaşın var mı?” “Bilmiyorum.” Sana kötü davranan var mı?” Sessizlik.
O gece uyuyamadım. Ertesi gün okula gittim. Müdürle konuşmadan önce gözümle görmek istedim. Koridorda durup teneffüsü bekledim.
Oğlum, duvarın dibinde, elinde termosu, gözleri yerde duruyordu. Dışlanmanın görünmezliği, yüzüne çökmüş.
Üç çocuk geçerken biri omuz attı. Diğeri çantasını çekip yere attı. Başka biri telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti: — “ tipe bak !” deyip kahkaha attılar.
Oğlum hiçbir şey demedi. Sadece dudaklarını büzdü. Sanki “acı beden” donmuştu.
Acı beden dediğimiz şey, kemik kırılması gibi değildir. Yıllarca taşınır. Gülüşe gömülür. Sessizce büyür. Kişilik denen yere sızar.
Ama beni en çok ezen bu sahne değildi.
Ben uzakta oldugum için yetisene kadar gittiler.
Bir öğretmen o sırada yanlarındaydı geçti. Bakışlarıyla her şeyi gördü. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.
O an şunu anladım: Çocuklar acı verebilir. Ama yetişkinler sessiz kaldığında, acı kurumsallaşır.
Müdürle konuştum. Durumu anlattım: Defter saklama, lakap takma, itme, fotoğraf çekip alay etme
Müdür rahat bir sesle: — “Merak etmeyin, onlar biraz sorunlu çocuklar.Ailede şiddet görmüşler. Aileleri de belalı tipler. Durumu idare ediyoruz.”
İşte o cümle: “Biz hiçbir şey yapmayacağız.”
O akşam oğlum yine alçak bir sesle: — “Düşündün mü?” dedi.
— “Evet. O okula geri dönmek zorunda değilsin,” dedim.
Gözlerine baktım. Omuzlarından bir yük düştü. Çantasını kenara koydu, derin bir nefes aldı. Sessizce ağladı.
O an anladım: Bazı çocuklar güçlü görünür, çünkü kırıldıkları yer görünmesin diye.
Yeni bir okula başladı. Daha büyük değil. Daha modern değil.
Sadece daha insani bir yere.
İnsanların gözünün içine baktığı bir yere. Adıyla seslendiği bir yere. Gülüşünün savunma değil, gülüş olduğu bir yere.
Artık koridor gördüğünde gerilmediğini fark ettim. Yürürken omuzlarını toplamıyor. Gözleri yerde değil.
İnsan, sözel şiddeti hafife alır. Ama zorbalık, çocuğun bedenine değil, kimliğine saldırır.
O yüzden etkisi uzun sürer. Kimi zaman bir ömür.
Birkaç hafta sonra akşam yemeğinde sordu:
— “Baba, ben neden kavga etmedim?”
Göz hizasına indim.
— “Oğlum, bazı insanlar başkalarını ezince güçlü sanır kendini. Ama unutma: korkaklar saldırır, güçlüler kendini kontrol eder.”
-Baba bizim oturduğumuz sitede de zorbalar var buradan taşınmak istemiyorum evimi seviyorum.
Omzuna dokundum:
— “Zorbalıkla savaşmanın üç yolu vardır:
Korktuğunu gösterme. Zorba korkuyu koklar.
Net konuş. Bağırmadan: ‘Bu hoşuma gitmiyor.’
Tanık yarat. ‘Beni itme’ de. Bu seni zayıf değil, akıllı yapar.”
Oğlum yavaşça gülümsedi: — “Yani iyi kalmak zayıflık değil?”
— “Hayır oğlum. İyi kalmak cesaret ister. Ve çoğu insan cesur değildir.”
Bugün oğlum mutlu. Arkadaş ortamına karışabiliyor. Adıyla çağrılıyor. Gözlerine bakılıyor.
Ben hâlâ o koridorları düşünüyorum.
Acı beden, bir yara değil. Bir kayıt. Beynin, bedenin, sinir sisteminin ‘artık güvende değilim’ diye yazdığı uzun vadeli bir hafıza.
Bir çocuk, hevesinden okul değiştirmek istemez.
Kaçacak yeri kalmadığında ister.
Güvende hissetmediğinde ister.
Ve bir gün, çocuğunuz neredeyse fısıldayarak:
— “Baba… Ben burada iyi değilim,” dediğinde,
bu cümle, sadece bir talep değil, çocuğun çaresiz yardım çağrısıdır.
Bazı çocuklar suçlu değildir; ihmal edilmiş bir travmanın taşıyıcısıdır.
Ama bazı yetişkinler: bile isteye kördür.
Not:
Nice öğretmen vardır ki zorbalıkla gece gündüz mücadele eder, çocuğun sesini duymak için çaba gösterir.
Nice veli vardır ki empati kurar, kendi çocuğuna “güvenli davranmayı” öğretir.
Nice çocuk vardır ki evde şiddet gördüğü için o dili okula taşır; yumruğu değil, aslinda çaresizliği konuşur.
Ama bildiğimiz bir şey var:
Bu iyi insanların varlığı, kötü deneyimleri yok etmiyor.
Sistem, en savunmasız çocuğu koruyamadığında, travma istatistik olmaktan çıkıp, acı bedene dönüşüyor.